Gelişen tedavilerle yaşam süresi uzadı

Son 10 yıl içinde çıkan ilaçlar meme kanserinde yüzde 40 olan başarıyı yüzde 95'lere çıkardı. Lenf bezi ve testis kanserlerinde tam iyileşme şansı yüzde 90'ların üzerinde

Gelişen tedavilerle yaşam süresi uzadı

PROF.DR.ERKAN TOPUZ ANLATIYOR

Son 10 yıl içinde kanser tedavisinde yaşam süresi ne kadar arttı?

Prof. Dr. Erkan Topuz: Hem yeni ilaçlarla hem de tamamlayıcı tıp sayesinde kurtulma şansı çok arttı. Örneğin, eskiden meme kanserinde yüzde 40 olan başarı oranı şu anda yüzde 85’lere, erken evrede yüzde 95’lerin üzerine çıktı. Lenfomalarda, erkek yumurtalık kanserlerinde, yüzde 90’ların üzerinde sonuçlar elde ediyoruz. Bağırsak kanserinde yüzde 50-60 olan başarı şimdi yüzde 80-85’lerde. Metastazı olan 3 ay ömür biçilen hastalarda bile yaşam süresini 5-10 senenin üzerine çıkarabiliyoruz.

Destek tedavisindeki gelişmeler neler?

Prof. Dr. Erkan Topuz: Kemoterapinin yan etkilerini ortadan kaldıran tedaviye destek tedavisi diyoruz. İleri evre kanserlerde ortaya çıkan yan etkiler ve oranları şöyle: Ağrı yüzde 84. Yorgunluk yüzde 69. İştahsızlık yüzde 66. Ağız kuruması yüzde 57. Kabızlık yüzde 52. Nefes darlığı yüzde 50. Vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazla kilo kaybı yüze 50. Uyku problemleri yüzde 49. Depresyon yüzde 41. Öksürük yüzde 38. Bulantı yüzde 36. Tat bozukluğu yüzde 26. Gerginlik yüzde 24. Kusma yüzde 23. Baş dönmesi yüzde 19. Yutma bozukluğu yüzde 19. Hafıza problemleri yüzde 12. İshal yüzde 10. Ağız mantarları yüzde 10. Titreme yüzde 10. Bütün bu problemler bugünkü ilaçlarla büyük oranda kontrol altına alınıyor. Ağrı klinikleri sayesinde kanser nedenli ağrılar yüzde 95 oranında önlenebiliyor. Hastalar neredeyse ağrısız yaşıyor. Yorgunluk, damardan ve ağızdan verilen desteklerle azaltılıyor. İştahsızlık çeşitli hormonlarla ve değişik destek tedavileriyle ortadan kaldırılıyor. Radyoterapi ve kemoterapiye bağlı ağız kuruması yeni ilaçlarla önleniyor. Nefes darlığı bronkoskopi (gırtlağı, ana soluk borusunu, hava yollarını ve akciğerin bazı bölgelerini gösteren yöntem) aracılığıyla açılıyor. Uyku problemleri melatonin gibi bazı hormonlarla ya da ilaçlarla önleniyor. Artık bütün onkoloji kliniklerinde psikiyatrist var. Bunlar depresyonu ve kaygıyı önleyici tedbirler alıyor. Yeni kullanılmaya başlanan ilaçlar sayesinde bulantı yüzde 60-80 oranında önleniyor.

Böylece ciddi olan kusma sorunu büyük oranda ortadan kalkıyor. Kemoterapinin önemli yan etkilerinden biri de kırmızı kan hücrelerinin düşmesi. Yorgunluk ve halsizliğe yol açan bu durumu artık tamamen önleyebiliyoruz. Ayrıca vücudu mikroplara karşı koruyan beyaz kan hücrelerinin azalması durumu da yeni ilaçlarla son buldu. Bu arada ağızda meydana gelen mantarlar konusunda destek tedavisi eskiye göre 20 kat güçlendi. Neredeyse ağız yaralarını tamamen ortadan kaldırıyoruz. Eskiden hastaların kaybedilmesine neden olan ishal de sorun olmaktan çıktı. Çok kuvvetli anti-ishal ilaçlarıyla ishal önlenebiliyor.

Kök hücre konusunda hangi aşamaya gelindi?

Prof. Dr. Erkan Topuz: Kök hücre işlemini şöyle özetlemek mümkün: Kemik iliğindeki kök hücreler tedaviden önce kişiden ya da başkasının kanından toplanarak alınıyor. Daha sonra bu hücreler hastaya damar yoluyla veriliyor. Hastanın kemik iliğine yerleşen bu hücreler kan yapmaya başlıyor. Kemik iliğinden köken alan lösemi (kan kanseri), lenfoma (lenf bezi kanseri), multiple myeloma (kemik iliği kanseri) gibi bazı kanserlerde tekrarlayan nükslerde kök hücre yöntemi kullanılıyor. Ama kök hücrenin diğer kanserlerde fazla bir önemi yok. Örneğin meme kanserinde denendi ve faydalı olmadığı görüldü.

Hormon tedavisindeki gelişmeler neler?

 Prof. Dr. Erkan Topuz: Bu tedavide kanser hücrelerinin büyümesini engellemek için hormonlar kullanılır. Genellikle meme ve prostat kanserindeki hormonoterapide çok büyük aşamalara gelindi. Özellikle reseptörü pozitif olan meme kanserlerinde sadece hormonoterapiyle mucizevi neticeler alıyoruz. Adetten kesilmiş olanlarda 2 sene geçtiği takdirde ‘İaromatoz inhibitörü’ değimiz yeni tip hormonal yaklaşımlarla eski tedavilerden çok daha iyi sonuçlar alıyoruz.

Meme kanserini riskini önceden belirlemek mümkün mü?

Prof. Dr. Erkan Topuz: Evet. BRCA1, BRCA2, P53, andorojen reseptör geni meme kanserinin oluşmasında etkili. Androjen geni erkeklerde meme kanserine sebep oluyor. Kadınlarda özellikle BRC1 ve BRC2 genleri meme kanseri riskini gösteriyor. Kan testinde bu iki genin tespit edilmesi, meme kanserinin yüzde 85 oranında ortaya çıkacağı anlamına geliyor. Türkiye’de yapılabilen bu test özellikle anne, hala, teyze gibi birinci dereceden akrabalarında meme kanseri olanlara öneriliyor.

 

HAZIRLAYAN: ÖZGÜR GÖKMEN ÇELENK

ozgur.celenk@posta.com.tr

2