Dr. Ceyda Şener

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Grip ve cildimiz

Cumartesi, 05 Aralık 2009 - 05:00

Hepimizi bir Domuz Gribi korkusu sarmış durumda... Bağışıklığımızı artırmanın, daha güçlü olmanın peşindeyiz hepimiz. Gribin vücut üzerinde yaptığı hasar malum. Peki ya en büyük organımız olan cildimizin gripten nasıl etkilendiğini ve alınması gereken önlemleri biliyor muyuz? İşte bu hafta ondan bahsetmek istiyorum...

Grip sırasında oluşan yüksek ateş, iştahsızlığa ve su kaybına neden olmaktadır. Ateşin yükselmesi beraberinde metabolizma hızını da arttırdığı için vücut daha çok oksijen ve suya ihtiyaç duymakta, bunları yeterince sağlayamadığında da kilo kaybı dahi yaşanmaktadır. Bu durum da, vücudumuzun tüm sistemini bozduğu gibi, cildimizi de olumsuz yönde etkilemektedir. Su kaybeden vücutta cilt kurur ve rengi solar. Bu nedenle bu tip hastalık durumlarında bol miktarda sıvı alınması çok önemlidir. Bir diğer hastalık belirtisi olan iştahsızlık ve aşırı yorgunlukta da cilt solgun ve kuru görünür. Mide bulantısı ve kusma da vücudun direncini düşürdüğü için halsizlik ve cilt renginin sararmasına neden olur. Bu nedenle, beslenmeye çok dikkat edilmeli, boğaz ağrısı ya da mide bulantısı bahane edilerek yemekten kaçılmamalı, hafif ve bol sıvılı gıdaların alınmasına dikkat edilmelidir. Bazı kişilerde görülen ishal de vücudun aşırı miktarda su kaybetmesine neden olduğu için halsizliğin, cilt kuruluğu ve rengin solmasının ve iştahsızlığın bir diğer nedenidir. Bu nedenle ishal gibi durumlarda bol sıvı tüketilmesi yine çok önemlidir.

Sadece su yetmez, cildimizin bu hastalık durumlarında kalitesini kaybetmemesi ve kırışıklık miktarının artmasını önlemek için ayrıca besin desteğine de ihtiyacı vardır. Yeterli, dengeli beslenme ve antioksidanlarca zengin besinleri tüketme beslenme alışkanlığımız haline gelmelidir. Bunları birkaç maddede özetleyecek olursak:

¦ Taze sebze ve meyva tüketimine dikkat edin..

¦ Bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olan A ve C vitaminlerini içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzeler ve portakal, mandalina, elma gibi meyvalardan bol bol yiyin.

¦ Yine bağışıklığı güçlendirici etkisi olan E vitaminini almak için yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagil tüketin.

¦ D vitamini ihtiyacını karşılamak için balık, omega 3 içeren besinler, kalsiyum, fosfor alın.

¦ Hem vücut ısısını dengede tutmak hem de cilt sağlığınızı korumak için günde en az iki litre su için.

¦ Vücudun ve cildin dinlenip rahatlaması için, düzenli uyumaya özen gösterin.

Meyva nasıl yenmeli?

Sabah kahvaltısına taze bir meyva suyu içerek başlanabilir. Daha sonra da bir meyva yenebilir; daha küçük olduğu halde portakaldan beş kat daha fazla C vitamini olan bir kivi en uygun meyvadır.

En iyisi, meyvayı sıkar sıkmaz hemen içmektir. Çünkü aradan zaman geçince, vitaminleri önemli ölçüde kaybolur. Hazır meyva suları içmenin bir faydası yoktur, çünkü saf meyveden yapılmış olsa bile uzun zaman geçtiğinden, içinde hemen hemen hiç vitamin bulunmaz. Ayrıca önemli olan bir başka nokta da, sabah kahvaltısı için seçilen meyva ne olursa olsun, kesinlikle aç karnına, yani başka bir şey yemeden önce yenmelidir.

 

Geleneklerin tersine, meyva kesinlikle yemeğin sonunda yenmemelidir, çünkü sindirimi çok kısa süren bir yiyecektir. Yenen meyva mideye geçer ama orada kalmaz çünkü midede hiçbir işlem olmaz. Böylece hemen ince bağırsağa geçer ve orada sindirilir. Eğer meyva yemekten sonra yenirse, önceden yenmiş ve sindirimi için iki, üç saat gereken besin maddeleri yüzünden kapağı kapalı olan bir mideye girer. Meyva böylece sıcak ve nemli bir ortamda tutsak kalınca mayalanır ve diğer besin maddelerinin sindirimini bozarak vitaminlerinin çoğunu yitirir. Bu nedenle, meyvaları öğün sonunda yeme alışkanlığından vazgeçmek ve kahvaltıya meyvayla başlamak gerekir. Hatta meyvayı yedikten sonra 15-20 dakika daha beklemenizi öneririz; böylece meyva, diğer besin maddeleri tarafından midede engellenmeden hemen ince bağırsağa geçer. Pişmiş meyvalar konusunda aynı kısıtlama söz konusu değildir; çünkü mayalanma tehlikeleri bulunmaz.

Şifalı bitkilerin cilde etkisi

Pek çok ev yapımı kozmetiğin etken maddeleri bitkisel kökenlidir. Bu bitkilerin çok önemli bir bölümü yüzyıllardır kendilerini çok yönlü olarak kanıtlamışlardır. Aşağıda birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

Adaçayı: Cildi temizler, parlak görünmesini sağlar, cildi besler. Banyo suyunda kullanılırsa kas ağrılarına iyi gelir. Ağız kokusunu giderir, yapraklar kaynatılıp saç boyamada kullanılır. Toz haline getirilip dişler ovalanırsa diş etleri güçlenir, dişler beyazlar. Çay olarak içilir.

Sarı kantaron: Yatıştırıcıdır. Özellikle kuru ve çatlak cildi rahatlatır ve iyileşmeyi hızlandırır.

Ebegümeci: Basit yaraların çabuk iyileşmesini sağlar. Cildi düzgünleştirir ve kuru deriye kadife yumuşaklığı kazandırır.

Gülyağı ve gülsuyu: Cilde canlılık kazandırır ve gerginleştirir.

Ihlamur: Cilt dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler. Kuru ve duyarlı ciltler için uygundur.

Avokado: Dıştan kullanımda, bol miktarda içerdiği A vitamini, hücrelerin yenilenmesini destekler, üst deride kepeklenmeyi ve nasırlaşmayı önler. B vitamini kompleksi, hücre metabolizmasını çok olumlu etkiler. Avokadonun etken maddeleri cildi kurumaktan korur ve özellikle, duyarlı, kuru, yıpranmış ve yaşlanmış cildi iyileştirir ve güçlendirir.

Yeşil çay: Yalnızca içten değil, dıştan kullanıldığında da çok yararlıdır. Duyarlı ciltleri yatıştırır, olgunlaşma aşamasında cildi besler ve vaktinden önce yaşlanmaktan korur.

Kuşburnu: Meyvasının yanı sıra yaprakları da kullanılır. Meyvası antioksidan özellikler gösterir. Kuru ciltlere ve kırışıklıklara iyi gelir.

Limon: Doğal kozmetikte çok önemli bir yeri vardır. Mikrop kırıcı, sıkıştırıcı, sağlamlaştırıcı, gerginlik sağlayıcı özelliği vardır ve cildi yağdan arındırır.

Maydanoz: Demlenip kompres yapılarak tatbik edilir. Buğu banyosu cildi rahatlatır, kan dolaşımını düzenler.