Hakemlere de 'Azizsilin'!

Salı, 22 Aralık 2009 - 05:00

Futbolu en basit tabiriyle bir ‘oyun’ deyip geçiştirebilir miyiz? Yoksa oyun içinde oyunların döndüğü devasa bir kumpanya mıdır? Bu, nerede yaşadığınıza ve meseleye hangi açıdan baktığınıza bağlıdır. Harcı evrensel değer yargılarıyla karılmış toplumlarda futbola bakış açısı çok daha naiftir. Her alanda kaosun hüküm sürdüğü bizim gibi ülkelerde ise futbola hak ettiğinin üzerinde anlamlar yüklenir. Futbol, içinde her türlü oyunun sergilendiği bir çadır tiyatrosuna dönüşür. Yönetenlerle yönetilenler iç içedir. Roller bazen birbirine karışsa da başrol oyuncularıyla figüranlar genellikle bellidir. Ve bu oyunda kimi futbola hayat verirken, kimi de futboldan hayat bulur! Futboldan hayat bulanların bazıları daha sonra o varlık nedenlerine yön vermeye kalkışır.

İşte asıl kargaşa ondan sonra başlar. Çünkü iktidara oynayan başkaları da vardır. Onlar da kendi cephelerinde mevzilenir ve zamanı geldiğinde harekete geçer. İşte futbolumuzda son zamanlarda olan bitenler bundan ibarettir. Bütün savaşlarda olduğu gibi bu muharebenin temelinde de ekonomik nedenler yatar. Savaş, paylaşım savaşıdır. Amaç pastadan daha fazla pay kapmaktır.

FİGÜRANLIKTAN BAŞROLE

Aziz Yıldırım’ın iki hafta önce kaybedilen Eskişehirspor maçı sonrasında izlediği strateji tam olarak budur. Aziz Bey, “Bu hakemler değişecek” derken, işaret ettiği değişimi iki haftadır görüyoruz. Başkan Yıldırım şimdi sus pus. Çünkü amacına ulaştı. Tehdit etti, korkuttu, yıldırdı, baskı altına aldı. Üç metre geriden çıkan oyuncuya ofsayt bayrağını kaldıran o gencecik hakemin yüzüne bakarsanız o korkuyu, ürkmüşlüğü görürsünüz. O ruh halinden sağlıklı kararlar beklenebilir mi? Ne yazık ki bizim ülkemizde en geçerli yöntem hakemler üzerinde baskı kurmaktır. Bugün Aziz Yıldırım, dün de Adnan Polat ile Yıldırım Demirören... Hatta en centilmen başkan olarak bilinen Özhan Canaydın’ın bile bir hakeme düdük astırdığına şahit olduk.

Bütün bunları söylerken hakem camiasının da çok masum olduğunu iddia etmiyorum. Onlar da bu kaosun önemli bir parçası. Ve azarlanmaya dünden razılar! Böylece gündeme geliyorlar. Figüranlıktan başrole geçiyorlar. Ne de olsa şöhretin iyisi-kötüsü yoktur. MHK zaman zaman kimsenin aklının almadığı icraatlarıyla yöneticilere çanak tutuyor. Mesela; Galatasaray’ın Ali Sami Yen’deki son üç maçının ikisine Kuddusi Müftüoğlu’nu vermenin nasıl bir izahı olabilir? Sözümü Mehmet Tezkan’ın politikacılar için söyledikleriyle tamamlayayım: “Bu ülkede futbol, yöneticiler daha az konuştuğu zaman huzur bulur.”