Mehmet Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer

Cumartesi, 29 Mayıs 2010 - 05:00

Türk basınının en önemli kalemlerinden, duayen gazeteci Ergün Hiçyılmaz POSTA ailesine katıldığından beri ufkumuz genişledi. Ergün abi öyle şeyler anlatıyor ki; her seferinde ağzım açık dinliyorum. Böylesine büyük bir birikimden öğreneceğim çok şey var elbette. Ergün abi, dün elinde iki kitapla geldi gazeteye. “Aşk doktoru bunları sana getirdim” dedi. Kitaplardan biri ‘Aşk ve Mektupları’ adını taşıyor. 1956 basımı. Diğeri ise ‘Edebi Aşk Mektupları...” Bunun basım tarihi de 1938. Yani sevgili okur, ortalıkta ne internet var ne cep telefonu. Üstelik o dönemde bir erkek, bir kıza gidip de duygularını yüzüne karşı kolay kolay açıklayamazdı. Ne yapardı? Mektup yazardı... Bugünkü kuşağın bilmediği bir iletişim şeklidir mektup. Ergün abinin getirdiği ‘Aşk ve Mektupları’ kitabında bir aşk mektubunun nasıl yazılması gerektiği açıklanıyor ve örnekler veriliyor.

*** 

Kitapta, iki sevgilinin birbirine yazması gereken mektuplar, ilan-ı aşk mektupları, karı-koca mektupları, evlenme teklifi içeren mektuplar gibi başlıklar var. Mesela ‘nişanlısı ile arası açılan bir genç kızdan onu günlerce aramayıp barışmayan nişanlısına’ yazılmış bir mektup var. Mektup “Orhan; sana bu mektubu yazarken büyük bir ıstırap içindeydim. Bugün, bir senedir eski aşkımızın matemini tutuyorum. Lüzumsuz ve haksız kıskançlığın yüzünden beni kirli bir paçavra gibi atarak saadet halkası olarak bildiğim nişan yüzüğünü yüzüme fırlatmıştın...” diye başlıyor. Mektubu yazanı hayali kızın adı Birsen. Birsen bir ara mektupta coşup, başkasıyla nişanlandığını duyduğu eski nişanlısına, “Bu yeni nişanlında benden fazla ne meziyetler vardır ki onu bana tercih ettin? Sırf bana nispet olsun diye bunun gibi çirkin, mazisi kirli, ahlakı düşkün bir kızla nişanlanmana kıskançlığımdan değil, eski bir arkadaşın olmak dolayısı ile doğru bulmadım” diyor. Birsen mektubunu ‘Bedbaht sabık nişanlın Birsen’ imzasıyla bitirmiş.

***

Kitabı okudukça, dönemin aşklarındaki naifliğe, mektuplarda kullanılan dildeki kibarlığa hayran oldum. Mesela mektubunu ‘Sizinle birlikte olmak isteyen Ercan’ diye imzalayan genç erkeğin Ayten’e yazdığı ilan-ı aşk mektubu öyle güzel ki... Şöyle diyor Ercan: “Bayan Ayten; Sizi ilk defa bu yaz Boğaziçi vapurunda görmüştüm. Sizi bir kat daha güzelleştiren şık bir elbise giymiş, kumral saçlarınızı açık renk bir şapka ile örtmüştünüz... Benim elimde gazete, sizin elinizde kitap vardı. Çok meraklı bir kitap olmuş olmalı ki, ne gözlerinizin rengine benzeyen o durgun denizin sularına, ne de Boğaz’ın cennet kıyılarına bakmıyordunuz...” Hitaptaki kibarlığa bakar mısınız? Ayten de cevap vermiş Ercan’a... “Sayın Bay; Sizin gibi beni beğendiğini söyleyen birkaç gençten de buna benzer mektuplar aldım. Hemen hepsi bana aynı teklifte bulunuyorlar. Kalpleri kırılmasın diye hepsine yazdığım gibi size de yazıyorum. Bana iyi bir fotoğrafınızı ve hal tercümenizi gönderiniz. Aynı zamanda aile hakkındaki şahsi mütalaanızı kısaca bildiriniz. Kısa bir zamanda teklifiniz kabul edilirse, sizi haberdar ederim...” Gördüğünüz gibi cevap da gayet açık ve kibarca yazılmış... Böyle mektuplar, böyle hitaplar yok artık elbette. Aa yine de insan düşünmeden edemiyor. Şimdiki çılgın iletişim çağı ilişkilerin bu kadar yozlaşmasında etkili değil mi? Evet belki artık Boğaziçi vapuru, Ada sahilleri, Göksu sefalarında rastlanmıyor sevgililere. Ama Facebook’ta fotoğrafından etkilendiğiniz herkesi sevgili sanmanın da alemi yok öyle değil mi?