Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Geçmişi, tarihi unutmamak için

Pazar, 22 Mart 2015 - 05:50

( Türkiye İş Bankası’nın Derinlerden Siperlere, Çanakkale 1915 kitabını görünce hepimiz çok heyecanlandık. En çok da editör arkadaşım Ayşe Özdemir. Bu nedenle tanıtımını yazmayı ondan rica ettim) Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100’üncü yıldönümü kutlanırken acı gerçek kafamıza dank etti:

[[HAFTAYA]]

Çanakkale’de 100 yıl önce yaşanan savaşın anlamını, muharebenin en önemli olay ve kişilerini, hikayelerini yeterince bilmiyoruz. Oysa tarih ölü değil canlıdır. Çünkü tarih bilinci olan toplumlar kendine özel başkanlık hayalini, parlamenter sistemin karşısına getirmez. Otoriterliğe giden yolun taşlarını döşemezler. Politikacıların tarihi çarpıtarak propaganda malzemesi yapmalarına da tepki gösterirler. Birinci Dünya Savaşı’nın 100’üncü yıldönümünde Fransa ve İngiltere’de peş peşe kitaplar yayınlandı, etkinlikler düzenlendi. Onlar bize örnek olmalı. Türkiye İş Bankası, Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yıldönümünde düzenlediği sergi ve yayınladığı ‘Çanakkale 1915’ adlı kitapla tarih bilincine katkıda bulunuyor. Bu öyle bir kitap ki savaşa katılmış Türkiye, İngiltere ve Avustralya’dan üç uzman, Prof. Dr. Haluk Oral, Dr. Peter Pedersen ve Tümgeneral Julian Thompson tarafından kaleme alındı. Kitap, Çanakkale Savaşları’nı müzeye gitmişcesine fotoğraflarla, tıpkıbasım belgelerle karşınıza getiriyor. Tarih gözünüzde canlanıyor. Vatanı korumak için göğüslerini mermilere, toplara siper etmiş dedelerinize ağlarken karşı cephede ‘Dear mother’ (Canım annem) diye mektup yazmış delikanlılara da gözyaşı döküyorsunuz. Bu öyle bir eser ki bizatihi belge niteliğinde: Kağıdı, baskısı, tasarımı, içindeki sürprizleri heyecan verici. Emeği geçen herkesin eline, aklına sağlık derken Çanakkale Savaşları’ndan dünya çapında bir komutan olarak çıkmış Atatürk’ü unutturmaya çalışanlara: En büyük ihanetin ‘Unutmak’ olduğunu biliriz... Ayşe Özdemir

Yanlışları düzeltmeden barış gelmez ki?

Ateşler yaktık, Nevruz kutladık. Apo’nun mesajı okundu, kongre çağrısıyla bir adım daha dedik. Barışa giden yolda adım adım mesafe alınırken geçmişin yaralarını da sarmak gerekiyor. Özgürlük ise sadece Apo için söz konusu olmamalı. Bir de geçmiş dönemin DGM’lerinde eğri doğru yargılanıp çok ağır cezalara mahkum edilmiş insanlar var ki, orada yatarlarken bu barış nasıl olacak? Bunlardan biri, avukatı ve ablası Rojbin tarafından bir kampanyayla gündeme getirilen Serhat Tuğan. Serhat 16 yaşındayken bildiri dağıttığı için Hakkari’de gözaltına alınıp Diyarbakır Cezaevi’nde “malum yöntemlerle” cezalandırıldıktan sonra 10 ay yatmış. Serbest kalınca da içeride yaşadıklarından sonra başına bir daha gelmesin diye dağa çıkmış! Serhat 2 yıl sonra yakalanmış ve örgüt üyeliğinden 12 yıl ceza almış. Yargıtay ise cezasını bozup İDAM vermiş ve sonra müebbete çevirmiş. Ne idamı, hangi suçtan? Yakalandığında üstünde bulunan silah temiz çıkmış. Ama kullandığı kod adı, PKK’nın yöneticilerinden Tahir Oğras ile aynıymış, o sanmışlar! Bu anlattığım hikaye, kabus gibi ama tam 24 yılı içeride geçmiş bir öykü! O dönemin yargıçlarının bile “Beraat etmesi lazımdı ama bizi de onun yanında koyarlardı” dediğini ekleyerek Rojbin, kardeşinin özgürlüğü ve yeniden yargılanma için uğraşıyor. Çözüm süreci, karşılıklı yapılmış yanlışların yarattığı acıların da paylaşılması ve düzeltilmesini gerektirecek. Serhat ve onun gibi örgüte itilmiş, hiç yoluna ağır cezalara çarptırılmış insanların, özellikle hasta mahkumların serbest kalması, yeniden hayata döndürülmesi gerekir.

 

Serhat içeride, annesi Semiha Tuğan’ın hayatı da cezaevi kapılarının önünde oğlunu bekleyerek geçiyor.