Hangi ara bu kadar canileştik?

Mersin'de bindiği minibüsün şoförü tarafından vahşice katledilen Özgecan, Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Akıllara hep aynı soru geldi: 'Hangi ara bu kadar canileştik?'

Pazartesi, 16 Şubat 2015 - 16:17

Hangi ara bu kadar canileştik?

Türkiye Özgecan'a ağlıyor. Dört bir yanda isyan çığlı var. 20 yaşındaki gencecik fidanın ateşe atılmasına isyan edenler gözyaşlarıyla bu yangını söndürmeye çalışıyor. Anne, baba, kardeş, kadın, erkek hep aynı soruyu soruyor: 'Hangi ara biz bu kadar canileştik?' Herkesin cevap aradığı soruyu Psikiyatrist Dr. Agah Aydın ve Psikiyatrist Doç. Dr. Leyla Gülseren'e sorduk.

Özgecan'ın vahşice katledilmesinden sonra Türkiye'nin geldiği bu cinnet halini ve kadın cinayetlerinin neden arttığını Psikiyatrist Dr. Agah Aydın'a sorduk:

BİZE NE OLDU?

Sadece münferit bu olay üzerinden değil şiddet olayı her alanda arttı. Sadece kadına yönelik değil. Çok uzun süredir 1980'den beri devlet eliyle yürütülen bir şiddet var Güneydoğu'da. Onbinlerce insan öldü. Binlerce asker öldü. Şiddet gören insanlar da şiddete eğilimli oluyorlar. Bunu anlamak çok güç değil bizim ülkede.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET NEDEN ARTTI?

Kadına yönelik şiddet neden arttı, onun farklı nedenleri var tabi. Kadını mal olarak görmek, kadını alınıp satılabilen bir mal olarak gördüğünüzde onu yalnız yakaladığınızda 'tecavüz edebileceğiniz' anlamına geliyor. Onu insan olarak algılamayan kişi bunu kolaylıkla yapabilir. Nasıl ki otomobilini alıp uçurumdan aşağıya atabiliyorsa kadını gördüğünde bunu kolaylıkla yapabiliyor.

"DÜNYADAKİ TAŞINMAZLARIN SADECE YÜZDE 1'İ KADINLARDA"

Bunu kolaylaştıran bir unsur daha var; mülkiyetle ilgili bir neden var. Dünyadaki taşınmazların sadece yüzde 1'i kadınlarda. Dünyadaki sermayenin sadece yüzde 10'u kadınlarda. Kadın fiziksel güçsüz olduğu için değil ekonomik olarak güçsüz olduğu için buna maruz kalıyor. Kadınların gördüğü şiddetin en büyük nedeni yoksul olmaları ekonomik bağımsızlıklarının olmaması. Bu da onların tacize, saldırıya maruz bırakıyor.

"HER TÜRLÜ İKTİDAR, İKTİDARI ELİNDEN ALINDIĞINDA..."

Bir üçüncü neden; her türlü iktidar iktidarı elinden alındığında öfkeye kapılır. Saldırganlaşabilir. Her iktidar sahibi bunu yapmayabilir ama evde anne baba, okulda öğretmen, askerde Subay. Ve insanlar bunu öğreniyorlar. Daha sonra kendisi de iktidarsızlaştırıldığında, engellendiğinde buna başvurabiliyor. Bunu hem görerek öğreniyor hem de bir sorun çözümü olarak öğreniyor.

"12 EYLÜL'ÜN HESABI SORULMADI, SUSURLUK'UN HESABI SORULMADI"

Şiddetin en önemli nedeni 30 yıldır ülkede uygulanan bir şiddet var. Bu şiddet uygulayan iktidar sahibi bu elinden alındığında saldırganlaşabiliyor. Güçlü olanın haklı olduğu bir düzende yaşıyoruz. Mesela bir çok şeyin hesabı sorulmadı. 12 Eylül'ün hesabı sorulmadı, Susurluk'la yüzleşmedik. Ve bunlar şiddet üretiyor. İnsanlar olayları şöyle kanıksıyor: Demek ki güçlüysen suç da işlesen başına bir şey gelmiyor. Mevcut ekonomik sistemde köşeye sıkışan kadınlar, çocuklar, erkekler de kolaylıkla suç işleyebiliyorlar. Kadınlar da çocuklar da şiddet uygulayabilir. Kadınlar ve çocuklar toplumda çok güçlü gruplar olmadıkları için daha çok bu tarz olaylara maruz kalıyorlar. Eğitim sisteminde dili değiştirebilirsiniz. Mesela son yaşanan olayı bile basın olayın pornografik ve erotik noktasını ele alıyor. Bu sonuç sürpriz değil.

İnsanlar espri yaparken 'AMK'yı cümlelerinin sonuna ekleyebiliyorlar. Bu kadar seksist bir yapının olduğu ülkede şiddet niye bu kadar arttı sorusunun cevabı çok açık.

Özgecan'ın vahşice katledilmesinden sonra Türkiye'nin geldiği bu cinnet halini ve kadın cinayetlerinin neden arttığını Doçent Doktor Leyla Gülseren'e sorduk:

Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi olarak bu cinayetin kadın erkek ayrımcılığını körükleyen zihniyetle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde bir artış söz konusu. Katil 'madde bağımlısıymış, sorunları varmış' bunlar gerekçe değil ve biz bunları gerekçe olarak kabul etmiyoruz. Kadına yönelik ayrımcılık körüklendikçe bu tür olayların devam etmesinden endişe duyuyoruz.

"ŞİDDETİ KÖRÜKLEYEN BİR ZİHNİYET VAR"

Şiddeti, cinsel saldırıları körükleyen, cinsiyetçi ve farklı olanı ötekileştiren bir zihniyet var. Özgecan ve başka birçok kadın sadece kadın oldukları için öldürüldüler. Hoşgörü, eşitlik ve kabullenmeye dayalı bir zihniyet yok. Bu durumun şiddeti körüklediğini düşünüyoruz biz psikiyatristler olarak.

"SADECE OCAK AYINDA 27 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ "

Cinsiyet ayrımı çok fazla vurgulanıyor. Kadın cinayetleri çok arttı. Sadece Ocak ayında 27 kadın öldürüldü ki bunlar basına yansıyanlar. Yansımayanlar da var. 'Eskiden de vardı, bugünlerde görünür oldu' açıklamasını da kabul etmiyoruz.

"KAÇ ÇOCUK DOĞURSUN, NE KADAR KAHKAHA ATACAK..."

Kadını ikinci sınıf insan olarak gören, çocuk doğursun, evde otursun diyen bir zihniyet var. Kaç çocuk doğursun, kürtaj olsun mu, nerede ne kadar görünecek, ne kadar kahkaha atacak, gebe kadının ne kadar sokakta dolaşacağına yönelik sözler.. Bunlar hep kadına yönelik şiddeti arttıran, körükleyen unsurlar. Seçilerek iktidara gelen politikacılar bunu yaptığı için tabii ki toplum içinde erkekler de bu görüşü benimsiyor.

"HUKUK HEP ERKEKTEN YANA"

Bir de hukuk sistemi. Hukuk hep erkekten yana oluyor. Bu kişiler cezalarını bulmalı. Hukuk sisteminde kadına yönelik şiddeti engelleyen düzenlemeler hayata geçirilmeli. Örneğin hafifletici sebepler ve iyi halden indirimler var. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor.

"KADIN CİNSEL BİR NESNEYMİŞ GİBİ VERİLİYOR"

Medyada, özellikle kadına yönelik haberler verilirken, kadın bir cinsel nesneymiş gibi ön plana çıkarılabiliyor. Ya da kadının tahrik edici kışkırtıcı bir tutumu olduğuna ilişkin haberler verilebiliyor. İşlenen suç haklı gösterilmeye çalışılıyor. Basının da bu yönde hatalı tutumları olabiliyor.

'TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ZİHNİYETİNDEN BİR FARKI YOK'

Türk Psikiyatri Derneği'nden kadına şiddet açıklaması

Özgecan Aslan'ın Mersin'in Tarsus ilçesinde tecavüz girişiminin ardından hunharca öldürülerek cesedinin yakılmasına bir tepki de Türkiye Psikiyatri Derneği'nden geldi. TPD üyeleri "ruh sağlığı çalışanları olarak kadın cinayetlerine daha fazla tanık olmak istemiyoruz." dedi. TPD Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi adına Suzan Saner, Zerrin Oğlağu, Leyla Gülseren, Şahika Yüksel tarafından yapılan yazılı açıklamada şu sözlere yer verildi;

BIÇAK, DEMİR ÇUBUK, YAKMA

Kadınların kendi yaşamlarıyla ve bedenleriyle ilgili özgürce karar vermelerini engelleyen her tür durum ya da davranış kadına yönelik şiddettir. Kadına yönelik şiddetin en ağırı ise kadın cinayetleridir. Medyaya yansıyan verilere göre ülkemizde sadece geçtiğimiz Ocak ayında 27 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Birkaç gün önce Mersin’in Tarsus ilçesinde, üniversite öğrencisi genç bir kadın okulundan eve dönerken bindiği dolmuşun şoförü tarafından cinsel saldırıya uğradı, kendisini savunmaya çalışınca bıçakla, demir çubukla darp edilerek hunharca katledildi, ardından yakılarak dereye atıldı. Bu ne yoğun bir öfke ve kindir? Bu kimin ve neyin öfkesidir? Bu zihniyetin insanları vahşice öldürerek görüntülerini kamuoyu ile paylaşan terör örgütünün zihniyetinden bir farkı var mıdır?

BAŞI ÖRTÜLÜ, ÖRTÜSÜZ, AÇIK, KAPALI TÜM KADINLARIN ŞİDDETE UĞRADIĞINA TANIĞIZ

Biz ruh sağlığı çalışanları, günlük uygulamamız içinde başı örtülü, örtüsüz, açık giyinen, kapalı giyinen, müslüman, ateist, zengin, yoksul, eğitimli, eğitimsiz farklı sosyal sınıflardan gelen birçok kadın başvurana danışmanlık yapıyor, tedavilerini üstleniyoruz. Kadına yönelik şiddetin her türünün çok yaygın olduğuna ve yol açtığı sonuçlara her gün tanık oluyoruz. Hastalarımızdan dinlediğimiz öyküler ve yapılan bilimsel çalışmalar kadına yönelik şiddetin belli bir sosyal sınıf ya da hayat görüşüne sahip kadınlarla sınırlı olmadığını ancak erkek egemenliğinin yüksek olduğu muhafazakar toplumlarda daha yaygın olduğunu gösteriyor. Kadına yönelik şiddetin en önde gelen nedeni, erkek egemen sistem içinde erkeklerin kadınları kontrol altına alma, kadınların yaşamını ve yaşam alanlarını kendi koydukları kurallara göre düzenleme isteğidir. Hukuk sistemi dışında polis, adli tıp, medya ve politikacılar da cinayet gerekçelerini toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretmek için kullanabilmektedir.

"RUHSAL SORUNU OLDUĞU, KADININ AÇIK GİYİNDİĞİ GİBİ GEREKÇELERLE YANILTMAYA İTİRAZIMIZ VAR"

Türkiye Psikiyatri Derneği olarak katilin ruhsal sorunlarının olduğu, uyuşturucu kullandığı, sakinleştirici ilaçlar aldığı, öldürülen genç kadının açık giyindiği gibi “sözde” gerekçelerle kamuoyunun yanıltılmaya çalışılmasına itiraz ediyoruz. Seçilmiş politikacıları cinsiyetçi söylemleri bırakıp kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ile ilgili doğruları açıklamaya davet ediyoruz. Yirmibirinci yüzyıl Türkiye’si için kadına yönelik şiddetin bir insanlık ayıbı olduğunu düşünüyoruz.

KADINLARIN HAYATI İKTİDAR SAHİPLERİ TARAFINDAN KUŞATILDI

Kadınların yaşamları iktidar sahipleri tarafından kuşatılmaktayken, sadece cinsiyetlerinden dolayı en temel hak olan “yaşam hakkı” ellerinden alınmaktadır. Kadına yönelik her türlü şiddetin failleri adalet sistemi içindeki boşluklardan faydalanmakta, mahkemelerde kolayca iyi hal indirimi almaktadır. Şiddetin faillerinin “cezasız” kalması, şiddete uğrayan kadınların ruhsal iyileşmelerinin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Cinsiyetçiliğin körüklendiği bir ortamda, kadınların kamusal yaşamdan uzaklaştırılması, tecavüz edenlere cezaların arttırılması çözüm getirmez.

ERKEKLERİN KENDİLERİNİ SORGULAMASINI İSTİYORUZ

İsyan ediyoruz! Cinsiyetçi ayrımcı ve cinsel saldırıları körükleyen zihniyetin bizzat ürettiği kadına yönelik cinsel, fiziksel, ruhsal şiddetin yaralarını sarmak yerine erkeklerin kendilerini sorgulamalarını, “eril tahakküm”de kendi rollerinin uzantılarına bakmalarını, kadına yönelik şiddetin önlenmesini istiyoruz! Sadece “kadın” oldukları için öldürülen Özgecan Aslan ve yüzlerce kadının katlinden sorumlu olan cinsiyetçi ve cinsel saldırıları körükleyen zihniyetin değişmesini talep ediyoruz. Ruh sağlığı çalışanları olarak bizler, kadın cinayetlerine daha fazla tanık olmak istemiyoruz! İktidarın kadın ayrımcılığına son!