Gül'ün süresiyle oynamak yakışmıyor

a
a
Perşembe, 30 Eylül 2010 - 05:00

Bir ülke düşünün ki, devletinin en gözde, en ağırlıklı makamına getirdiği kişinin görev süresini adeta bilinçli olarak askıda tutsun. “5 yıl mı olacak, yoksa 7 yıl mı olacak” tartışmasını adeta isteyerek uzatsın ve belirsizliğin devamını sağlasın. Siyaset dünyasında tek mi çift mi oynar gibi bir halimiz var.

Medya için de, tartışılacak başka bir şey bulunamadığı zaman gündeme getirilen, siyaset dedikodusuna dönüşen bir konu.

Sizlere bıkkınlık vermedi mi?

Kime sorsanız başka bir yanıt alıyorsunuz.

Başbakan, gazetecilerle yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanının süresini Yüksek Seçim Kurulu saptayacaktır” diyor.

[[HAFTAYA]]

Ertesi gün, aynı Yüksek Seçim Kurulu, Başbakan Erdoğan’ın aksini söylüyor. Bu sorunu çözmenin kendi görev sahası içine girmediğini belirtiyor.

Spekülasyonlar hemen başlatılıyor.

“2012’de biterse şöyle olur... 2014’te süre dolarsa şu sonuç çıkar” hesapları yapılıyor.

Başbakan’ın gelecek yılki genel seçimlerde son defa parlamentoya gireceği, ülkeyi başkanlık sistemine götürmek ve Çankaya’ya çıkmak isteyeceği hesaplarının yapıldığı bir süreçte, Gül’ün görev süresi ister istemez önem kazanıyor.

Başbakan’ın ileride atacağı adımlar, tüm dikkatlerin Gül’ün görev süresine çevrilmesine yol açıyor.

Hadi empati kuralım!

Şimdi kendimizi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yerine koyalım.

Türlü badireleri, türlü engellemeleri, “367” çıtasını aşmışsınız, Çankaya Köşkü’ne çıkmışsınız...

Hem de 7 yıl süreyle.

Sonra bir referandum yapılıyor; “cumhurbaşkanlarının görev süresi 5 yıldır” diye kabul ediliyor...

Eee, ne olacak şimdi?..

Ne yaparsınız?

Kafanız karışmaz mı?

Olan biten her şeyi, “5 yıl-7 yıl ikilemi” çerçevesinde değerlendirmez misiniz?..

Aklınıza türlü türlü şeyler gelmez mi?

Benim görev süremi muğlak bırakıyorlar...

Partiyi beraber kurduğum arkadaşlarım olaya açıklık getirmiyorlar...

Belli ki, genel seçimde alınacak sonuca göre yeni bir strateji belirleyecekler ve o strateji çerçevesinde Çankaya’da kalıp kalmayacağıma karar verecekler...”

Canınız sıkılmaz mı?

Kendinizi “kullanılıyormuş” gibi hissetmez misiniz?

Besbelli ki, Gül de öyle hissediyor... Besbelli ki, sıkılıyor...

Dava arkadaşı, siyasetteki en yakını olan Başbakan’a da “Bu durumu bir an önce netleştirin” diyememenin sıkıntısı da hissediliyor.

Gül söyleyemese dahi, bu konuya son noktayı koyması gereken kişi, Başbakan Erdoğan’dır.

“Bu konu bizim dışımızda” demekle, cumhurbaşkanlığı dosyası kapanmıyor.

Partisine direktif verir ve bu belirsizliğin ortadan kalkmasını sağlar.

Eğer gerçekten, gelecek yılki Çankaya planları için bu muallak durumun sürmesini istiyorsa o zaman sesini çıkartmaz, olayın fazla üstüne gitmez. Ancak bu durum da kamuoyunun gözünden kaçmaz.

Avcı olayı yargı ve emniyeti yaralıyor

Hanefi Avcı kolaylıkla suçlayabileceğiniz bir isim değildir. İtile kakıla uçağa tıkılıp derdest edilerek tutuklanmasını anlayabilmek kolay değildir.

Hele hele Gülen cemaatini suçlayan bir kitap yazmasının hemen ardından özel hayatının didiklenmesi ve de bir terör örgütüyle ilişkilendirilip tutuklanması, kamuoyunda derin soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur.

Savcıların çifte standartlı uygulamaları uzun zamandır eleştiriliyordu da, şimdi aynı çifte standardın ünlü bir polis ve istihbarat şefine kadar uzanması, kaşların daha da kalkmasına neden oluyor. Davanın ayrıntılarına girmeyeceğim, zira her suçlama ve iddia demetinde olduğu gibi, karma karışık bir yumak. Nereden başlıyor, neyle ne arasında ilişki kuruluyor anlaşılamıyor. Savcı ve yargıçlar ne karar verirlerse versinler, asıl kararı kamuoyu vicdanı verir.

Kamuoyu vicdanının Hanefi Avcı’ya bakışı da son derece olumludur. Bu imajı değiştirebilmek için savcıların çok ikna edici delillerle ortaya çıkmaları gerekir. Yoksa yaşamını terörle mücadeleye adamış bir kişiyi, tutarsız iddialarla yıpratmaya çalışmakla bir yere varılamaz.

Avcı, aksi kesinlikle ispat edilene kadar, bizim gözümüzde ciddi, saygın, bilgili bir polis amiri ve istihbaratçıdır. Yargının bu aculluğu da, sadece kendine zarar vermektedir.

Tûba’nın Hrant’ı

Tûba Çandar’ı bir bölümünüz Cengiz Çandar’ın eşi olarak tanırsınız. Oysa Tûba çok yetenekli bir araştırmacıdır. Son örneğini de Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in hayatını anlattığı kitabı “HRANT” ile ortaya koydu. Everest Yayınları’ndan çıkan bu eser tam anlamıyla bir belgesel. Üç yıl süre zarfında hazırlanan ve 125 kişiyle yapılan röportajlardan oluşan “Hrant” kitabı bize “sadece Hrant Dink’i”, Türkiyeli bir Ermeni’yi anlatıyor. “HRANT” iki kitaptan oluşuyor. Bunlardan birincisi doğumundan Agos’u kurduğu günlere uzanan hayatını anlatan “Khent Hrant”. 2’nci kitap “Baron Hrant” ise bu lakabı ona takan Agos çalışanları gibi, bize Agos’la başlayan hayatını ve Fırat ismini bırakıp gerçek ismi Hrant’a dönüşünü anlatıyor. Çandar “Hrant’ın dokunduğu kişileri”; ailesi, akrabaları, arkadaşlarını dinleyip bize Hrant Dink’i yukarıdan değil de, onu bilen insanların arasında gezerek anlatmış. Hrant Dink’in bu ilk biyografisi çok önemli ve değerli bir çalışma. Tavsiye ederim... (Everest Yayınları/Tel: 0212 513 34 20-21)