Golcüsüz çıkılan derbi

a
a
Pazartesi, 26 Ekim 2009 - 07:40

>> Galatasaray'ın bu sezonki kadro ve oyuna rağmen kazanamaması; hatta bırakın kazanmayı, maçın başroldeki tarafı olamaması şunu gösteriyor: "Kadıköy'de Fener kazanır" meselesi iki takımın da kurum kimliğinin bir parçası haline gelmiş. Psikolojik baskı altında olmaları için sebep olmayan Keita, Elano gibi oyuncuların dahi yapabileceklerinin çok azını yapması bunu gösteriyor. Ya da mesela Kewell'ın Emre'ye yaptığı faulün sertliği.

>> İyi maç olmadı. Bunda, gerginliğin maçın başlamasına yarım saat kala kavgaya dönüşecek kadar yoğun olmasının etkisi vardır elbette. Ama Daum'un bir puana razı oyunu düşük kalitenin en önemli sebebiydi. Tabela Fenerbahçe galibiyetini gösterse de 25 Ekim akşamı kayıtlara "golcüsüz çıkılan Galatasaray maçı" olarak geçecek.

>> Golcü mevkiinde sahaya çıkan Kazım iyi bir akşam geçirdi. Hatta sahanın en başarılılarındandı. Servet'le iyi didişti, kuvvetiyle onu bile rahatsız etti. Ama gol vuruşundaki eksiklik özellikle ikinci yarının başındaki pozisyonlarda çok bariz ortaya çıktı. Bütün toplar dağlara taşlara gitti.

>> Lugano'nun içeri bıraktığı ama top dışarıdan geldiği için gol sayılmayan pozisyondan sonra baktık ki kararı veren yan hakem yüzünü buruşturup bacağını ovuyor. Hemen komplo teorisi çalıştı: Golü verse santraya doğru koşması gerekecek ama "Bacağım ağrıyor, hiç koşacak halim yok, en iyisi aut diyeyim bitsin bu iş" diye düşündü.

>> İlk gole kadar Galatasaray hiçbir şey yapmadı. Sonra biraz biraz oynar oldu. Maçın yıldızı olma ihtimalini yüksek bulduğum Keita'nın kanadından yüklenmeye çalıştılar. Ama o dönemde net baskı kuramadılar. O baskının kurulması için ikinci yarının başının gelmesi gerekti. Carlos'un zaaflarını ortaya çıkardılar ama bunu sonuca dönüştüremediler.

>> Keita'nın ruhsal olarak iyi bir maç geçirmediği, ilk yarıdaki tiyatrosundan belliydi. Önce gözüne bir şey gelmiş gibi dakikalarca kıvrandı, sonra eline topu alıp bir boy koştu ve yerdeki şişenin kayıtlara geçmesi için ısrarcı oldu. Bunlar, ikinci yarıda Carlos'a atacağı yumruğun geliyorum dediği anlardı. Brezilyalı büyük deneyimiyle, ilerleyen dakikalarda kendine sorun çıkaracağı çok belli olan Keita'yı attırdı. Kızmak yok, bu da futbolun içinde bir taktiktir.

>> İlk yarıda Alex'in topu alıp durduğu, nefes aldığı, kaleyi ölçüp biçtiği, adımını ayarlayıp vurduğu pozisyon hakikaten müthişti. Sanki bir duran topa vurur gibi kullandı zamanı. Leo Franco da "Kaptırdığım topla gol yersem beni yakarlar" korkusundan can havliyle kurtardı tabii. Ne bilsin ikinci yarıda aynı şeyi bir daha yapacağını! "Aykut neden oynamıyor?" lobisi bu maçtan sonra harekete geçecektir, hazır olunsun.

>> İkinci yarıda, özellikle Emre Belözoğlu'nun etkisizleştiği dönemde Galatasaray rakibinin sinmesini sağladı ve o her zamanki boğuculukta olmasa da belli bir hücum üstünlüğü sağladı. Ama Fenerbahçe o dakikaları soğukkanlılık ve tecrübe sayesinde fazla hırpalanmadan geçti. Kırmızı karttan sonra maç zaten zihinlerde bitti. Ondan sonra hem Emre kendine geldi hem Fenerbahçe.

>> Bünyamin Gezer, Galatasaray'ın sert oyununa Türkiye standartlarına göre biraz fazla hoşgörü göstermek dışında gayet iyi maç yönetti. Kendisi sürekli kaşlarını çatıyor, son derece sert bir beden dili kullanıyor, yan hakemi yaralandığı için haklı olarak posta koyup maça geç çıkıyor; bunlara eyvallah. Ama imaj denen şeyi kurmak zor, çöpe atmak kolay. Onca babayiğitliğin ardından Elano senin elini itince ceza vermeyip yutkunursun, akıllarda o sahne kalır.

>> Daum doğru değişiklikler yaptı. Rijkaard, Keita'nın atılacağını bilse, sahada sadece gezinmesine rağmen Arda'yı oyundan alır mıydı? İnsan önce "Almazdı, sonucu değiştirebilecek yetenekte adamı sahada tutardı" diyor ama sonra bakıyorsunuz ki 82'de Elano'yu da çıkarmış.

>> İlk 11'deki o büyük hücum gücünün dördü de (Baros, Elano, Arda, Keita) maçı tamamlayamadı. Ortalığı dümdüz ettikleri yıllardan sonra ilk kez Metin-Ali-Feyyaz'ın üçünün de 90 dakika sonunda sahada olmadığı bir Beşiktaş maçı hatırlıyorum. Hüzünlüydü.

>> 85'nci dakikada orta sahada boşta kalan bir topa üç Galatasaraylı birden koştu, topu birbirlerinden çalmaya çalışacaklardı neredeyse. Üstelik 10 kişi oynuyorlardı. Fenerbahçeli arkadaşlar ne yapıyordu? Bilemiyoruz. Çünkü topu merkez alıp 10 metre yarıçapında bir daire çizin, işte o dairenin kapladığı alanda Fenerli olmadığı gibi, topa koşan da yoktu. 87'de Aydın o topu içeri atsaydı ben de bu pozisyonu maçın ilk paragrafına alırdım tabii.

>> Guiza parayı nereden kazanıyor? Çerçeveye top sokmaktan değil mi? Peki, son saniyelerde attığı gole rağmen, kafayla dürtemediği o pozisyon varken yine de parasını tam almalı mı? Hayır, yevmiyesinden kesilmeli.

>> Fenerbahçe haftaya Kayserispor deplasmanından galibiyetle dönerse bugünkü huzur uzun vadeli olur. Daum Beşiktaş maçına da iyi becerdiği "Yenilmeyelim, bize yeter" taktiğiyle çıkabilir. Galatasaray ise ligin ilk 9 sırasındaki takımlar içinde en çok gol yiyen olduğu gerçeğini dikkate almalı (İlk 12 sırasındaki takımlar içinde de ikinci en çok yiyenler). Bunca övgü, tebrik, alkış kıyametin ardından şimdi Bursaspor'un gerisindeler. Beşiktaş ise sadece dört puan geride.

>> Alex şöyle iyiydi böyle iyiydi diye yazmaya hâlâ gerek var mı?