Gül: Milliyetçilik, laiklik, adalet gibi kavramları sorgulamalıyız

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çırağan Sarayı'nda 'Yeni Normal Dünyada Türkiye'nin Yeni Konumu, Yeni Gücü' konulu panele katıldı

a
a
Pazartesi, 27 Eylül 2010 - 20:15


Gül: Milliyetçilik, laiklik, adalet gibi kavramları sorgulamalıyız

Panelin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Gül, yeni normal dünya için sağlam, ayakları yere basan, gerçekçi bir vizyonu oluşturulması gerektiğini belirterek, "Bireysel hak ve özgürlüklerden, demokratik toplumun temel dinamiklerine, milliyetçilikten laikliğe, eşitlikten adalete kadar pek çok kavrama bakışımızı gözden geçirmemiz gerekir. Bize özgü demokrasi, bize özgü laiklik, bize özgü devletçilik gibi söylemlerin eski siyaset dilinin varlığını devam ettirme araçları olduğunu da görmemiz gerekir. Bu kavramları sorgulamalı, evrensel kavramlarla karşılaştırılmalı ve revize etmeliyiz" dedi.

Gül, yargıçlara ve yasa yapıcılara seslenerek, "Youtube sitesini yasaklarken, bu site ve benzerlerinin yasak olduğu diğer ülkelerin kimler olduğunu ve Türkiye’yi hangi ülkelerin arasına koyduklarının farkındalar mı?" dedi.

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in de katıldığı panelin açılışında Bersay İletişim Grubu Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Saydam, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün New York’taki BM Genel Kurul toplantılarının yıldızı olduğunu ve bu konuda bu kadar mütevazi olmamasını tavsiye ederek, "Biz de bir laf vardır. Fazla tevazu gösterme gerçek sanırlar" dedi.

Yeni diplomasi dili, yeni siyaset dili, yeni söylemler, yeni normal dünyanın, her bir kelimenin başında yer alan "yeni" sıfatının aslında modernitenin bizlere yaşattığı acılardan ve yıkımlardan çıkış arayan insanlığı işaret etmiyor mu? diye soran Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şunları söyledi:

SOĞUK SAVAŞ SONRASI DÜZEN KURULMADI

Uluslararası sistemin üç boyutlu bir eksik denge halinde olduğunu düşünüyorum. Söz konusu eksik denge halinin siyasi, iktisadi ve beşeri boyutlu açıklardan olduğunu değerlendiriyorum. Stratejik bir siyasi bakımdan tecelli eden eksik dengenin temel sebebi soğuk savaşın ardından yeni bir uluslararası düzenin kurulamamış olmasıdır. Günümüzde, soğuk savaşın dehşet dengesinin yarattığı dinamitlerle yola devam edilmesi artık mümkün değildir. Gezegenimiz artık iki süper gücün etrafında dönmediği gibi, uluslararasında Batı’nın görece ağırlığı da giderek azalmaktadır. Buna mukabil Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi güç odakları uluslararası strateji merkezini de doğuya doğru kaydırmaktadır.

Uluslararası terörizm, iklim değişikliği, salgın hastalıklar ve sınır aşan örgütlü suçlar gibi tehditler geleneksel güvenlik anlayışının kapsamını da genişletmektedir. Halıhazırda uluslararası güç dengesi ne tek kutuplu, ne çok kutuplu ne de niteliksiz bir güç arz etmektedir. Öte yandan halen etkilerini hissettiğimiz küresel ekonomik kriz uluslararası yönetim zaafiyetini ortaya koymuştur.

Ekonomik alanda da yeni bir düzen kurma gereği ortaya çıkmıştır. Bir taraftan mali disiplin ve kamu finansman bakımından büyük açıklar ve gelişmiş piyasa ekonomisi, diğer tarafta yüksek büyüme gösteren ve cari denge fazlası nedeniyle devasa fonlar oluşturan yükselen ekonomiler. Bir tarafta artan petrol ve diğer meta fiyatlarıyla ihya olan bir avuç ülke. Bir taraftan da yüksek petrol, meta ve gıda fiyatları neticesinde kıvranan en az gelişmiş ülkeler. Tüm bunlar uluslararası ekonomik eksik denge hali olduğunu gösterdi. Bu durum, yeniden normal bir dengeye kavuşana kadar küresel ve bölgesel şoklarla karşılaşma ihtimali daima vardır.

MİLYARLARCA İNSAN TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLERDEN MAHRUM

Bu gün artık barış, istikrar, huzur ve refahın tuttuğu demokratik değerler uluslararası standartların yükseltilmesinden geçer. Hukukun üstünlüğünün yerleştirilmesi siyasi çoğulculuk, eşitlik, farklılıklara saygı gibi değerlerin keza gözardı edilmesi mümkün değildir. Artık bu beşeri değerlerden dünya nüfusunun çok az bölümünün dört başı mağrur şekilde yararlandığını biliyoruz. Milyarlarca insan temel hak ve özgürlüklerde bile mahrum yaşamakta, bunların bir bölümü ülkelerini terk ederek yasa dışı göç etmenin yollarını aramaktadırlar. Öte yandan artan göç olgusu pek çok gelişmiş ülkede ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve dinsel hoşgörüsüzlük belalarının da yeniden ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

En az gelişmiş ülkelerdeki eğitim, sağlık, cinsiyet ayrımcılığı, yoksulluk ve kronik açlık gibi sorunları eklediğimizde mevcut uluslararası düzenin beşeri değerler bakımından da noksan ve açık verdiğini görüyoruz. Küreselleşme olgusunun getirdiği yeni dinamitler daha önce ulusal ve bölge bazında alınan tedbirlerin yeterli olduğu bir paradigmaya son vermiş stratejik, ekonomik ve insanı konularda askari bir düzen ve denge kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.

MOBİLİZE ETMELİYİZ

19’uncu yüzyılın son çeyreğinde İngiltere’nin liderliğinde büyük güçlerin uyumuna dayanan bir dengeye oturtulmuştur. Benzer bir uluslararası dengenin 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde ABD’nin önderliğinde oluşması muhtemeldir. Bu kez halihazırda en büyük güç olan ABD liderliğinde AB, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya gibi büyük güçlerin uyumuna dayanan bir düzendir. Birlerce yıllık devlet geleneğine ve büyük bir imparatorluğun tecrübe, hafıza ve devlet mirasına sahip Türkiye, bu yeni uluslararası düzende hak ettiği yeri alacktır, bundan hiç şüphem yoktur. Bunun için önümüzdeki 10-15 yıllık sürede bilimsel, teknolojik, askeri ve ekonomik açıdan ciddi bir yakalama ve öne geçme çabası içerisine girmeli ve toplumumuzu bu hedefler etrafında mobilize etmeliyiz.

KAVRAMLARI SORGULAMALIYIZ

Türkiye Cumhuriyeti 2023 yılında yüzüncü yılını kutlayacaktır. Çok değil bir yarım yüzyıl sonrada bu topraklara gelişimizin bininci yılını kutlayacağız. Bin yıldır Batılılar, bize bu topraklarda hep Türkiye diye hitap ettiler. Ülkemizin nice bin yıllar daha bağımsız yaşayabilmesinin teminatı şüphesiz 72 milyonluk genç ve dinamik nüfusudur. Türkiye’nin iç ve dış politikasının değişmez hedefinin çağımızdaki siyasi, iktisadi ve beşeri alanda sağlanabilen en ileri standartları Türk halkına sunmak olmalıdır. Bu nedenle yeni normal dünya için sağlam, ayakları yere basan, gerçekçi bir vizyonu oluşturmamız gerekir.

Bireysel hak ve özgürlüklerden, demokratik toplumun temel dinamitlerine, milliyetçilikten laikliğe, eşitlikten adalete kadar pek çok kavrama bakışımızı gözden geçirmemiz gerekir. Bize özgü demokrasi, bize özgü laiklik, bize özgü devletçilik gibi söylemlerin eski siyaset dilinin varlığını devam ettirme araçları olduğunu da görmemiz gerekir. Bu kavramları sorgulamalı, evrensel kavramlarla karşılaştırılmalı ve revize etmeliyiz. Biz bunu yapmadığımız sürece, eski siyaset dili, yeni normal dünyanın gerçeklerinden kendisini koruyacak mekanizmalar geliştirecektir.

İçinde yaşadığmız bu çağ, içine kapalı olmayı, dört yanı düşmanlarla çevrili ülke söylemini kaldıramaz. Son yıllarda komşularımızla sorunlarımızı çözme ve diyaloğumuzu yeniden tesis etme çabalarımız artan hızla devam etmektedir. Sınırların kalktığı bir dünyada Türkiye halkı, kendi Misak-ı Milli sınırları içine hapsedemez.

SİNERJİYE DÖNÜŞTÜRMEK

Türk akademisyen ve öğrencilerin ABD’de çok sayıda olduğunu belirten Gül, tek sorunun bunu enerjiye dönüştürememek olduğunu belirterek şunları söyledi: "5-10 sene sonra bunların neticesini almaya başlayacağız ve gerçekten bunu inanarak söylüyorum, o zaman Türkiye, ABD, AB, Japonya, Çin, Kore, Hindistan, Türkiye ismiyle geçecektir. Bundan hiç şüphem yok. Bu konuda başta TÜBİTAK olmak üzere üniversitelerimiz bir atılım yaparsa bunu başarırız.

YOUTUBE’U YASAKLAMAK

Özgürlüğe ilişkin bakış açımızda halen muhafazakarız. Daha fazla özgürlüğün iyi bir şey olduğuna inanmalı ve ikna olmalıyız. Daha fazla özgürlüğün ülkeyi zayıflatacağına, birlikteliğimize zarar vereceğimize inanmak en basit ifadeyle naifliktir. Mahkemelerimizde karar veren yargıçlarımız ve yargıçlarımıza yol gösteren, yargıçları suçlamak biraz kolay olur ama onlara yol gösteren yasaları hazırlayan yasa yapıcılarımız Youtube sitesini yasaklarken, bu site ve benzerlerinin yasak olduğu diğer ülkelerin kimler olduğunu ve Türkiye’yi hangi ülkelerin arasına koyduklarının farkındalar mı? Biz istediğimiz kadar uğraşalım. İstediğiniz kadar konferanslar, pr’lar, yatırımlar yapalım. Bakıyorsunuz bütün imajlarınızı altüst edebiliyor. Ülkelerin ismini zikretmek istemem rencide etmemek için bilmeyenler varsa bir baksınlar, bir elin parmaklarından fazla değiller.

ADALET VE GÜÇ DENGESİ

Türkiye tarihi tecrübesiyle, insan kaynaklarıyla, kültürüyle, sağ duyusu ve sahip olduğu demokratik rejimin nimetleriyle yeni dünya düzenin önde gelen üyesi olmaya muktedirdir ve buna da mecburuz. Gerekli irade, azim, hikmet ve cesareti gösterdiğimiz takdirde Türkiye, yeni normal dünyadaki değişimi takip eden değil talep eden ve şekillendiren ülke olacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle yaptığım pek çok temasta bana ifade edilenler, akademik çevrelerde yazılanlar Türkiye’nin pek çok ülke ve bölge için ilham kaynağı olduğudur. Tarih bize öğretmiştir ki, adil ve sağlam temellere dayanan doğru bir fikrin ve talebin karşısında dünyanın en büyük orduları bile dayanamamaktadır. Türkiye, adalet ve güç arasında sağlam bir dengenin tesis edildiği yeni ve normal bir dünyada yaşama arzusunu samimiyetle seslendirmeye her ortamda devam edecektir.

Mustafa KÜÇÜK-Sefa ÖZKAYA/İSTANBUL, (DHA)

2