Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Geleceğinizi düşünce tarzınız belirliyor...

Pazar, 25 Ekim 2009 - 05:00

Son yıllarda psikologların üzerinde durduğu konulardan biri insanın düşünüş şekli. İnsanın bütün davranışlarını, aldığı kararları etkileyen bu düşünüş şekli uzmanlara göre global ve lokal düşünme tarzı olarak ikiye ayrılıyor.
Global, olayın tamamını yani ‘büyük resmi’ görmek ve üzerinde düşünmek. Lokal düşünüş ise daha çok detaylara takılı kalarak düşünmek. Ufak tefek detaylarla başa çıkamayan, sürekli bir şeylerini kaybeden, farklı renk çorap giyip dışarı çıkan, sabah işe giderken hazırlanma çabasıyla eli ayağına dolaşan birini düşünün. Ama iş vizyon yaratmaya, strateji geliştirmeye, analiz yapmaya gelince rüzgar gibi esen ve herkesi sollayıp geçen biri! İşte bu kişi global düşünebilenleri tarif ediyor. Ünlülerden Einstein da bunun en iyi örneklerinden biri. Başa çıkamadığı günlük yaşamın detaylarını baş ağrıtan gereksiz işler olarak gören Einstein’ın yaklaşımı çok net. “Niye bir çorabın eşini bulmak için her sabah zaman harcayayım ki? Aynısı giymem daha iyi. Saçımı taramayla da vakit kaybedeceğime taramam olur biter” diyen Einstein, Beyaz Saray’daki yemek davetine bile çorapsız ve saçları o hep bildiğimiz darmadağınık şekilde gitmiş. Fakat iş analiz ve senteze, yaratıcılığa geldiğinde Einstein çok farklı bir tablo sergiliyor. O ve onun gibiler yaşadıkları gerçeklerin şu andaki manalarından ziyade ilerideki manalarını anlamaya çalışırlar. Kısaca büyük tabloyu görürler. “Global düşünenler çoğunlukla biraz da çılgın olarak dikkati çekenler” diyor psikologlar. En azından eksantrik sıfatına uyuyorlar.

Ya lokal düşünenler? Onlar hayretler içinde global düşünenleri seyrederken her türlü detayı görüp değerlendirmekten geri kalmıyorlar. Hayatın günlük görevlerini kusursuz yerine getirmeye çalışırken fiziksel realiteyi hiç kaçırmadan takip ediyorlar. Olayların hiçbir detayını unutmadan hafızalarına kaydediyorlar. Tecrübe ettikleri gerçeklerden büyük tabloya ulaşmaya çalışıyorlar. Hatta bazen öylesine odaklanıyorlar ki şu andaki ve geçmişteki gerçeklere; gelecekteki potansiyeli kaçırabiliyorlar. Bu kategoriye dünyaca ünlü İngiliz fotoğrafçı David Bailey’i örnek verebiliriz. Çevresindekilerle çok yakından ilgili olan, hiçbir detayı kaçırmayan biri Bailey. Ve bu özelliği onu yaptığı işte başarıya taşımış...

Peki hangisi daha iyi hangisi daha kötü? Bu sorunun bir cevabı yok! “Her şeyden önce bu iki düşünce tarzı da zeka düzeyi ile alakalı değil” diyor Tufts Üniversitesi psikologlarından Robert Sternberg. Sadece hayatta önem verdikleri şeyler farklı. Ve her iki tarzda düşünen insanlar kendilerine has avantajlar taşıyorlar. Sanatçılar, fikir adamları ve kaşifler global düşünenlerden çıkarken, lokal düşünenlerden insan sağlığına ve konforuna hizmet veren doktorlar, mimarlar çıkabiliyor. Psikologlara bakılırsa ideal olan bu iki düşünce tarzının karışımına sahip olabilmek ki, bu çok nadir rastlanan bir durum. Ve bunu başarabilmek için hem zayıf hem de güçlü yanlarımızı tanımamız gerekiyor.