Hangi birini saysak?

a
a
Pazartesi, 23 Kasım 2009 - 05:00

Dersim’in ne olduğunu öğrenmeden, Ermeni Meselesi’ni nasıl kavrayıp nasıl çözeceğiz?

Burnumuzun dibindeki 28 Şubat’ın henüz defterini dürmeden, 12 Eylül’ün hesabını nasıl soracağız? Lâf...

Susurluk hâlâ orada öylece dururken, nasıl sıçrayıp da Ergenekon’a geldik şimdi?

Allah Allah...

Güya darbelere karşıyız ama Darbe Anayasası’yla yönetiliyoruz. Nasıl iş bu?

Yeni Cumhurbaşkanları, gücünü artık halktan alacak ama sorumsuzlukları aynen devam edecek. Nasıl bir hilkat garibesi bu?

***

Kimse mangalda kül bırakmıyor.

- Erken seçim.

- Normal seçim.

- Baskın seçim. Anladık efendim.

Ama nasıl bir seçim? Hangi kanunla bir seçim? Yine kurumsuz, kuralsız, altyapısız, adaletsiz bir seçim, öyle mi?

Siyasi Partiler Kanunu’ndan haber var mı? Yok... Ama kitaba bakarsanız siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsuru.

Daha bu çelişkileri çözmeden niye başımızdan büyük işlere kalkışıyoruz?

***

Kürtçe, Çerkezçe, Lazca...

Buyurun istediğiniz dili konuşun.

Ama Türkçe ne olacak? Nedir Türkçenin bu perişan hali böyle?

Onu anlaşılmaz bir dil’e döndürdük... Şiveyi mahvettik. İmla’yı katlettik... Dünyanın en zengin dilini 200 kelimeye indirdik.

- Nerede Türk mutfağı?

- Nerede Türk Musikisi?

- Türk dokusu, Türk kokusu nerede?

***

Açılım güzel şey.

Ama bizde açılım yapacak tâkat var mı? Kimseye favör yapacak halimiz kaldı mı?

Yabancıların kabahatı yok.

Kendi genetiğimizle kendimiz oynadık.

Yeni organizmaya da uyum sağlayamadık. Cumbadan rumbaya geçmenin bile bir yolu yordamı vardır. Görgü olmayınca mümkün mü?

Tek tutunacağımız dal utanma duygusu’ydu. Heyhat, onu da kaybettik.