'Giyim değil giyim tarzı üretiyorum'

Yasemin Akat 'Ben elbise tasarımcısıyım' diyor. Kendisini modacı olarak tanımlamamasının nedeni modayla uzak yakın alakası olmaması. Moda diye herkesin pembe giymesi onu deli ediyor

'Giyim değil giyim tarzı üretiyorum'

Röportaj: Seral Cumalı

[email protected]

O sıradışı giysilerin kadını. Kendisi de sıradışı giyiniyor, müşterilerine de öyle giydiriyor. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, hatta dünyaca ünlü aktör Sean Connery’nin karısı da onun giysilerini giyenler arasında. Müşterileri giysilerini ‘sihirli’ diye yorumluyor. Çünkü bir giysi alıyorsunuz, küçük bir hareketle pantolona ya da eteğe dönüştürebiliyorsunuz.

O da yetmiyor, eteği bolero ya da şal olarak kullanabiliyorsunuz. Gündüz giydiğiniz kıyafeti, küçük hareketlerle geceye dönüştürebiliyorsunuz. Hem kullanışlı, hem şık, hem ekonomik!

Tasarım serüveniniz Arnavutköy’de bir manav kulübesinde başlamış... Bu nasıl bir başlangıçtı?

Evet bir manav kulübesinde başladım. O yıllarda Arnavutköy’de heykel dersi alıyordum. Çocukların koleje hazırlanma dönemiydi. Onları ders çalıştırırken bir şeyler üretmek istedim. Hem ders çalıştırdım, hem resim, heykel yaptım. Onlar üniversite çağına geldiler, ben takı yapmaya başladım. Ama takı dediğim ipe boncuk dizilen cinsten değildi. Yapımı hemen hemen bir gün süren çok sıradışı kolyelerdi. O kulübeyi manav boşaltmıştı; ben tutup orada hem takı ürettim, hem de sattım. Kısa sürede çok büyük ilgi gördü.

Giysi tasarımına nasıl geçtiniz?

İlginç bir giyim tarzım vardı. O zaman da bugünkü gibi sıradışı giysiler giyerdim. Giysilerim müşterilerin ilgisini çekerdi. “Giyim tarzın çok enteresan, neden giydiklerinden yapmıyorsun? Bu takılarla da bağdaşır” diyorlardı. Takının yanına giysileri ilave ettim. Takılar ve giysiler birbiriyle çok bütünleşti. Ve bir giyim tarzı üretmeye başladım. Esasında hobi amaçlı açmıştım orayı ama 1- 1.5 sene sonra karşı sıradaki üç katlı apartmanın bütün katlarına yayıldık. Oğlum yurtdışında ekonomi okudu ve benimle çalışmaya başladı. Onun sayesinde de yurtdışına açıldık.

 Yurt dışında nerelerde satıyorsunuz?

Fransa, İngiltere, Ortadoğu başta olmak üzere 170 mağazada satılıyor. Yurtiçinde Nişantaşı ve Bağdat Caddesi’nde butiğimiz var. Onun dışında da Türkiye’de 22 noktada satılıyor.

Hep bu tarz mıydı ürettikleriniz?

Biraz daha etnik, kaftanımsı giysiler yapıyordum. Sonra taleplere göre zaman içinde biraz daha geniş kitlenin giyebileceği giysiler ürettim. Ama etnik tat her zaman var.

Neden etnik?

Ruhumu çok çekiyor. Benim ruhumun mistik bir tarafı var.

Dünyaca ünlü aktör Sean Connery’nin eşi sizin kıyafetinizi giymiş. Nasıl ulaştı size?

Doğru. Ona bir yakını bizden bir yüzük ve bir üst giyim hediye aldı. Sonra Sean Connery’nin eşi bizzat beni aradı, hediye alan arkadaşının adını verip benden satın aldığını, çok beğendiğini söyledi ve bana teşekkür etti. Çok keyif vericiydi benim için.

Sizin giysilerinizin en önemli özelliği ufak hareketlerle birkaç şekilde giyilmesi. Sihir gibi!

Evet daha doğrusu ‘sihirli olduğunu’ benim müşterilerim söylüyor. Çünkü bir giysiyi 2-3 amaçla tasarlıyorum. İstenildiği zaman etek olabiliyor, istenildiği zaman küçük bir hareketle pantolon olarak giyilebiliyor. Ya da alta giyince etek oluyor, üste giyince bolero olarak kullanılabiliyor. Birçok şekilde giyebiliyorsunuz. Bunu da şu amaçla yapıyorum: Artık iş hayatı yoğun, yaşam temposu yüksek, vakitler çok dar. Gündüz giyebildiği giysiyi eve gidip değiştirmeden geceye devam edebilsin istiyorum. Mesela fiyonklu bir ceketi gece açık şal haline getirebiliyor. Hem şıklık, hem değişiklik, hem kolaylık hem de ekonomi. Bir tek parçaya para veriyor, onu en az 2-3 ayrı modelde giyebiliyor. Hep böyle yaptım, zaten ilgi çekmesinin, piyasadaki giysilerden farklı olmasının en önemli nedenlerindendir bu.

 Giysilerinizin başka ne avantajları var?

Basen, kilo sorunu olanları daha şık göstermek amaçlı yola çıktım esasında. Çünkü zayıf olan insan her şeyi kendine yakıştırabiliyor. Ama kilosu olan öyle değil ki. Zaman zaman mağazada müşterileri dinliyorum, onların istekleri doğrultusunda üretim yapıyorum.

Tasarlarken en az üç modelde giyilsin diye bir kaygınız oluyor mu?

Hayır, tasarlarken o denk geliyorsa geliyor. Bazısı bir, bazısı 4 şekle giriyor. Onu tasarlarken değil de provada üzerime sardığım an hissedebiliyorum.

 Bu yaz için neler yaptınız? Nasıl bir ruh haliyle ürettiniz?

Çok monoton bir kış geçirdik hepimiz. Monoton geçen bu kışın arkasından güzel bir yaza hazırlanmak, motive olabilmek için soft renkleri seçtim. Uçuk pembeler kullandım. Uçuşan, hayata bağlayan, keyifli giysiler yapmak istedim. Pespembe bir dünya olsun istedim.

 Kumaş tercihleriniz ne?

Kumaş çok önemli. Tasarıma başlarken önce kumaşın beni heyecanlandırması gerekiyor. Kumaş dokusu ve renkleri beni harekete geçiriyor. Bu yaz koleksiyonum yüzde 100 koton. Asla terletmez.

Daha çok kimlere hitap ediyorsunuz?

Ajda Pekkan, Sezen Aksu’nun müşteriniz olduğunu biliyoruz... Çizgilerde özgür bir tarzım var. Bunu giyenlerin de sıradışı olması lazım. Dikkat çekmek isteyenler daha çok tercih ediyor diyebilirim. Sanat camiasından çok müşterilerimiz var.

Cesaret de istiyor; herkesin taşıyamayacağı kıyafetler!

Ruh önemli. Onu taşıyabilecek ruha sahipseniz taşıyabilirsiniz. “Etekler uzun, ben kısa boyluyum. Sizin elbiselerinizi taşımak için boylu poslu olmak lazım” diyorlar; ama bir arkadaşımız 1.57 boyunda çok güzel taşıyor. Çünkü ruhuna uygun. Boyla değil ruhla ilgisi var.

 Abiyelerinizin özelliği ne?

Onlar da aynı ruhla yola çıkılmış. Hepsinden bir tane yapıyorum. Haute couture gibi. Abiyeler biraz daha teatral, biraz daha romantik. Abiyede pul payet, taş sevmiyorum. Pul payete ters düşen insanlarla ortak noktada buluşuyoruz!

Sizin gözlüğünüz de enteresan. Küpeleriniz de. Her şey sıradışı sizde?

Sıradışı olmasa takmam. Biraz farklı olmalıyız. Etrafa baktığımız zaman herkes aynı. Bu beni sıkıyor. Sizi sıkmıyor mu?

Sizin modayla hiç ilginiz yok galiba!

Elbise tasarımcısıyım. Moda başka birşey. Ama modanın tek düzeliği beni sıkıyor. Aykırılık burada oluyor...

4