Genetiği değiştirilmiş yiyecekler

a
a
Pazar, 30 Ocak 2011 - 05:00

Belki de genetiği değiştirilmiş ürünler  tüketiyor ve bunu bilmiyorsunuz bile. Ambalajlı yiyeceklerin yüzde 80’i GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar) içeriyor. Ailenize ne yedirdiğinizi bilmek en doğal hakkınız. Bugün size GDO’larla ilgili bilmeniz gerekenleri ve sağlığınız açısından ne ifade ettiklerini anlatacağım... Bilim adamları yıllardan beri bitki ve hayvanları çaprazlayarak yiyeceklerimiz için en lezzetli seçenekleri oluşturmaya çalışıyorlar ama günümüzde bu, biyoteknolojideki gelişmeler sayesinde söz konusu olmaktan çıktı.
Bilim adamları artık farklı türlerde genetik mühendisliği yöntemlerini kullanıyor ve böylece bu farklı türler aynı genetik materyalleri paylaşıyorlar. Bunu, bir türden DNA alıp, diğerine enjekte ederek yapıyorlar. Bu genetiği değiştirilmiş organizmalar (veya GDO’lar) yalnızca böcek ve tarım ilaçlarına dayanıklı değil, aynı zamanda uygunsuz koşullarda da yetişebilecek tohum ve bitkiler oluşturmak için yaygın bir şekilde gıda sanayisinde kullanılıyor. GDO konusu epeydir tartışma yaratıyor ancak, tartışmanın iki tarafında da mantıklı görüşler bulunuyor.

Avantajları

Çok fazla kontrolden geçiyor: Hayvanlar üzerinde GDO’ların etkilerini izleyen birçok çalışma yapıldı. Bu araştırmalar, hiç tartışmasız, GDO tüketiminin güvenli olduğunu gösteriyor.
Tarıma katkıları: GDO’lar bitkilerin normalde yetişemeyecekleri ortamlarda yetiştirilebilmesini sağlıyor.
Gıdada ucuzluk: Tarımın kolaylaşması daha fazla gıda ürünü demek. Bu da daha ucuz yiyecek anlamına geliyor. Bundan sadece ortalama tüketici yararlanmakla kalmayabilir ve küresel sonuçlar doğurabilir. Çünkü daha ucuz yiyecek dünya çapındaki aç insanları doyurabilmeye olanak sağlar.
Daha fazla besin değeri: GDO’lar, organizmanın kendiliğinden sahip olduğu besinsel değerin kat kat fazlasına sahip olmak için kullanılabilirler. Örneğin bilim adamları hasat sonrası işlemlerini artık kullanmama amacıyla, daha yüksek oranlarda A vitamini içermesi için pirincin genetiğini değiştirdiler. Bu ‘altın pirinç’ daha çoğu ülkede yasal değil ama uzmanlar birkaç yıl içerisinde yasallaşmasını bekliyorlar.

Endişe yaratan konular

Sağlık açısından: GDO’ların insanlar üzerindeki uzun vadeli etkilerini gösteren bir araştırma henüz yapılmadı. Araştırmacılar, sağlık açısından oluşabilecek riskler arasında şunların olabileceğinden endişe duyuyor: Alerjenler, antibiyotik direnci, endokrin bozukluğu, üreme bozuklukları, hızlı yaşlanma...
Güvenlik açısından: Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) GDO’ları normal olarak yetiştirilmiş ürünlerden ayırmıyor. Şirketler gönüllü güvenlik danışmasını tercih edebilirler; fazladan test de gerektirmiyor.
Etik açıdan: Bazı insanlar, GDO’ların doğaya saygısızlık ve doğal olan organizmanın değerlerini ihlal etmek olarak görüyorlar.
Etiket ihtiyacı: Her 10 Amerikalıdan 9’unun etiketlemeyi destekliyor olmasına karşın Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi GDO’ların etiketlenmesini gerekli bulmuyor. Detaylı etiketler olmadan da tüketicinin alacağı ürün hakkında uygun kararı vermesi zorlaşıyor.
Genetiği değiştirilmiş organizmalar konusu tüketicinin ailesini nasıl besleyeceği konusunda karar vermesini gerektiren karmaşık bir konu... GDO’ların güvenliği hakkında bir kuşkunuz yoksa markete gidip, bugüne kadar en fazla kontrolden geçmiş yiyecekleri satın alabilirsiniz. Ancak, hala bu araştırmalarla ve GDO’ların güvenilirliğiyle ilgili kafanızda soru işaretleri varsa ve GDO’suz ürünleri almak istiyorsanız, bu basit adımları izleyin:

Organik Ürünler

GDO’dan kaçınmanın en kolay yolu, organik yiyecekler almaktır. Amerikan Tarım Departmanı organik yiyeceklere hiçbir şekilde biyomühendislik teknolojisi uygulanmadığını onaylıyor.

Dikkat edilmesi gereken yiyecekler

Günümüzde, soya fasulyesi, mısır, şekerpancarı ve kanolanın en az yüzde 85’i GDO tohumlarından yetiştiriliyor. Bu yüzden eğer GDO’lu ürünler kullanmak istemiyorsanız mısır ve soya içeren ambalajlı ürünleri satın almamanız gerekiyor.

Kemiklerin temel görevleri nelerdir?

Kemik denilince aklımıza basit şeyler gelir. Beyaz ve serttirler. Ama gerçekte, kemikler son derece yanlış anlaşılıyorlar. Kemiğin başlıca görevleri:

-Diğer hayati organlarımız için bir zırh görevi görmek.

-Kalsiyum ve magnezyum gibi mineralleri depolamak

-Hareket için bir dizi manivela gibi çalışmak. 

- Kan ve benzer elementlerin üretimi için bir imalathane görevi görmek.

Kemiklerin fiziksel yapısı

Kemiklerle ilgili ilgi çekici kısım, kemiğin fiziksel yapısı... Çoğu insan kemiklerin tuğla gibi sert olduğunu zanneder. Evet, kemik vücudunuzdaki ikinci en sert madde (en serti diş minesidir) ancak, betondan bir kalıp gibi değil. Daha çok ufak deliklerle kaplanmış peteğimsi bir yapıya benzer. Eyfel Kulesi’nin şekline kemiğin fiziksel yapısından sonra karar verilmiştir.

Aşırı egzersiz iskelet sistemini nasıl etkiler?

Birçok şey iskelet sisteminizi riske sokabilir: Bisikletten düşmek, buzlu bir yolda kaymak gibi... Ancak, iskelet sisteminize zarar verme potansiyeli en yüksek olan şey, genel sağlığınız için gereken en önemli faktörlerden bir tanesidir: Fiziksel aktivite. Çoğunlukla bizim için fazlası iyi olan şeyleri (sebze, para) ve fazlası iyi olmayan şeyleri (süresi geçmiş faturalar, sosisli sandviçler) ayırt edebilmemize rağmen, fiziksel aktivite konusunda biraz kafamız karışıyor. Fiziksel aktivite tabii ki bütün vücudumuza (kalp, beyin, kemiklerimiz...) yarar sağlıyor ancak konu kemiklere, eklemlere ve kaslara geldiğinde aşırı miktarda yapılan fiziksel aktivite vücudumuza bir boksörün sağ yumruğu kadar zararlı olabilir.
Amerikan siyasetinin en fit adamının bu konuyla ilgili ne dediğine bir bakalım. Gençliğinde Arnold Schwarzenegger formda olma konusunda bir ikondu. Otla beslenen süpermodellerden bile daha az vücut yağına sahip, kaslı ve güçlü bir atlet... Şimdi bir açık kalp ve bir de omuz ameliyatıyla bu saygıdeğer Terminatör, yaşı ve geçmişi yüzünden vücudunun yavaşladığını kabul ediyor. Doktor olmamasına rağmen, teşhisi doğru...
Schwarzenegger, tanıdığı 40’lı veya 50’li yaşlardaki bütün süper atletlerin kendi de dahil olmak üzere, 24 saat süren antrenman ve yarışlar boyunca yaşadıkları stres yüzünden kemiklerine bir gülle çarpıyormuş gibi hissettiklerini söylüyor.
Seçkin atletler hızlı, yetenekli ve çok güçlü olsalar da, bunun ödenecek bedeli daha sonra geliyor, çünkü vücutları sürekli darbeyi kaldıramıyor. Eklem bozuklukları, kariyerleri boyunca eklemlerini aşırı ölçüde baskıya maruz bırakmış süper ve profesyonel atletlerin canını sıkabiliyor.
Günümüz atletlerinin granitten yapılmış gibi görünmelerini kabullenmenin zor olduğunu biliyorum. Ancak gerçek şu ki, çok aşırı egzersiz yapmak vücudunuza çok şiddetli bir kasırga etkisi yaratır. Daha fazla yapmanız, süper atlet olmamanıza rağmen vücudunuzun ilerde bir moloz yığınına dönüşme riskini artırır.

Yalnızca birkaç kilo vererek, dizlerinizdeki basıncı büyük ölçüde nasıl azaltırsınız?

Diz eklemleriniz vücudunuzu hangi ağırlıkta olursa olsun taşırlar. Nasıl ki bir kargo çalışanı için kitap taşımak buzdolabı taşımaktan daha kolaysa, dizleriniz için de daha az yük taşımak daha kolaydır. Eğer 5 kilo alırsanız, bu dizleriniz için 15 kilo alınmış gibi olur. Kaç kilo olursanız olun dizleriniz sürekli bir basınca maruz kalıyor. Merdivenlerden çıktığınız zaman bu aldığınız 5 kilo, diz eklemlerinize 30 kilo gibi gelir.

1 dakikada sağlık! Neden yeşil çay, siyah çaydan daha yararlıdır?

Yeşil çayda antioksidan özellik taşıyan (C vitaminindekinden daha çok olduğu düşünülüyor) polifenoller en yüksek orandadır. Çaya, acılığını bu polifenoller verir. Yeşil çay yaprakları genç olduğundan ve oksidasyon işlemi uygulanmadığından, siyah çayda yalnızca yüzde 10 varken, yeşil çayda yaklaşık yüzde 40 oranında polifenol bulunur. Ayrıca yeşil çayda siyah çayın 3’te biri kadar kafein bulunmasına rağmen siyah çay ve diğer kafein içeren içeceklerle aynı enerji desteğini verir. Ancak, yeşil çayı sütle birlikte tüketmeyin. Sütün içindeki kazeinin çayın yararlı etkilerini yok ettiği düşünülüyor.

Dr. Öz Show Digitürk Home TV’de hafta içi her gün13:30 ve 19:00’da.

(Bu yazı 23 Ocak 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır)

 

2