'Hamileyken aynada kendime bakamadım'

Aşkın Nur Yengi 4 yıl önce oyuncu Haluk Bilginer ile evlendiğinde bir süre kabuğuna çekildi, ardından biricik kızı Nazlı dünyaya geldi. Aşkın Nur Yengi'yle merak edeceğiniz pek çok şeyi konuştuk

Pazar, 14 Mart 2010 - 05:00

'Hamileyken aynada kendime bakamadım'

RÖPORTAJ: Eylem Keskin
eylem.keskin@posta.com.tr

İlk albümünüz Sevgiliye’den bu yana 20 yıl geçti. Ne hissediyorsunuz?

14 yaşındaydım, Bebek’te sahneye çıktım. Şimdi ünlüler orada çocuklarını gezdiriyorlar. Sonra ilk albümüm piyasaya çıktı. Şimdiye kadar 11 albüm yapmışım...

Çocuk yaşta şarkıcı olmuşsunuz...

12 yaşında konservatuvara başladım. Ablam konservatuarda okuyordu, dolayısıyla eve geldiğinde hep müzikle ilgili şeyler konuşuyordu. Ben de müzikle ilgilenmeye başladım.

İlk albümünüz Sevgiliye’yle şöhret oldunuz. Bedeli ağır oldu mu?

Olmaz mı! Okula devam ederken yarışmalara katıldığım için okuldan uzaklaştırma aldım. Derslerden geri kaldım. Enstrümandan geri kaldım. Çok üzülüp yoruldum. 1991’in sonunda bir gece karar verdim, iki gün sonra İngiltere’ye gittim, bir buçuk sene de dönmedim.

Yıllarca bunun için çalışmamış mıydınız?

Tanınmak, sevilmek çok keyifliydi, beni çok mutlu etti ama istediğim şeyleri istediğim gibi yaşayamıyordum. Üstümde gözlerin olması beni huzursuz ediyordu. “En güzeli kimseyi incitmemek” dedim.

Kaçtınız yani...

Evet, bir anlamda. Zaten bir süre sonra Türkiye’den dön çağrıları geldi. Dönmek zorunda kaldım. Türkiye’dekileri özledim. Müziği çok sevdiğim için geri döndüm. Karar verdim, yorumcu olacağım dedim.
İyi ki yorumcu olmuşum. Başka bir meslekle uğraşsam bu kadar mutlu olamazdım. Benim doğal yeteneğimdi, bunu iyi bir şekilde kullandım. Döner dönmez ikinci albümü yaptım..

Şöhretle aranız şimdi nasıl?

Ben şöhreti sevmeyen bir kadınım. Zaten öyleymiş gibi de yaşamıyorum. Hayatın her yerinde, her köşesinde bulunmaya gayret ediyorum. Şöhret insanı diken üstünde yaşatıyor. Dilediğim gibi sokaklarda dolaşamamak mesela.
Müsaade etmedim, bu yüzden de daha rahat yaşıyorum. Eminönü’ne de gidiyorum, Londra’ya da. Makyaj yapmadan da dolaşıyorum.

Öyle bir anlattınız ki; insanın ünlü olmadığına şükredesi geliyor!

Albenisi elbette var. Herkesin seni tanıyor, seviyor olması etkileyici bir şey. İnsanı apoletlendiren bir durum. Ama onun o boyalı tarafını kullanmak zorunda değiliz. Kaldı ki ben sevgi bölümünü kullanıyorum. Bana kendimi iyi hissettiren bölümünü kullanıyorum.

Pişman olduğunuz ya da keşke dediğiniz şeyler var mı?

Var. Keşke dansı hayatıma daha önce katsaymışım. Keşke yurt dışında daha fazla kalsaymışım. Keşke genç kızlığımı daha genç kız gibi yaşayabilseymişim.
Dilediğim gibi çılgınlıklar, delilikler yapabilseymişim. Hayatın ciddiyetini ve sorumluğunu masumluğumla karşılaştırmasaymışım. Bir kere bu dünyanın içinde girdiyseniz akıllı olmak zorundasınız. Doğru davranmak zorundasınız. Keşke o saflığım yok olmasaydı. Saflığı çok seviyorum ama şöhret geldiği zaman saflık yok olmak zorunda!

Şimdi çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Bir single düşünüyorum. Ondan sonra yapmayı planladığım albümümün de 6 şarkılık bölümü hazır. Bu kadar zamanda şunu anladım ki; insanlar benim şarkılarımla arkadaş olmuşlar. Ben o şarkılarla beraber insanların bir yerlerinde kalmışım. Birbirimize bağlanmışız.

İlk hamileliğinizde bebeğinizi 4 aylıkken kaybettiniz, ikinci hamileliğinizde o korkuyu ne kadar yaşadınız?

Nazlı’da daha çok yaşadım, çünkü hep kanamam vardı. Zamanım hastanelerde, ambulanslarda geçti. Aslında hamile olmanın ne demek olduğunu çok fazla bilmiyorum. Çünkü hep yattım.

Zaten ilk bebeğimi kaybetmek beni psikolojik olarak yormuştu. Zaman çabuk geçiyor gibi görünüyor ama sıkıntılar insanda derin izler bırakıyor. Daha bunu atlatamamıştım Nazlı’ya hamile kaldığımda. Ama Nazlı büyük bir hediyeydi. Hayattaki her şeyi dondurdum, sadece bebeğimle ilgilendim. Dördüncü aya kadar ayaktaydım. Sonra hastalandım. Çocuk anne karnında yukarı çıkmıyordu.

Düşük riski mi taşıyordu?

Hem öyle hem de sürekli kanama oluyordu. Yaklaşık 4 küsur ay yatakta hiç kıpırdamadan yatarak geçti. İlk bebeğimi kaybetmemi, Nazlı’nın doğumunu toplarsanız bu süreç iki yıl ediyor. Bu yüzden ortalıkta yoktum. Kendi dertlerimle uğraşıyordum, ortada olmak benim için önemli de değildi.
Kanamalar olduğu için sürekli hastanelere taşınıyorduk. 7.5 aylık hamileydim ciddi bir kanama oldu. İnsanın vücudunda 6 litre kan varsa, bir kanamada 2- 2.5 litresini kaybediyorsunuz. Dolayısıyla çocuğun da, annenin de hayatı tehlikeye giriyor. 10 gün kadar hastanede kaldım. 35’inci hafta sonunda Nazlı’yı doğurdum.

Ve hayatınızda yepyeni bir sayfa açıldı...

Evet, Nazlı hayatımdaki en güzel albüm. Ama tabii doğumla sorunlar bitmedi. Sürekli yattığım için adalelerim erimiş. Doğumdan sonra 3 ay fizyoterapistlerle çalıştım. Diz kapaklarım ve bileklerim su topladı, ayağımın üstüne basamadım, 7 ay hiç sokağa çıkamadım.

Bunlar büyük yorgunluktu benim için. Hep merakla doğumu beklemek de çok yordu beni. Nazlı doğduğunda her şey bir anda sıfırlanmış gibi oldu ama tabii ne kadar unutursan unut, içinde derinlerinde bir şeyler kalıyor. Keşke sağlıklı bir hamilelik geçirseydim, keşke ayakta olabilseydim, keşke aynada kendimi hamile olarak görebilseydim, karnım ne kadar büyümüş bakabilseydim. Hep yatmak zorunda kaldım.

Zor kavuşunca insan daha mı çok bağlanıyor çocuğuna?

Evhamlı bir kadın ve evhamlı bir anne oldum. Sonra sonra yenebildim. Aman dokunmayın mikrop kapar, aman oralar temiz mi, aman saç falan var mı diye evin içinde geziniyordum. Hep bir şey olacak korkusu yaşıyordum.
İlk çocuklarda böyle oluyormuş. Benim ekstra bir durumum da vardı ama yavaş yavaş geçti. Şimdi bensiz birçok şey yapıyor. Kendimi bu anlamda terbiye ettim.

Kadınların genelde anne olduktan sonra değiştiği söylenir. Yüksel Ak “Anne olduktan sonra bencilliğimden kurtuldum” dedi. Böyle bir değişiklik yaşadınız mı?

Uzaklaştığın her şeye daha çok yakınlaşıyorsun. Aileler de birbirine yakınlaşıyor. Ben hep yalnız yaşadım. 2 günde bir ailemle görüşebiliyordum. Nazlı’yla aileler birbirine yakınlaştı. Ama öyle bencil bir tarafım da yoktu zaten!

Oysa soğuk görünürsünüz...

Aslında soğuk değilim ama birilerine soğuk, uzak ve mesafeli geliyorum. Neysem oyum. Özel bir çabam yok. İnsan sürekli tebessüm halinde olamaz, sahte olur. Herkesin eşref saati ve eşek saati vardır.
Benim her şey dilimin ucundadır ve bazen dilimin kemiği yoktur. Sahte şeyler ne kadar sürer ki hayatta, ben kendimi böyle seviyorum.

Türkan Şoray kızı olunca “Onun için katil bile olabilirim” demişti. Annelik böyle mi gerçekten? Hiçbir şeyi hiç kimseyi gözü görmüyor mu insanın?

Kesinlikle. Bunu Haluk’la çok iyi anladık. Bütün anneler böyle bence. Çocuğuna zarar verebilecek her şeyden korur onu.

Çocuk olunca mı aile olunuyor gerçekten?

Kesinlikle öyle! Çocuk yokken sosyal hayat da çok fazla oluyor. Birbirinizden bağımsız da yaşayabiliyorsunuz. Ama çocuk o kadar bütünleştirici ve yan yana getiren bir şey ki; başka bir şey yapmak istemiyorsun.

Hayatımız Nazlı’dan önce ve Nazlı’dan sonra şeklinde ikiye ayrıldı. Her programı ona göre yapıyoruz. Onsuz yapmak istemiyoruz. “Onun için iyi olayım. Onun için şişmanlamayayım” diye düşünüyorum. İlk defa benden önce bir şey var hayatımda. Çok tuhaf. İyi ki Nazlı dünyaya geldi. Haluk hayat tecrübesi olan bir insan.

Bizim aramızda böyle bir şey olmadı. Çocuk kendinizden öte bir şey olduğu için birlikteliği de daha güçlü kılıyor. Sonuçta Haluk çocuğumun babası, yani hayatımın en büyük aşkı olan ‘Nazlı aşkımın’ aşkı. Bunlar birbirinden bağımsız olarak düşünülemez.

Çok mutlu olmalısınız...

İnsanlar kendi huzurlarını kendileri yaratır diye düşünüyorum. Bu, hayattan ne istediğinize bağlı. Ben daha da ünlü olabilirdim, daha büyük bir şöhret olabilirdim. Ama benim beklentilerim daha farklı şeylerdi.

Ben hep doğru ilişkiler kurmak, doğru insanlarla sohbet etmek, doğru arkadaşlar seçmek istiyordum. Bunlardan yana elbette hatalar, aptallıklar yapıyorsunuz. Sırtınızdan da vuruluyorsunuz.

Gardımı alırken bir kere daha örselenmeyeyim, üzülmeyeyim istiyorum. Hayat herkese bazı tecrübeler yaşatıyor. Yine de doğru bir yolculuk yaptığımı düşünüyorum.

Haluk Bey’in baba olmaya karşı tepkisi nasıl?

O ölüyor, onunki çok farklı bir duygu. Çok uzun süre insanlara “Baba olun!” diye bağırdı. İlk zamanlar Nazlı’nın body’sini veriyorduk, çantasında taşıyordu, akşama kadar kokluyordu. Tabii ben de.

Görmemişin şeyi olmuş misali. Badirelerden geçip zor kavuşunca böyle oluyor. Bence sadece biz değil, diğer anne babalar da böyle. Hayattaki en önemli şey çocuğun oluyor. Kaldı ki duyuyorum, resimlerini çerçeveletip çantasında taşıyan mı ararsın, tırnağını, saçını kesip yanında taşıyan mı? Böyle arkadaşlarım var. Benimki onlarınkinin yanında sıradan kalıyor. Ben yanıma çoraplarını koyuyordum. Bbenden deliler varmış!

Haluk Bey Nazlı’nın her şeyiyle ilgilenebildi mi?

Çok çalışıyordu o dönem. Hem tiyatro hem dizi vardı. Yardımcılarım ve ailem vardı. O dönemi öyle atlattık. Nazlı doğduğunda ikimiz de elimize almaya korkardık. Hastanede hemşire bana nasıl yıkanacağını gösterdi. Şok geçirdim. Ben daha çocuğu tutamıyorum, o evirip çevirerek yıkıyor. “Nefes alamıyor” dedim. Kadın bana “Merak etme onlar kıçından bile nefes alır” dedi. Tabii sonra alıştık.

Kızlarla babaların aşkı büyüktür. Sizin evde nasıl?

Babası çok aşık, onu biliyorum da Nazlı’nın duygularını tam olarak bilmiyorum. Görünüşte ne ondan ne de benden vazgeçiyor. Ben onunla çok vakit geçirdiğim için bana karşı zaafı var. Ama babasına karşı müthiş bir sevgisi var. “Baba hadi aşk yapalım” diyor.

Sarılıp sarmalıyorlar birbirlerini, dolaşıp geziyorlar. Biraz daha kadın erkek ilişkisini öğrenmeye başladığı zaman babasıyla ilişkisi farklılaşacak gibi geliyor bana. O zaman da benim pabucum dama atılır ama ben bir yolunu bulurum!

Bu durum sizi kıskandırabilir gibi?

Asla! Benim babam 12 yaşındayken vefat etti. O ilişkiyi çok fazla anlayamadım. Bu yüzden hayatım boyunca hep rol model aradım kendime. Arkadaşlıklarımda da bunu aradım. Kız çocukları muhakkak bunu arıyorlar zaten. Benim için de rol model Haluk oldu.

Başka bir çocuk düşünüyor musunuz?

Selam söyle! Çok fazla sağlık sorunu yaşadım. Ancak aralarında 35 yaş fark olursa bir çocuk daha yapabilirim. Dünya çok sevgisiz bir yere gidiyor. Çocuksuz olmayalım ama çocuk da “Anne beni niye dünyaya getirdin?” diyebilir. Birbirimizi bu kadar unuttuğumuz bir dünyada niye çocuk yetiştirelim?

Haluk Bey de sizinle aynı fikirde mi?

O mümkünse 5 çocuğu olsun istiyor.

Hep kötü bir dünyadan bahsediyorsunuz... Neden?

Kendi kendimizi yok ediyoruz. Zaten bana göre kıyamet bilgisayar. İnsanın kişisel kıyameti onunla geliyor. Ben bilgisayarı reddediyorum. Tamam telefona mecburum. Hem işim hem de çocuğum için mecburum. Ama ona gebe değilim. O olmadan da yaşamayı biliyorum. Ama yeni doğan çocuklar bilmiyor.

Eskiden iki oda bir salon evde oturduğum zaman evin ısınması için soba kurardık. Kalorifer yoktu ki. Kaloriferli evler çok pahalıydı. Babam İETT’de şoförlük yapıyordu. Ailemin geliri ancak sobalı bir eve yetiyordu. İyi ki böyle olmuş.

Ben sobada ısınmanın, üstünde ekmek kızartmanın, yan yana sohbet etmenin ne demek olduğunu biliyorum. Benim çocuğum onu istesem de bilemeyecek. İnsan neslinin kilitlendiği bir noktaya geldik. Tek çözüm sevgi.

İsviçreli bilim adamlarının araştırmasına göre bir evliliğin mutlu ve uzun sürmesi için kadının erkekten 5 yaş küçük olması gerekiyormuş. Sizin Haluk Bey’le aranızda 16 yaş fark var, bu durum sizi rahatsız ediyor mu?

Aramızda hiçbir sorun yok. Hatta ben onun tecrübelerinden faydalanıyorum. Bence avantajlı bir durum. Yaşam tecrübesinden, bilgisinden, donanımından faydalanıyorum. Belki araştırma genellemeye vurunca doğrudur, bilmiyorum, ama bu durum benim hayatım için avantajlı. Mühim olan akıl yaşının ve anlayışın birbirine yakın olması.

Daha çok küçük ama Nazlı’nın herhangi bir sanata yatkınlığı var mı sizce?

Bir enstrüman çalsın ve dans etsin isterim. Sahne sanatları yapar gibi geliyor ama kendi ne isterse... Belki de avukat olmak ister. Kendini iyi hissetsin, yoksa hayat çekilmez! Sevdiği işi yapması çok önemli. Şimdiki çocuklar lise mezunu doğuyor. Çok akıllılar ve şaşırtıcılar, bu yüzden bir şey söyleyemiyorum.

Alışveriş bağımlılığınız vardı, Nazlı doğunca bundan kurtulabildiniz mi?

Daha da dellendim. Bir şey gördüğüm zaman içinde Nazlı’ya hayal ediyorum. Alışverişkolik’teki kızı çok iyi anlıyorum. Bunu sakinleştiririm diye düşünürken daha da arttı. Bence bu bir rahatsızlık tedavi edilmesi gerekiyor, böyle bir hastalık var, tedavi edilebilmeli. Maddi anlamda da yıkan bir şey.

Nazlı’nın fotoğraflarını neden çektirmek istemiyorsunuz?

Bu tercihi ona bırakıyoruz. Belki de gazetelerde de boy boy fotoğrafının olmasını istemeyecek. Bu yüzden kendi kararlarını verebildiğinde ne istiyorsa onu yapsın diyoruz...

7