Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Gelin, Kürt Açılımı'na sıfırdan başlayalım...

Salı, 09 Şubat 2010 - 05:00

Gündem değişti ve Kürt Açılımı’nı (Demokratik Açılım) unutuverdik. Ne acı değil mi? Oysa Türkiye’nin hayati önemdeki tek konusu Kürt sorunudur. Ne asker ile ilişkiler, ne MHP, ne Ergenekon. Kürt sorununu çözememiş bir Türkiye hiçbir zaman zenginleşemez ve mutlu olamaz. Buna rağmen, ne kadar marjinal, hatta abuk sabuk işlerimiz varsa onlarla uğraşıyoruz ve Demokratik Açılımı rafa kaldırmış durumdayız.

Bu noktaya gelmemizde hepimizin rolü var. Ne sadece muhalefeti, medyayı suçlayalım. Ne Öcalan’ı, ne de PKK’yı.

Hepimiz suçluyuz.

Yanlışlar yaptık, hepimiz hazırlıksız yakalandık.

Gereksiz şekilde güç gösterisine girdik ve açılımı durdurduk. Hem bizler, hem de Kürt vatandaşlar yoruldu. Daha doğrusu, kendi kendimizi yorduk. Barış düşünmeye hazır olmadığımız ortaya çıktı.

Geçen bu süre içinde hepimiz hataların bir bilançosunu yaptık. Neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı gözden geçirdik ve herkes külahını önüne koyup düşündü.

Sanıyorum, yeniden başlamanın, bir beyaz sayfa açıp sıfır kilometreden yola çıkmanın vakti geldi. Bakın bunun işaretleri nasıl alınıyor:

Erdoğan, yeterince cesur davranamadı...

Hükümet, tüm iyi niyetine rağmen, başta iyi hazırlanamamıştı. Bundan dolayı da ne İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı ne de Başbakan Erdoğan’ı suçlayabiliriz. İlk defa denenen bir projeydi. Şimdiye kadar, devlet sadece imha etmeye, işi askerle çözmeye kafa yormuştu. İlk defa bir barış girişimi söz konusuydu. Hazırlık süresi çok kısaydı. Yeterince ince ayar yapılamadı. Hesaplar gerçekçi olmadı. En önemli yanlışlık, emniyet müdürlerinin bir süre önce, İçişleri Bakanı Atalay ile yaptıkları toplantıdan basına yansıyan sözlerden şekillendi. Bölge emniyet müdürleri özetle “Açılımla büyük bir beklenti yarattınız, ancak arkasını getiremediniz. Ortaya koyduğunuz paketler cılızdı. İnsanlar hüsrana uğradı...” demişler.

İşte gerçek burada yatıyor. Erdoğan, daha fazla ileri gitmeyi göze alamadı galiba. Attığı adımın büyüklüğünü o da pek tartamadı. Paketlerin boyutuyla, olayın büyüklüğü birbirini tutmadı.

Sanıyorum, Başbakan da artık bu gerçeği gördü. İşin bu kadar kolay olmadığını anladı.

Şimdi sorun, acaba bu cesareti göstermeyi seçimlerden önce mi göze alacak, yoksa seçimlerin sonrasını mı bekleyecek? Bu çok önemli ve ne oranda oy kaybedeceğini, ne kadar kazanacağını ortaya koyacak ince hesaplar gerektiren bir karar olacak.

Eğer, seçim sonrasına bırakacaksa, bunu açıklaması ve şimdiden gereken adımları hesaplayıp bunları seçim platformunda ortaya koyması belki daha da akılcı bir tutum olur. Ancak bütün bunlar, bizim değil siyasetçilerin o çok farklı değerlendirmelerini gerektiren hesaplardır. Özetle, artık bir adım atılmıştır.

Artık geri alınamaz.

Göreceksiniz, ister önce ister seçim sonrasında bu dosya yeniden açılacak.

‘PKK terörünü, hepsini öldürerek çözemeyiz!’

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un, ABD Savunma Bakanı’yla görüşmesinden sızan bu cümle de, TSK’nın bu açılıma ne kadar destek verdiğinin bir diğer örneğidir. Başbuğ, PKK terörünü, her birini öldürerek çözemeyeceğimizi söylerken, TSK’nın yıllardan beri tekrar ettiği yaklaşımını teyit ediyor. Nitekim, benim edindiğim izlenimlere göre, TSK bu çalışmalara devamlı destek vermiş. Konuyu çok yakından izleyen çevrelere göre, kimi zaman yöntemlerden bazılarına itiraz etmelerine rağmen, genelinde açılımı olumlu görmüşler. Başka bir deyişle, muhalefet ve medyanın aksine işe “takoz koymamışlar”. Bundan sonra da koymaları beklenmiyor.

Kürtler de, yaptıkları hatayı gördüler...

Açılımın kösteklenmesinin en önemli etkeni, iktidarın yeterince hazırlanamaması, halka iyi anlatamaması, muhalefetin gereksiz sertlikteki tepkisiyse, diğer bir nedeni de, başta Abdullah Öcalan olmak üzere, Kürtlerdeki kafa karışıklığı, iç pazarlıklar ve direniştir.

Öcalan ve PKK, muhataplık mücadelesi yapmaya başlayınca, DTP ikisinin arasında kaldı ve sonunda her şey karıştı. Bugün ise bakıyorum, Kürt cephesi de durumun farkında.

Öcalan’dan uyuşun mesajları çıkıyor.

PKK’nın Avrupa kanadı, çözümden yana tutum koyuyor.

Kandil’deki kafa karışıklığının ise ne oranda giderildiği henüz belli değil. Belli olan, şimdilik ellerini tetikten çektikleridir. Bunu da ne zamana kadar devam ettirecekler, bilemem.

BDP’ye gelirsek, onlar da DTP’deki eski sertlikler yerine daha bir sorumlu davranmaya çalışıyor.

Özetle, yeni bir sayfa açmanın ve bu defa daha cesurca ve daha iyi hazırlanıp, yeni bir girişim yapmanın vakti gelmiş gibi görünüyor.

Bakalım, Başbakan’ın iç politika hesapları açılımı nereye götürecek ve yeni başlangıcı ne zaman devreye sokacak?