Geniş Aile'de büyük değişim

Cumartesi, 29 Mayıs 2010 - 05:00

Geniş Aile tekrarında oyuncuların fizikleri kendilerini ele verdi. Çok değil, geçen yaz hayatımıza giren dizide kim ne kadar değişmiş bir bakalım...

Ufuk Özkan can verdiği Cevahir ile giderek özdeşleşiyor. Cevo’nun çektiği aşk acısı saçlarına vurdu. Kilo aldı ve saçlarında yer yer beyazlar oluştu...

Saç meselesinde en talihsiz karakter Ulvi olsa gerek. Onu bir yıl içinde çok fena beyazlamış gördüm. Dizinin henüz başındaki Bruce Lee siyahı saçları yerini hızla Fedon beyazına bırakıyor, dikkat... Yeşim Ceren Bozoğlu oldukça kilolu başladığı Geniş Aile sezonuna fena halde kilo vererek ara vermeye hazırlanıyor. Sevim’in diyeti üstünde durulacak bir gelişme...

Kilolarla başı dertte olan bir de Mürsel var. Tığ gibi başladığı sezonda iç güveysi olarak semiren Mürsel hoca, geçen hafta empati yastığını takınca vücuttaki oranı yakaladı. Artık beton gibi adamdır İlker Ayrık, cetvele filan ihtiyacı yok sopa atmak için...

Bıyıkları kırlaşan Rasim Öztekin ve saçları yıllara bırakan Halit Akçatepe ağabeyimizin maşallahları var; yaşlandıkça güzel adam oluyorlar ikisi de... Devir ağabeyi biraz yıpranmış gördük ve yerinde sayan tipiyle Şukufe, Bilal ve diğerleri de sezonu defosuz bitirenler oldular...

Barışa yolculuk barışla biter mi?

Bu yazın trendlerinden biri de barıştırma meselesi olacak. Sabahın Sedası ucundan başlamıştı bu meselelere. Hemen ardından Müge Anlı mektubu özne alarak bu topa giriyor... Ve barış yolunda bir adım da STV ekranlarından geliyor. Barışa Yolculuk isimli programda oyuncu Sabri Özmener ve gizemli karakter “Abi” aralarında küslük ya da husumet olanlara barış çubuğu uzatıyor... Programdaki Abi karakteri hiç görünmese de, insanın sağ omzundaki iyilik meleği gibi bir kıvamda çıkıyor izleyicinin karşısına. Akil bir adam ve en çözümsüz anlar için geliştirdiği birkaç çare seçeneği var... Kan davalarından adalete intikal etmiş alengirli meselelere kadar her topa girecek olan programda barışa uzanan yol bakalım barışla bitecek mi hakikaten?..

Magazinin Yazı işleri...

KanalTürk ekranında başlayacak olan magazin kuşağının ismi ve içeriği netleşti. Gülşen Yüksel ve POSTA Gazetesi Magazin Müdürü kardeşim Müge Dağıstanlı’nın birlikte hazırlayıp sunacağı program bir nevi NTV’nin Yazı İşleri formatında olacak... Magazin dünyasının haber değeri taşıyan gelişmeleri ve manşete çıkan isimlerini stüdyoya taşıyacak olan programın adı da manidar; 2. Sayfa... Vallahi sabah kuşağında gazetelerin 3. sayfasında çıkan kriminal haberlere takılmaktan bıkanlar için tam bir yaz serinliği olacak gibi. Hayırlısı olsun..

Evlere servis Haydar Dümen...

Evcilik Oyunu’nda (Show TV) en ilgi çekici diyaloglar; “Aşkım çocuk yapalım mıaaaaa?” tadında olanlar. Yahu adı üstünde oyun, bırakın öpüşmeyi el ele tutuşmanız bile yasak... Af buyurun hangi leyleğe sipariş edeceksiniz o bebeği? Hiç mi duymadınız Dr. Haydar Dümen ismini Allah aşkına?.. Bana kalırsa yapımcıların POSTA Gazetesi yazarı Haydar hocayı evlere servise başlamasında yarar var. Bu çocuklar ölmeyi bayılmak sanıyorlar baksanıza...

Bihter Hollywood'da olsaydı

Aşk-ı Memnu bütün heyecanını finaline odakladı bana kalırsa. Sıradan bir bölümle geçiştirildi bu hafta. Akılda iki sahne kaldı ama...

İlki köşkün salonunun ortasında yapılan tango danstaki amatörlüktü. Bihter ve Adnan ikilisi ilk dans dersinden çıkmış da evde performans deniyor gibiydiler...

İşin ilginci bu kadar aksiyondan uzak bir dansı köşk ahalisi Tango Lessons filmi izler gibi izlediler ya, pes dedim vallahi...

Bir de finalde Behlül’e hazırlanan sürpriz doğum günü partisindeki Bihter kahkahaları vardı ki, sanırım Beren Saat Hollywood’da olsa Mystery’deki Kate Bates’in elinden alırdı gerilim kraliçeliği unvanını...

Sanırım ağlamayı da gülmeyi de beceremeyen bir kadınla karşı karşıyayız. Bu ikisini de yapamayan Bihter’se bu Beren’in büyüklüğünü gösterir. Tam tersiyse vah halimize; gelecek yıl “Fatmagül’ün Suçu Ne?” diye sormak yerine “Bizim Günahımız Ne?” diye soracağız biline...

Kurtlara soru sorulmaz mı?

Bu kez öldü sanırım. Yakışıklı karakteri üç kurşunla yıkıldı yere, kan boşaldı ağzından ve bakışları donuklaştı. İlk gözle muayenede bu belirtiler kesin ölüm habercisi. Ama burası Kurtlar Vadisi Pusu (Star TV)... Burada insanların 9 candan fazlası mevcut, varın kediler kaç canlı siz düşünün. Burada insanlar Sultanahmet Meydanı’ndan kafasına silah dayanarak kaçırılıyor, eksi 30 derecelik frigo kamyonlarına bindirilip seyahate çıkarılıyor, Allah için “kardeşim ne yapıyorsunuz siz” diyen yok... Burada Polat’a sıkılan her yedi kurşundan sekizi karavanaya çalışırken Polat’ın sıktığı her iki kurşundan üçü bir manga adamı sorgu melekleriyle buluşturuyor... Burada son zamanlarda moda olduğu haliyle çocuklar kaçırılıyor, koca devletlerle başa çıkan adamlar iki çocuk hırsızını bulamıyor... Burada dizinin delisinin dediği gibi her gün gündem değişiyor ama özünde her şey aynı kalıyor; iyiler iyi, kötüleri Allah ıslah etsin!