Hanefi Avcı polislik mesleğinin vicdanıdır

Salı, 24 Ağustos 2010 - 05:00

Türkiye’de derin devlet konusunda araştırma yapan, bu konuda yazan ve bu konuyu takip edenler için Hanefi Avcı önemli bir isimdir.
Hanefi Avcı ismini ilk kez duyanlar ya da “Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili kitap yazan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı nasıl bir adamdır” diye soranlara tek yanıtım şudur:
Hanife Avcı polislik mesleğinin vicdanıdır.
Özel hayatıyla tam bir Türkiye insanıdır.
Polislik mesleğini hukukçu titizliğiyle yapar.
Yıllarca peşinden koştuğu solcular bile ona saygı duyar.
O da idealleri için kavga edenlere duyduğu saygıyı zaten kitabında dile getiriyor.
Hanefi Avcı, Diyarbakır’da da uzun süre görev yaptı.
Terör örgütü PKK’nın hareket amacını anlamaya çalıştı.
Terörü önlemeye çalışırken gün geldi devletin imkanlarını kullanarak yöre halkını ezen polis, MİT’çi ve Jandarma ile karşı karşıya gelmekten kaçınmadı.
Bugüne kadar hiçbir operasyona tam anlamıyla durumu incelemeden başlamadı.
Mesela; ‘Uzan Operasyonu’ onun başarısıdır.
Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi’nin yolsuzluklarını o ortaya çıkardı.
Kapıkule’yi “Haraçkapı”ya çeviren meslektaşlarını o yakaladı.
Enerji Bakanlığı’ndaki yolsuzlukları o ortaya döktü.
Hiç ama hiçbir olaya ideolojik yaklaşmadı.
İstihbaratçılardaki her şeyi komplo teorisiyle açıklama hastalığına yakalanmadı.
Şimdi Fethullah Gülen Cemaati ile bir kitap kaleme aldı. Yeni çıkan ve yok satan ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat’ adlı bu kitap dünyada örneğine az rastlanır bir yayın.
Görev başındaki bir emniyet müdürü, polis teşkilatının, devletin bir cemaat tarafından ele geçirdiğini ihbar ediyor.
Bunu yaparken de, o gruba ön yargılı olmadığını hatta ilişkisi olduğunu açıklıyor.
Kitapta bu cemaatin komplolarının Türkiye açısından milli güvenlik sorunu haline geldiğine dikkat çekiyor.
Şimdi bu kitapta yazılanlara kızmak yerine, ‘Bazı bölümler soyut, iddialar belgesiz’ demek yerine, somut olanların üzerine gidilmeli.
Hanefi Avcı’dan elindeki belgeler, somut bilgiler istenmeli.
Bunu yapmak da önce savcılara, sonra Başbakan Erdoğan’a düşüyor.
Bu konuları en ince ayrıntısına kadar sorgulamak şart oldu.
Devlet, Türkiye’de demokrasinin ‘cemaat’ vesayeti altında olmadığını kanıtlamak zorundadır.
Ayrıca şunu da unutmayalım: Başbakan, ‘Millet idaresinin, demokrasinin üzerinde vesayetten’ hiç hoşlanmaz.