Gece kabusları!

a
a
Pazar, 19 Eylül 2010 - 05:00

Gece gece uykum kaçtı. Oysa İzmir’deyim. İzmir’in sevdiğim bir semti Balçova’da... Kumların altına gömüp yok ettiğimiz Allionia’daki gibi şifalı kaynak sularıyla, kaplıcalarıyla ünlü bir bölge. Yemyeşil bir bahçenin ortasında yükselen, denize biraz küçümseyerek, yukarıdan bakan, sanki ‘benim suyum daha güzel’ diyen, hafif tepede bir otel.

[[HAFTAYA]]

Burası Prenses Hotel’di; Kaya Grubu almış, epey para harcayıp yenilemiş, bugün de açıyor. Açılışı sonra anlatırım. Benim uykum kaçıyor, çünkü en yüksek HAYIR vermiş illerden birinde İzmirli dostlarla oturup konuştukça, onlardaki yılgınlığı, tedirginliği, güvensizliği gördükçe, üzülüyorum. Kulaktan kulağa fısır fısır, ordu iyice kenara sıkıştırılınca Fethullah’ın gelip şu başkanlık işlerine filan el atacağı konuşuluyor. Hani “Bizi ne zaman denize dökecekler?” korkusu gerçek galiba!

Tecavüzsever seyirci

Televizyonda aranırken Fatmagül’ün tecavüz sahnesine düşüyorum! Yok, bu kadarını hak etmedim! Ama halkımızın bayıldığı da su götürmez bir gerçek. Tecavüz sahnesiyle başlayan dizi, son zamanların en iyi başlangıç reytingini yakalamış, tekrar üzerine tekrar... Herkes ekran başına, kadına tecavüz ediliyor! Allah müstehakınızı versin e mi! Zaplıyorum. Bir başka kadın, çığlıklar atıyor ekranda: “Ben, ben, ben!” diye uçuyor!.. Kendinde değil, trans halinde... Tekrar görüntüleri... Kilosunun üç misli ağırlık kaldırıp altın madalya alan bir sporcu Nurcan Taylan. Bir halterci. Bir şey koklatıp duruyorlar tinerci gibi. Öyle bir havaya giriyor ki kaldırıp o halteri kollarının üzerinde tutuyor! Bir disiplin, bir motivasyon, bir inanç işi elbet. Büyük bir başarı ama... Nurcan’ı o işin üstesinden gelsin diye öyle bir motive etmişler ki başka bir alemde. Bu da beni korkutuyor! Sporun, insan gücünü, yeteneklerini, olanaklarını zorlayan yanından hep ürkmüşümdür. Nereye kadar? Ve neden, ayıptır sorması? Çünkü sırf bunun için motive olunca o insan, bir tür mürit artık, sıfır mantık, sıfır sorgulama. Antrenör “Öl” dese ölecek, antrenör de dolduruyor, dolduruyor, dolduruyor! Kadın kaldırıp attı o ağırlığı ve bağırıyor: BEN, BEN, BEN!

Katilini seven kurbanlar!

Önceki gün Hakkari’ nin bir köy yolunda patlayan mayın ve ölen kadınlar, çocuklar, erkekler... Cenaze törenleri örgüt gösterisine dönüşüyor. Tabutların üzerinde birer PKK bayrağı, göstericiler Apo ve örgüt lehine slogan atıyor! Buna olsa olsa Stokholm sendromunun ileri derece vakası denilebilir. Kurbanlar, katillerine tapıyor, onları seviyor! Stokholm sendromunu bilmeyenler için: Bazı uzun süren rehin alma durumunda, özellikle karşı cinstense kişiler, kurbanlar, kendilerini rehin alan kişiye sevgi duyuyor, hatta aşık oluyor! Karmaşık bir psikolojik durum. Burada PKK, minibüsü havaya uçuran eylemi henüz üstlenmedi. Çünkü özellikle sivillerin öldüğü, tepki duyulan eylemleri üstlenmiyor örgüt. Ama, fail o kadar belli ki. Tıpkı Batman’da, aralarında eski baro başkanının da olduğu avukatların öldürülmesi, tıpkı dersane önündeki öğrencilerin öldüğü eylem gibi, bir süre sonra ortaya çıkacak. Ama o zaman olduğu gibi, şimdi de Kürtler, kendilerini öldüren ayrılıkçı terör örgütüne bağlılık ve sevgilerini bildirerek kaldırıyor cenazeleri. Bu, bir körleşme durumu, bir gerçeği algılamayı reddetme, bütün alıcıların kapanması... Onların da, bizim de işimiz çok zor, çok zor, çok zor!