Geniş Aile'de Aşk-ı Memnu izleri...

Cuma, 06 Ağustos 2010 - 05:00

Çekilip kenara konan iki bölümü anlatan dostlarımın deyişiyle bu sezon en çok güleceğimiz dizilerden biri olacak yine Geniş Aile... O değil de, malum önümüzdeki salı yeni sezonun ilk bölümü gösterilecek. Tanıtım filmlerine dikkat ettiniz mi? Hani özellikle de boş bir evin odalarından boş sokaklara uzanan kamera gezintisine?.. “Aha” dedim ilk gördüğümde; “Aşk-ı Memnu Reloaded geliyor”. Sonra fonda Koyu Bilal’in çemkirmesinden anladım ki, bizim Geniş Aile’nin tanıtımıymış. İçim ferahladı... Malum bitmek bilmeyen bir Yaprak Dökümü var daha sırada. Sanırım yine Ali Rıza Bey o her daim içli sesiyle “Bu sonbahar son sonbaharımız olacak” diyecek sezonun en başındayken. Sonunda da “sezon finali” diyerek başka bahara kalacak ayrılık... Korkum da ondan işte. Tam gömdük derken mezarından fırlayıp gelen bir Bihter’i daha kaldırmaz bu yürek. Kaçmışken dönen Behlül’ü ve uzaklara dalıp boynuz cilası üreticisi Ednan Bey’i de... O yüzden aklımızı baştan almadan başlasın şu Geniş Aile de neşemizi bulup tasamızı unutalım biraz; ne dersiniz?..

Atilla taş gibi geliyor!

Türkiye yeni bir yarışma sunucusuyla daha tanıştı. Şarkıcı Atilla Taş önceki akşam Beyaz TV’de ilk yarışma macerasını tamamladı. Yaptığı esprilerle ziplenmiş bir Mehmet Ali Erbil havası taşıyan Taş biraz daha gayret ederse Müthiş Aile’den müthiş bir sunucu olarak çıkabilir... Neyse. Bu köşeye konukluğu bir hayırlı olsundan çok uyarmak için. Atilla önceki akşam stüdyoda konukların oturacak yer bulamadığını, neredeyse üst üste istiflendiğini filan söyledi... O sırada kamera izleyiciyi gösterirken hepi topu on tane sandalye gördük ortamda. Yarışma sunmak “güven vermek” esasına dayalı bir iştir. Atilla’ya her ne yapıyorsa, abartmadan yapmasını tavsiye ediyorum. “İyi olacak her şey” temennisini de ekleyerek.

Mektubum var

Her ne kadar sevinçten çok hüzün hattına girse de Mektubunuz Var tam olarak Müge Anlı için biçilmiş kaftan gibi... Müge, Tatlı Sert’te (atv) yakaladığı rüzgarı akşam saatlerine rahatça taşıyor. Yine de benim de bir mektubum olacak Mektubum Var ekibine... Allah aşkına içinizdeki sanat yönetmeni kardeşim kimse Müge’yi bir uyarsın. Makyajıyla aynı renkteki saç boyasıyla tam bir uzaylı görünümünde o güzelim kadın. Hadi program heyecanıdır, kendisi görmüyor diyelim. İyi de ekibi nerede? Bir aklı başında adam çıkıp da; “Müge Hanım bu saç rengi olmamış, ekranda sizi af buyurun kel bir uzaylı gibi gösteriyor” diyemiyor mu? Bu kadar mı korkuyorsunuz Müge’den. Ya da gizli bir hasediniz mi var? Bak ben söylüyorum Müge’ye; “Kardeşim, kral çıplak”...

Düellonun hakkını vermek lazım!

Survivor Kızlar Erkekler’de (Show TV) olmaz denilen oldu ve Seda da elenenler arasına katıldı. Şu elenme sahneleri ve hayat ateşinin söndürülmesi filan çok etkileyici. İnsanın durduk yerde gözü yaşarıyor. Ama işi izleten de bu detaylar zaten. Neyse... Akıştaki gerilim dozunun giderek yükseldiğini görüyorum ben. Ama nedense aynı gerilimi yarışmanın en can alıcı bölümü olan düelloda hissedemiyorum bir türlü. Çünkü yarışmacıların kaderini belirleyecek bu bölüm neredeyse seksek tadında geçiyor... Önceki akşam Merve ve Seda iki bacak üstüne çömelme yarışı yaptılar neredeyse. Kiloları dolayısıyla Seda çabuk yıkıldı. Ve elendi... Hayır, iş bu kadar yükselmişken düello bölümünün bu hafifliği meseleyi Survivor tadından çıkarıyor. Hani final bölümleri Türkiye’de çekilecekmiş ya programın; “en azından düello adına yakışır bir şekilde yapılsın” diyorum...

Şen Yuva şenlendirdi...

Mizahın işi gündemi takip etmektir malumunuz. Ve gündemi doğru okuyan mizahçı her zaman baş üstünde tutulur. Bu anlamda bir tebrik notu düşmemiz gerekiyor...

Atv’nin Şen Yuva isimli dizisi hakikaten çok lezzetli bir mizaha imzasını atıyor. Üstelik esprilerin neredeyse tamamı çok güncel. Önceki akşam Alper Kul’un canlandırdığı Nurettin karakteri gülmekten yerlere düşürdü beni...

Hele ki gençliğinin canlandırmasını yaparken arabesk şarkılar çalan orkestraya gidip; “Ben konservatuar mezunuyum, daha modern bir şeyler çalsanız” deyince aklıma hemen Fazıl Say geldi...

Malum ünlü piyanist geçen haftaya arabesk müziğe yaptığı tatsız göndermeyle imzasını atmıştı. Say’a en anlamlı yanıtı mizah verdi. Üstelik mesele henüz sıcakken...

İyisi mi şu polemik meselelerini abartmayıp sözü mizaha bırakalım biz. Kavga dövüş yerine gülelim eğlenelim; fena mı?..

Yayın akışına göre konser mi olur?

TRT’nin son dönemde yaptığı en iyi iş tartışmasız Balkan Konserleri oldu. Önceki akşam Kıraç Kosova/Prizren’in altını üstüne getirirken biz de kendi adımıza susuzluğumuzu gidermiş olduk... Ses düzeni, konser alanı, orkestra ve görsellik muhteşem. Peki ya içerik? Onun için aynı şeyi söyleyemeyeceğim... Öncelikle konser Balkanlara yönelik olabilir ama bizzat Türkiye’de yayınlanıyor. Dolayısıyla programın sunucusunun iyi Türkçe konuşan bir arkadaş olması gerekiyor. Hadi onu da geçtik... Konserlerdeki şarkı sayısı TRT’nin yayın akışına göre belirleniyor. Allah için sahnedeki arkadaş iki şarkı fazla okumak istese konseri alacaklar yayından. Olmaz... Olmadı da. Önceki akşam Kıraç konserini bitirirken “Bu son şarkımızmış” anonsu yaptığında bütün bir alandakilerin neşesi kaçtı. Ne demiş eskiler; “Yaptın bir hayır, tut bacağından ayır”. Ayır da gel diyoruz TRT’ye...