Halim ne olacak senin halin?

Perşembe, 15 Nisan 2010 - 20:58

Canım Ailem’in (atv) son sahnesi içime oturdu. Feride ile Halim ayrılıyorlardı.Durun siz ayrılamazsınız” diye dalmak istedim ekrana. İki hafta olmuştu yahu birbirinize sarılalı... Neyse. Sonra hatırladım ki Canım Ailem öznesine hangi aşkı alırsa onun içine limon sıkıyor. Mutsuzluktan besleniyor sanki hikaye... Samim ile Meliha’dan umudu çoktan kestim. Ali ile Seyhan “Evlendiler, boşanacaklar, dur galiba çocukları filan olacak, aha öteki kadın da nereden çıktı?” filan derken aşka inancımızı yerle bir etti. Elde bir umut Halim ile Feride’ydi... Ve sanıyorum birkaç hafta bu umudumuzu da “aşktan soğumak için geçerli bir neden” haline getirecekler. Eh bu gidişe de şu yakışır o zaman; “Feride’nin aşkı Kenan geri dönsün. Halim, Ali’yi bıçaklayıp Seyhan’ı geri alsın, Samim cinsiyet değiştirip çocukların dayısı değil annesi olsun, Meliha da kurabiye zehirlenmesinden dünya değiştirsin”... Verdiysen damarı tam ver de ağladığımıza değsin yani!

Tadı da tuzu da yok!

Mutfak işlerinde yeni bir şey yok. Yeni bir söz söyleyen ya da yemek programlarına yepyeni bir soluk geldi dedirten... Her ne kadar şefi Esat’a bayılsam da bu duygum Mutfakta Ben Varım için de geçerli. Star’da yeni başladı bu program. Ama ne bileyim eksik bir şey var; tadı ya da tuzu gibi... Türk televizyonlarında günde en az 15 programda tencereler kaynıyor. Kimi 10 liraya akşam öğününü çıkarabilmek, kimi de steril bir hayata kilitlenip ömrü uzatabilmek için... Ama hiçbirinde bizim çıplak elli Jamie’nin (Show Max) lezzeti yok. Oktay Usta klasikleşti, Elif işi muhabbete vurdu (iyi de yapıyor), Jess için yemek hâlâ bahane, İkbal şifalı ot filan kaynatıyor ve diğerleri de bildiğiniz gibi... Hepsine el sağlığı diliyorum ama yeni bir söz gerekiyor. Hani o eski reklam sloganında olduğu gibi; “Mutfakta biri mi var” dedirtecek cinsten...

 Yaprak Dökümü’ne Giriş Sınavı

Kimdi o ölümsüzlük iksirini arayan mitolojik karakter? Lokman Hekim biraz, biraz da Gılgameş sanırım. Başkaları da var; simyacılar filan... Hepsini topyekûn önümüzdeki hafta Yaprak Dökümü izlemeye davet ediyorum. Öyle dere tepe gezip iksir arayarak kalori sarfiyatı yapmasınlar. Formül ekranda çünkü... Evet, hepsini bekliyoruz ama öncelikle YDGS’de (Yaprak Dökümü’ne Giriş Sınavı) gelecek şu soruya doğru yanıt vermeliler... 80 kilo ağırlığında 60 yaşlarında Hayriye isimli bir kadına 1700 kilo ağırlığında bir araba 65 km/saat hızla çarparsa aşağıdakilerden hangisi olur? A) Kadın ölür B) Araba ölür C) İkisi de ölür D) Yaprak Dökümü’nde iyiler ölür E) İzleyen ölür

Ellerinizi yıkayın lütfen!

Hijyen önemlidir a dostlar. Daha iki ay öncesine kadar Domuz Gribi endişesiyle birbirimize iki metre uzaktan öpücük filan yolluyorduk. Ne oldu da değişti gündem?.. Dizilere bakıyorum koy vermişler temizliği. Son olarak Geniş Aile’de (Kanal D) tuvalete girdikten sonra elleri yıkamadan çıktı bizim çocuklar. Olmadı; olmuyor... Böyle bir çakma pedagog konuşması yapmak istemezdim ama “Biz çocuklarımıza el yıkama alışkanlığını öğretene kadar göbeğimiz çatlıyor, siz üstümüze basıyorsunuz” demek zorundayım. Çocuklarımız sizleri izleyerek büyüyor çünkü!

Kasaptayız geliyor!

Aman durun bir dakika. Sanırım tüm zamanların en kanlı Yemekteyiz (Show TV) grubuyla karşı karşıyayız. Önceki akşam desibel yarışında gibiydi hepsi... Kimin sesi daha gür çıkıp diğerini paylayacak diye iddiaya bile girdik. Hatta birimiz işi abartıp, Devlet Operası’na solist bile çıkarmaya kalktı o masadan... O çıkaramadı ama masadakiler hepimizi çileden çıkardı. Ev sahibi yemek yapmıyor, misafirler üzüm yemeğe değil bağcı dövmeye gelmiş, sonra hep birlikte oturup hip hop müzik filan dinleniyor derken ambale olduk bir anda... Önceki gece de evi terk eden misafirler vardı bu sofrada. Ama ne hikmetse program sonu röportajları terk ettikleri evde yapılıyordu... Yok anam, gidişat iyi değil! Kesecekler bunlar birbirlerini, format bir yerinden format doğuracak sonunda; Kasaptayız!

Televizyon aslında nedir?

Uçak rötar yapınca ilk canlı yayın azizliğini yaşadım. Daha doğrusu yayına yetişemeyerek yaşattım diyelim... Ülke TV’de dikkatle izlediğim Bıçak Sırtı’nda Ersoy Dede konuklarına “televizyonun bugününü” konuşturacaktı. O konuşturdu ama ben konuşamadım... Hani ilk elden kişisel fikrimi sorarsanız, televizyon konuşmaktan hiç haz etmiyorum. Haftanın altı günü burada okuyor zaten insanlar düşüncelerimi... Ama ne yalan söyleyeyim; içinde Yalçın Çakır’ın, Fuat Uğur’un, Ümit Aktan’ın olduğu o kadroda olmayı çok isterdim. Ucundan izlediğim kadarıyla lezzetliydi program... En azından insanların bildiklerinin tersine, televizyon çok para kazanan mutlu insanların fink attığı bir sektörden çok, evine ancak ekmek götüren insanların ter akıttığı bir insan fabrikasıdır diyebilmek için. İçimde kaldı vallahi!