Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Görevimiz 3 maddeyi anlatmak

Cuma, 16 Nisan 2010 - 21:44

Deniz Baykal mı şark kurnazlığı yapıyor, Erdoğan mı mızıkçılık ediyor? Anayasa değişikliği paketi, referanduma giderse halk evet mi diyecek, hayır mı? Evet çıkarsa oranı ne olacak? Şimdi bu soruların yanıtı aranıyor. Deniz Baykal’ın anayasa paketine başta çok soğuk bakıp sonra atak yaparak “Paketi ikiye bölün, üç madde dışındakileri meclisten oy çokluğuyla geçirelim” teklifi, gerçekte manevra mıydı, samimi mi? Galiba her ikisi de! Samimiydi çünkü eğer Erdoğan kabul etseydi, tartışmalı üç madde dışındakilerin kabul edilmesine başta CHP, kimsenin itirazı yoktu! Manevraydı çünkü CHP gibi olayı yakından takip eden herkes, bizzat Erdoğan kendisi açık yüreklilikle söylediği için, biliyorduk ki AKP’nin asıl amacı, diğerlerini değil, bu üç maddeyi geçirmektir. O nedenle kalan 24 maddenin meclisten ittifakla geçmesinin AKP’ye kazandıracağı bir şey yok. AKP buna bir şartla evet diyebilirdi: CHP, 24 maddeyi çıkardıktan sonra kalan 3 madde için Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğine söz verirse ki olmayacak dua. AKP, tasarının meclisten geçmemesi halinde çok üzülmeyecek. Çünkü ikinci aşamada gideceği referandumdan evetle çıkacağına inanıyor. Halk 30 maddelik bir anayasa değişikliğinin içeriğiyle ilgilenmeyecek, ve büyük olasılıkla muhalefetin tavrını ciddiye almayarak değişikliğe olumlu oy verecek. İşte bunun için tartışmalı 3 maddeye karşı olanların yapması gereken önemli bir görevi var: Neden karşı olduklarını ve bu 3 maddenin hangi tehlikeleri getireceğini hukuk tartışması içinde boğulmadan, açık ve seçik anlatmak!

DAVALARA DİKKAT

Bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan ve darbe yapmakla suçlanan, subay, yazar, bilim adamı muhalif sanıkların yargılanmasında savunma aşamalarına gelindi. Ne yazık ki gündemin yoğunluğu, medyanın fikri takipten uzak oluşu, bu duruşmaların kamuoyuna gerektiği gibi yansımasına engel oluyor. Her biri birer film konusu olabilecek ilginçlikte davalar, savunmalar, diyaloglar ise tarihe kayıt düşülerek yok olup gidiyor. Önceki gün Poyrazköy’de bulunan silahlarla ilgili olarak savunma yapan SAT komandosu Emekli Binbaşı Levent Bektaş, o silahları, bir karış suya, üstelik dere yatağı kenarına koymuş olmakla suçlanmasının kendi vasıflarındaki biri için hakaret olduğunu söylüyor. Bektaş, ayrıca ofisinde bulunan cd ile darbe planı yapmakla suçlanıyordu. Bektaş’ın avukatı Ülgen ise dün mahkemede uygulamalı olarak cd’ye nasıl müdahale edilebileceğini ve imza koyulabileceğini gösterdi. Hakkındaki tüm suçlamaları tek tek yanıtlayan Bektaş, “Suçsuz olduğumu açıklamak için ilk kez fırsat buldum. 12 ay boyunca linç edildim. Tutukluluk sürecim esir alma harekatıydı” diyerek tahliyesini istiyor. Bir diğer tutuklu subay Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Ergenekon davasından 20 aydır tutuklu. Atatürk’ün Nutuk’tan sözlerinden yargılandığını vurgulayarak yaptığı savunmasının her satırı ibret ve ders almak için okunmalı. (odatv.com) Düzmece iddianameler ve kabul edilmesi mümkün olmayan suçlamalarla TSK mensuplarının sürüm sürüm süründürilmesi, hangi planın sonucu, hangi amaca hizmet ediyor? Bu insanlar niçin bu kadar uzun sürelerdir cezaevlerinde tutuluyor, tutuklu yargılanıyor, tahliye talepleri reddediliyor? Ve bu yargıdan bile memnun olmayan AKP iktidarı, yeniden şekillendirmek istediği yargıyla ne yapmak istiyor? Uyuma ey halkım, kafanı çalıştır da olan biten hakkında düşün biraz!