Ferhan Kaya Poroy

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/02/01/8186510.ferhan-kaya-poroy.png

Güzel bir başlangıç

Cumartesi, 09 Ocak 2010 - 05:00

Yılbaşının ertesi günü hep keyifsiz geçer ya! Hani geç kalkarsınız, yapacak bir şey bulamazsınız, evde gecenin tüm hızına inat büyük bir sükunet hakimdir, hatta siz tüm yıl bu sessizliği beklemişsinizdir ama o da tatmin etmez sizi... Kendinizi dışarı atmak, kalabalığa karışmak istersiniz. Ben dahil tanıdığım birçok kişi de yeni yılın ilk gününü bu ruh haliyle, ya evde gün boyu televizyon karşısında ya da sinema ve alışverişte geçiriyor. Yıllar boyu aşamadığım bu sıkıntının çaresini 2010’da buldum. Hem de tesadüf eseri. Ve “İşte budur” dedim, “bundan sonra hep bu sistem uygulanacak.

Yılbaşının ertesi kendini şımartmaya ayrılacak. Mutlaka SPA’ya gidilecek”. ‘Salus Per Aquam’, yani ‘Sudan Gelen Sağlık’ anlamına gelen SPA artık ülkemizde giderek yaygınlaşmaya başladı. Adının SPA olması gerekmiyor, hiç kuşkusuz kentinizdeki tarihi bir hamam veya evde yaratacağınız bir SPA atmosferi de olabilir. Ama ben yine de gece konaklamalı bir SPA otelini tercih ederim. Gelelim yaptıklarımıza...

İstanbul’a 45 dakika uzaklıktaki Sapanca’daki Güral Wellness Park’a gittik. Acil bir karar olduğu için zar zor yer bulduk. Size önerim, rezervasyonunuzu önceden yapmanız; hatta masaj randevunuzu da önceden almanız. Çoluk cocuk odaya yerleştikten sonra 2010’un ilk güzel sürprizi olarak 20 derecelik güneşli bir havada orman yürüyüşü yaptık, ardından açık havada keyifli bir yemek ve tabii SPA keyfi. Dingin bir ortam, fonda rahatlatan müzik, üzerinizden akıp giden sıcak sular, masaj, hamam, sauna... Tüm yılın yorgunluğunu çıkarırcasına bol bol şımarttık kendimizi. 10 yaşındaki Derin SPA’da 13 yaş sınırı olmasına her zamanki gibi çok bozuldu. Ama otelde çocuklu aileler için bir sıcak su havuzu daha olduğunu duyunca hemen gevşedi. Anne ve babalar dönüşümlü olarak hem SPA’nın hem de çocuklarıyla havuza girmenin keyfini yaşadık. Akşam olduğunda herkes sıcaktan, sudan pembeleşmiş yanaklar ve pırıl pırıl parlayan bir tenle yemek masasındaydı.

Otelin makarnalı, çorbalı, köfteli çocuk menüsü doğrusu beni çok rahatlattı. Her yemeğe burun kıvıran Duru makarna, köfte ve yoğurttan oluşan tabağını gün boyu harcadığı eforun da etkisiyle silip süpürdü. Tıpkı masallardaki gibi saat 12.00’yi vurduğunda herkes tatlı bir uykuya daldı. Ertesi gün öğle saatlerinde otelden ayrılırken 2010’a bomba gibi hazırlanmış, 2011’in ilk günü için planlarımızı yapmıştık bile... Gelecek yıl için aklınızın bir köşesinde bulunsun!