GDO ile ilgili kim, ne diyor?

İşte 26 Ekimde yürürlüğe giren Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerle ilgili yönetmeliğe karşı çıkanların açıklamaları...

GDO ile ilgili kim, ne diyor?

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı ürünleri (GDO) "bilim" diye kutsamaya çalışmanın, atom bombasını üretip kullanılmasını savunmaktan farklı olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Özkaya, hükümetin GDO’lu bitkilerin üretimine izin verilmesine yeşil ışık yaktığını, bu ürünlerin ticaretinin bir yönetmelikle düzenlenmesinin hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından sakıncalı olduğunu ileri sürdü.

Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle, bebek mamaları ve küçük çocuk besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımının yasaklandığını hatırlatan Özkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Anlaşılıyor ki GDO’lu bitkiler, bebeklere, küçük çocuklara zararlıdır. Ayrıca organik tarım alanlarına ve biyolojik çeşitlilik merkezlerine, örneğin buğdayın yabani atalarının zengin olarak bulunduğu yerlere de zarar vereceği kabul edilmektedir. Bebeklere ve küçük çocuklara zarar veren GDO’lar nasıl oluyor da yetişkinlere zarar vermiyor? Yetişkinleri gözden mi çıkardık? GDO’lu mısır ürünleri yiyen bir anne, bebeğine süt verirse bu bebeğe zarar vermeyecek midir? Unutmayalım ki nişasta bazlı (mısırdan yapılan) şeker yüzlerce üründe kullanılmaktadır. Ülkemiz ayrıca dünyada tarımın ilk başladığı ’verimli hilal’ denilen bölge içindedir. Buğday, arpa, bezelye, mercimek, nohut gibi bitkiler bu bölgede kültüre alınmıştır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik merkezlerince çok zengindir."

Verimi arttıracak ve tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımını azaltacak, hatta sıfırlayacak başka teknolojiler bulunduğunu savunan Tayfun Özkaya, "Bunlardan biri de ’Entegre Zararlı Yönetimidir’. Pamuk dünyada da en fazla tarım ilacı kullanılan bir üründür. Bu yöntemde birçok yollar denenmektedir. Böceğin böceğe yedirilmesi bunlardan biridir" diye konuştu.

Dev tohum şirketlerinde sadece bir avuç hisse sahibinin çok kar elde etmesi için yeni bitkiler yarattığını düşünen teknokratların doğaya ve bütün bir insanlığa zulüm yaptığını ileri süren Özkaya, "Bu yapılan işi ’bilim’ diye kutsamaya çalışmak, atom bombasının bol bol üretilip kullanılmasını savunmaktan pek farklı değildir" dedi.

"TÜKETİCİLERE ’KABAK TADINDA KARPUZ’ YEDİRMENİN YOLU RESMEN AÇILMIŞTIR"

Bursa Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Sıtkı Yılmaz, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerle ilgili yönetmeliğe
ilişkin, "Bundan böyle tüketicilere ’kabak tadında karpuz’ yedirmenin yolu resmen açılmıştır" dedi.

Yılmaz, yazılı açıklamasında, Türkiye’de, GDO’lu gıdaların üretimi ve ithalatının bugüne kadar yasak olduğunu, ancak 1998 yılından beri yasal olmayan yollardan yurda sokulduğunu hatırlatarak, tüketicilerin farkında olmadan bu ürünleri tükettiklerini belirtti.

Yürürlüğe giren gıda yönetmeliğiyle, gayri resmi olarak yurda giren GDO’lu ürünlere kapıların sonuna kadar açıldığını ifade eden Yılmaz,
"GDO’lu ürünlerin ithali, işlenmesi ve tüketimi önündeki engeller kaldırılmıştır. Bundan böyle tüketicilere ’kabak tadında karpuz’ yedirmenin yolu resmen açılmıştır" dedi.

Yılmaz, tüketici derneği olarak, GDO’lu ürünlerin üretilmesine, ithaline ve tüketilmesine kesinlikle karşı olduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileyen bu gıdalar, başta alerjik hastalıklar olmak üzere, hipertansiyon ve kanser gibi hastalıkları
tetikleyebileceği konusunda bilim insanlarımızın görüşleri bilinmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin, 5179 Sayılı Gıda Kanunu’nun bazı maddeleriyle ilgili yürütmeyi durdurma kararına ilişkin 11 Haziran 2009 tarihli gerekçeli kararında; GDO’lu ürünlerin kanser, hipertansiyon, dolaşım ve sindirim bozukluklarına sebep olduğu’ yönündeki kararı ayrıca tepkimizin haklılığını ortaya koymaktadır. GDO’lu ürünlerin çevreye, insana, hayvan ve bitkilere zarar verdiği bilinmektedir. Bu ürünlerin kobayı olmak istemiyoruz. Uzun vadede tüketicilerimizin karşı karşıya kalacağı riskleri şimdiden kestirmek de mümkün değildir."

"KARŞIYIZ ÇÜNKÜ..."

Bu nedenlerle hem GDO’lu ürünlere hem de GDO’lu ürünlerin tüketilmesini serbest bırakan yönetmeliğe ve içeriğine karşı olduklarını ifade eden Yılmaz, şu görüşlere yer verdi:

"Karşıyız çünkü; bu yönetmelik,GDO’lu ürünleri işleme, ithalat ve ihracatına yol verdiğinden, genetik yapısı değiştirilmiş mısır, soya, pirinç,
kanola gibi ürünlerin ithalini serbest hale getirmiştir. Yılda 2 milyon ton GDO’lu mısır ve soya gibi ürünler başta olmak üzere, mısırözü yağından, soya yağına, pastadan baklavaya, koladan meyve suyuna etli yiyeceklerden unlu yiyeceklere kadar 800 çeşit işlenmiş gıda maddesinde kullanılabilecektir. Bebek mamaları,bebek ve küçük çocuk besinlerinde kullanılmasını yasaklamasına rağmen, yemlerde kullanılması serbest bırakmıştır. GDO’suz ürünlerin etiketinde, GDO’suz olduğuna dair ifadelerin kullanılmasını yasaklamıştır. Gıda fiyat etiketlerinde tüketicilere bu konuda tercih hakkı tanınmamıştır. Bu durum, tüketicinin evrensel haklarından, bilgi edinme hakkına aykırı bir durumdur."

İPTAL DAVASI

Yılmaz, yönetmeliğin bir an önce uygulamadan kaldırılması gerektiğine değinerek, şöyle dedi:
"Aksi taktirde yönetmeliğin iptali için TÜDEF’le birlikte hukuki süreçdeğerlendirilerek yönetmelikle ilgili iptal davası açılacaktır. Tüketicimiz her şeyden önce ’güvenli gıda’ya ihtiyacı olduğunun bilincindedir. Bu nedenle GDO’lu ürünlere ve bu ürünleri serbest bırakan yönetmeliğe karşı önümüzdeki günlerde tepkisini daha güçlü bir şekilde ortaya koyacaktır. Bu yaşamsal konuya toplumun tüm kesimlerinin duyarlı olmasını bekliyor, hep birlikte ’Gıdamıza sahip çıkalım’ diyoruz."

TÜKETİCİLER BİRLİĞİ GENEL BAŞKANI KAYA: TİCARİ AÇILIM METNİ

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya da "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlerle ilgili yönetmeliğin, bu haliyle bir düzenleme ötesinde ticari açılım metni olduğunu" ileri sürdü.

Kaya, yaptığı yazılı açıklamada, genetiği değiştirilmiş gıda ve yemlerin, AB’nin yanı sıra birçok ülkede özel kanunlarla yasaklanmasına karşılık, Türkiye’de sadece bir yönetmelikle serbest hale getirilmesinin düşündürücü olduğunu iddia etti.
Genlerinde oynama yapılarak gıda ve yemlerin en temel birimine müdahale edilmesinin zararlarının, doğal hale ve doğaya müdahalenin zararları dikkate alındığında daha net anlaşılacağını belirten Kaya, şunları kaydetti:

"GDO’lu ürünler hakkındaki tartışmaları başlatan ve 26 Ekimde yürürlüğe giren yönetmelik, ’genetiği değiştirilmiş’ haliyle hukuk skandalına neden olmuştur. Yönetmelik bu haliyle bir düzenleme ötesinde ticari açılım metni olmaktadır. GDO’suz etiketinin kullanılması yanıltıcı ve haksız rekabet nedeni olabileceği gibi, gerçekten doğal yollarla yetiştirilmiş ürünlerde kullanımının dahi yasaklanması kabul edilemez. GDO içeren gıda ve yemleri üretenin, ithalatçının beyanını yeterli bulacak olmasına karşılık GDO içermeyen ürünlere etiket sınırlaması getirilmesinin gerçek niyeti beyan eden, GDO’ya bütün yolları açmaya çalışan bir yasaklamadır."

Yönetmelikle, ürünlere inceleme yapılacağını vurgulayan Kaya, "Fırınların denetlenmesinde bile zorlanılırken laboratuvar imkanları da dikkate alındığında GDO’lu ürünlerin kontrolü nasıl yapılacaktır? Yönetmelik, yasa çıkmadan yürürlüğe girişiyle bile bir takım gizli hesapların olduğunu göstermektedir. Gıda güvenliğini temin etmek için yürürlüğe konduğu söylenen ve savunulan yönetmelik, gıda terörünü besleyen denetim eksikliği dikkate alındığında çok bedeller ödetecek haldedir" dedi.

MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP

Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin, milletvekillerine hitaben yazdığı açık mektupta TBMM üyelerini genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlere karşı toplumsal göreve çağırdıklarını bildirdi.

TÖF tarafından yapılan yazılı açıklamada, Fuat Engin’in milletvekillerine yönelik açık mektubuna yer verildi.
Mektupta, 1990’lı yıllardan bu yana insanlığın yaşamına sokulmaya başlanan GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların bilim insanlarının yaptığı
araştırmalar, deneyler ve analizler sonucunda, bakteri genlerinin aktarıldığı organizmaların doğal çeşitliliğe verdikleri zararlar sonucu yeni (Frankeştayn) canavarların ortaya çıkmasına neden olduğunun görüldüğü belirtildi.

GDO’lu ürünlerin insan/hayvan sağlığına ve çevreye karşı olumsuz etkileri olduğu dile getirilen mektupta, "GDO’lu ürünlerin tüketiminde insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da alerjik etki yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı bilim insanlarınca ifade edilmektedir. GDO’yla ilgili önemli bir başka kaygı da, aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde biyo çeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaktadır" denildi.

Ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozan GDO’lu tohumların kısır olduğu, bu tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi
artırdığı yaklaşımının ise gerçekleri yansıtmadığı ifade edilen mektupta, GDO’ların iddia edildiği gibi açlığa çare de olmadığı kaydedildi.

Gıda ve yem kanunlarına dayanak yapıldığı belirtilen bu yönetmeliğin GDO’ların ülkeye girişini düzenleyen bir yönetmelik olduğu, özünde de atıf yapılan kanunlarla bir ilintisinin bulunmadığının açık olduğu savunulan mektupta, şu görüşlere yer verildi:

"Yönetmelikte, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin son derece zararlı olmasına dikkat çekilmiş olması ile GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasının yasak olduğunun belirtilmesi, yıllardır ifade ettiğimiz GDO’ların zararları gerçeğinin resmi ağızlardan itiraf edildiğinin göstergesi olmuştur. GDO’ların sakınca ve zararlarının kamu otoriteleri tarafından kabul edilmesine karşın, başta mısır, soya, kanola, pamuk olmak üzere tüm GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların ülkemize girişine izin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Gerçekler tüketicilerden saklanmaktadır. Asıl sorun, GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların zararlarına dikkat çekilmesine karşın, GDO’ların ülkemize girişinin serbest bırakılması ya da şartlı izin verilmesidir. Ülkemiz tüketicileri, GDO’lu yem ve gıdaların ülkemize girişine izin verilmesini ve bu ürünlerin satışının yapılmasını istemiyorlar. Milletin vekili olarak, asilin istemediği insan ve hayvan sağlığı açısından zararlı ve tehlikeli olan, çevreyi kirleterek, tahrip eden, biyoçeşitliliği yok eden GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların bugün ülkemize girmemesi için yarın tohumlarının topraklarımızda ekimlerinin yapılmaması için karşı durunuz. Bu sorumluluğa ortak olmayınız."

Toplumun sağlık ve güvenliğine sahip çıkmanın "iktidarı- muhalefeti"nin olmayacağı vurgulanan mektupta, "Hükümeti yaşama karşı duyarlı olmaya, TBMM üyelerini ise GDO’lara karşı toplumsal göreve çağırıyoruz" denildi.

 

 

 

 

4