Gümüşhaneliler bağımsızlığı ve eğitimi seviyor (12)

İstanbul'da il düzeyinde 13 Gümüşhane derneği var. Ümraniye'deki derneğin Başkanı Tahsin Söğüt'ün üç çocuğu da üniversite eğitimli

Cuma, 05 Mart 2010 - 05:00

Gümüşhaneliler bağımsızlığı ve eğitimi seviyor (12)

Gümüşhanelilerin hemşehri derneklerinden biri de Ümraniye’de kurulu kısa adı GÜYAD olan Gümüşhane İli ve İlçeleri Yardımlaşma Derneği, 1988’de kurulmuş. Kuruculardan Tahsin Söğüt (54) hâlen derneğin başkanlığını yapıyor.

Gümüşhane’nin merkeze bağlı Yayladere Köyü’nden 3 çocuklu bir aileden olan Tahsin Söğüt, babasının öldüğü yıl olan 1972’de 17 yaşındayken İstanbul’a geliyor. Ağabeyi daha önce gelip gitmiş, inşaatlarda çalışmış. Tahsin Söğüt de inşaatlarda çalışmaya başlıyor, kendine bekar evi tutuyor. “Bekar odası mı?” diye sorunca: “Hayır, diyor, bekar evi tuttum. Gümüşhaneliler bağımsızlığı seven insanlardır.”

On beş yıl inşaat taşeronluğu yapan Tahsin Söğüt, 1989’da Gümüşhaneli yeğeni ve kayınçosuyla beraber inşaat firmasını kuruyor. Üç çocuğunun ikisi üniversiteyi bitirmiş, biri master yapıyor; üçüncü de üniversitede okuyor. Sohbete katılan öteki Gümüşhaneliler de eğitimi vurgulayarak: “Gümüşhaneli işçi bulamazsınız artık, hepsi eğitime yöneliyor” diyorlar. Kıssadan hisse: Gümüşhaneliler okumayı sever, eğitimi önemser.

Tahsin Söğüt, İstanbul’da Gümüşhane’nin il düzeyinde 13 derneği olduğunu söylüyor, ilçe ve köy dernekleri de çabası…Tahsin Bey’in GÜYAD’ının 1265 üyesi var, ama 5 yıldır aidat alamıyor. Buna rağmen zengin hemşehrilerin desteğiyle 65 öğrenciye aylık burs veriyor. Gümüşhaneliler çoğunlukla Ümraniye, Bağcılar, Sultanbeyli, Kağıthane ve Esenyurt’ta oturuyor. Derneğin Kadın Kolları var; başkanlığını yapan Melek Korkut’un öncülüğünde kurulmuş. Azer Yılmaz ve Tülay Yavuz üye.

Erenler sofrasında sohbet

Sivas Platformu’nun 2. Başkanı Hasan Genç, bir Alevi dedesi. Zaman zaman evinde dostlara Erenler Sofrası düzenliyor. Sazlı sözlü sofrada fikrî, edebi, kültürel sohbetler yapılıyor. Bizim de katıldığımız bir toplantıda meslektaşımız Ahmet Özdemir ile karşılaştık. Bu sofraların müdavimlerinden olan Özdemir, halk ozanları ve folklor üzerine ciddi çalışmalarıyla tanınıyor; çeşitli kitapları yayımlandı. Son olarak Edremit- Ayvacık-Ezine-Bayramiç yöresinde 1900-1930 arasında söylenen Kazdağı Tahtacı Türkmen köylerinin türkülerini derleme çalışmasını Etnografya Müzesi kurucusu Alibey Kırdar ile birlikte yürütüyor.

Erenler sofrasında o akşam ağırlıklı olarak Aşık Veysel’den ve Muzaffer Sarısözen’den fıkralar anlatıldı, eserlerinden parçalar sunuldu.

Sivaslılarda kadın erkek eşitliği ya da ilişkisi konusunda Hasan Genç:

“Biz de öyle erkek hegomanyası yoktur, eşitlik vardır. Biz her zaman hanımlarla yan yana yürümeyi yeğleriz” diyor ve bir espriyle tamamlıyor: “Mayın olduğu zaman öne süreriz.”

Bektaşi dedesi Hasan Genç’in eşi Ana Bacı Behide Hanım, bu esprinin estirdiği kahkahaların ardından söze giriyor: “Bizim toplumun şöyle bir özelliği var; erkek toplum gibi görülse de, erkekler eşlerini bir yerlere çok götürmüyor gibi görünse de Sivaslı kadının sözü geçer. Bizde kadının yeri önemlidir; öyle erkek hegomonyası yoktur. Eşlerimiz bir yemek daveti için bizlerden izin almak gereğini duymazlar. Neden duymazlar? Çünkü bizler misafiri severiz.”

Okuyan gençler Sivas’ın geleceğini değiştiriyor

Düzenlenen kahvaltılı toplantılarla hemşehrilik ruhu pekiştiriliyor.

İstanbul’daki 1 milyon 700 bin Sivaslı’nın büyük çoğunluğunun köyleri, beldeleri, ilçeleri adına kurulmuş hemşehri derneklerinin yanı sıra bir de büyük şemsiye olarak Sivas Platformu var. Platform belli aralıklarla geniş katılımlı toplantılar düzenleyerek hemşehrilik ruhunu pekiştiriyor. Bunlardan birine, Eyüp’te büyük bir salonda yapılan kahvaltılı toplantıya biz de katıldık. Platform Başkanı İsmail Erdem’in konuşmasıyla başlayan toplantıda, Sivaslı sanatçılar program yaptı. Hemşehriler birbirleriyle sohbet etti. Böyle bir toplantıya ilk kez hanımlar da katıldığı için, onların kendi aralarında tanışıp ilişki kurmalarını sağlamak düşüncesiyle onlara ayrı bir masa ayrılmıştı. Biz de Sivaslı dostlarla, özellikle platform yöneticileriyle sohbet etme olanağını bulduk. Platform 2.Başkanı Hasan Genç (55) Sivas’tan İstanbul’a ilk gelenlerin Belediyede temizlik işlerinde çalıştığını söylüyor. İcra kurulundan Ahmet Aslantürk (52) şu anda Sivaslıların taksicilikte yoğunlaştığını, sonra çiçekcilerin, camcıların geldiğini ekliyor. Doç. Dr. İbrahim Subaşı (49), bir gözlemini şöyle anlatıyor: “Sivas’tan gelen insanlara baktığımda, köylü, çiftçi, işçi, memur çocuklarının okuduğunu gözlemliyorum. Okuyan gençler, Sivaslıların geleceğini değiştiriyor. Meselâ çok sayıda arkadaşım var ki, annesi babası köylü gençler akademisyen olmuş, avukat olmuş, doktor, mühendis olmuş, farklı yerlere gelen önemli arkadaşlarımız var.”

Ailesiyle çatışınca büyüdü

Gaziantepli Tahir Öztan, yenilikçi fikirlerini uygulamak için 6 masalı dükkândan ayrılıp kendi işini kurdu. Şimdi 8 lokantalı Sahan zincirinin sahibi.

Doğdukları yeri bırakıp, aş ve iş için İstanbul’a gelenlerin bir yol öyküsü var. Gaziantep mutfağına sahip lokantalar zinciri Sahan’ın doğuş öyküsünü, sahibi Tahir Öztan’dan (48) dinledik. Özetleyelim. Tahir Bey’in ablası, 1960’larda İstanbul’da Kadıköy’de bir lokantanın ortağıyla evleniyor.

Tahir Bey’in eniştesi ortaklıktan ayrılıp kendi başına bir lokanta açıyor, ama işleri kötüye gidiyor. Bu sırada, Tahir Bey’in Gaziantep’te bir fabrikada işletme şefi olan babası emekliye ayrılıp İstanbul’a geliyor. Emekli ikramiyesini yardım olsun diye damadına veriyor ve böylece lokantaya ortak oluyor. Ailenin İstanbul’a gelişi böyle. Bundan sonrasını, Tahir Öztan’ın anlattıklarından bazı cümleleri alarak özetleyelim:

“Ben o zaman, 1970’te eniştemle babamın Caddebostan’ındaki Sahan’ında çıraklıkla işe başladım; usta oldum, şef oldum. Sonra aile arasında fikir ayrılıkları başladı. Ben yenilikler yapmak istiyordum. Mesela, müşteri eve lahmacun istiyor. Eniştem: ‘Burada müşteriler bekliyor, sen gel al’ diyor. Müşteri telefon ediyor: ‘Akşam geleceğiz, masa ayır’ diyor. Eniştem: ’Dükkânda zaten 6 masa var, gel sıranı bekle’ diyor.”

İşte, bu tür görüş çatışmaları, Tahir Öztan’ın babasını ve eniştesini bırakıp, bir sokak ilerde plaj yolunda kendi lokantasını açmasına neden oluyor.

Birçok yenilik uygulamaya koydu

“Orayı açtıktan sonra, kafamda ne yenilikler varsa yaptım” diyen Tahir Bey’in bugün Ataşehir’deki büyük Sahan’a uzanan yeniliklerinden birkaçını özetleyelim. “Evlere ilk servisi bisikletle ben yaptım. Restoranlara bardak ve bulaşık yıkama makinelerini ilk ben koydum. Çeşitli yerlerde şubeler açtım, şu anda sekiz restoranım var. Bir manikürcü aldım, personelin ellerine manikür yaptırdım. Ayda bir psikolog Arif Verimli gelir, personele motivasyon yapar. Restoranlarda ilk çocuk odasını burada başlattık. Çocuklar için özel pedagoglar aldım. Çocuk tuvaletleri yaptım.”

Tahir Öztan’ın, bir süre önce Gaziantep’e gittiğimizde tesadüfen gördüğümüz, son yeniliğini belirterek noktalayalım. Tarihi Şirehan’ı otel ve lokanta haline getirerek, burada Türkiye’nin 3.500 metrekarelik en büyük mutfağını ve 1800 kişilik kapalı lokantasını kurdu.

İşte, İstanbul’daki Türkiye’den bu da böyle bir başarı öyküsü.

3. Kuşak Kastamonulu

İstanbul’daki Türkiye’de birkaç kuşağı bir arada görmek olası. Örneğin üç kuşağı ele alırsak, birinci kuşak taşrada doğmuştur, kendi memleketinde çoluk çocuk sahibi olmuştur. Bunu birinci kuşak sayarsak, onun çocukları ikinci kuşak olur.

Bu ikinci kuşak ya anne babasıyla (veya birinci kuşaktan bir akrabasıyla) ya da tek başına İstanbul’a göçer. Bunlardan anne babalar birinci kuşak, taşra doğumlu çocuklar ikinci kuşak oluyor.

İkinci kuşağın İstanbul’da dünyaya gelen çocuğu ve çocukları ise üçüncü kuşak sayılır.

Bu dizide genellikle birinci ve ikinci kuşağı ele alıyoruz. İstisna, olarak, üçüncü kuşağa bir örnek göstermek gerekirse, genç bir profesörden söz edebiliriz. Marmara Üniversitesi Devletler Özel Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Özel, bizim ölçeğimize göre üçüncü kuşak Kastamonulu. Babası, dedesi ve annesinin ailesi Kastamonulu. Sibel Özel ise, İstanbul doğumlu bir üçüncü kuşak.

Sibel Özel, denizci olan babasının bütün aileyle birlikte geldiğini anlatıyor. Aile, Emirgan’a yerleşiyor, arazi alıp ev yaptırıyor. Baba burada da deniz motorları onarım işlerinde çalışıyor ve kızını okutuyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Sibel Özel, aynı fakültede kariyer yaparak, profesörlüğe kadar yükseliyor.

Prof. Dr. Sibel Özel’in bilimsel çalışmaları arasında “Fener-Rum Patrikhanesi ve Ruhban Okulu” adlı kitabı da yer alıyor.

 

HAZIRLAYAN: NAİL GÜRELİ

[email protected]

4