Hakemin maçı kontrolünden kaçırdığı an

Salı, 25 Ağustos 2009 - 14:44

>> Maç umulanın aksi yönünde başladı. Diyarbakırspor sertlik dozu çok yüksek, agresif, maça gerginlik katmaktan çekinmeyen, bol faullü bir presle başladı. Hani favoriler ilk dakikalarda bir gol bulup rakibin direncini kırmayı ve maçın geri kalanını rahat oynamayı ister ya, öyle bir tarzdaydı. Daha çok Fenerbahçe'nin benimseyeceğini düşündüğümüz bir tarz. 20 dakika kadar bunu uyguladılar, golü de attılar zaten.

>> Fenerbahçe de maça beklenmedik şekilde başlayıp beklemediği bir gol yiyince bir şok yaşadı elbette ama paniğe kapılmadı, bildiği oyunu oynamayı sürdürdü. Üstelik bunu lüzumsuz seviyede agresif bir seyirciye ve futbolcunun haklı şikayetleriyle ilgilenmemeyi, onların yüzüne bakmamayı otorite kurmak zanneden zayıf bir hakeme rağmen yaptı.

>> Diyarbakırspor çok başarılı bir kontraatak yaptı, Bilica’nın hantallığı ve Lugano’nun hamlığı sayesinde de golü buldu. Benim bildiğim Lugano, ilk vuruştan sonra boşta kalan topta rakibi engellemek yerine kendini fırlatır ve o işi kendi temizlerdi, başkasına bırakmazdı. Tazemeta’nın kurnazlığını hafife aldı.

>> Fenerbahçe'nin ilk golü mükemmeldi. Dos Santos'un geçen hafta, Elano'nun pazar gecesi attığı ve dillere düşen o gollerin hiçbirine değişmem. Fenerbahçe'nin takım gibi oynadığını, hem iyi bir organizasyona hem de yetenekli oyunculara sahip olduğunu gösteren bir goldü. Öyle bir geldi ki Fenerbahçe, son vuruşu yapmak için bekleyen iki oyuncudan biri sağ bek, diğeri sol bekti. Geçen yıl çok az görebildiğimiz hücum iştahının varlığını anladık.

>> Semih çok güzel, net bir penaltı attı. Gerçek bir golcü gibi kurtarılamayacak noktaya yolladı. Tanju Çolak da böyle atardı mesela, oradan anlayın ne demek istediğimi. Ve yine tıpkı Tanju gibi, kafasının üstü de kelleşmeye başlamış. Genç Semih de yaşlandı be! Türkiye ve Fenerbahçe onu da yıprattı. Şunu bilir şunu söylerim: 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra, geldiği söylenen o bilmem kaç tane tekliften birini kabul edip gitmeliydi. Hem bu sezon kendini takıma iyice kabul ettirmiş olurdu hem de Milli Takım'a yarardı.

>> Diyarbakırspor başa baş top oynarken, maçı önde götürürken bile tribündekiler sahaya bir şeyler attılar. Pet şişe, çakmak, taş derken en sonunda içlerinden birini de gönderip tüy diktiler. Diyarbakır'dan maç izlemeyi, Diyarbakırspor'u özlemişiz hakikaten. Ama bu düşmanca, kendini dizginleyemeyen tavrın bitmesi şart.

>> Hakemin maçı kontrolünden kaçırdığı an (belki de hiçbir zaman alamamıştı da benim bunu fark ettiğim an), Emre Belözoğlu ile girdiği diyalogdu. Bir pozisyonda Emre "Ya bi dakka!" dercesine hakemin kolunu itti, biz sarı kart falan beklerken hakem "Napıyosun kardeşim" gibi bir cevap verdi. Zannedersin trene binmek için birbirlerinden sıra kapıyorlar. O ona kızıyor, o da ona dikleniyor falan filan. Bir hakemin düşeceği durum mudur bu?

>> Emre-hakem ikilisiyle devam: Sarı kart gördüğü pozisyonda elini öyle bir salladı ki o anda Emre'nin ağzından çıkan kelimelerin sarı kartlık olmadığını bu işe biraz vakit ayıran herkes tahmin edecektir.

>> Christian atılan bir pet şişeye çok sinirlendi, uzun süre hakeme göstermeye çalıştı. Zaten nafileydi de ben başka bir şey hatırladım. Kimse Christian'a 2007'de Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan maçta yağan yüzlerce pet şişeyi göstermedi mi? Vaktidir. O maçın yarım kalmadığını, ittir kaktır bitirildiğini de eklesinler. O zaman Christian anlayacaktır hakemin neden onunla ilgilenmediğini.