Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Hangi Erdoğan bu ülkenin Başbakan'ı?

Salı, 23 Mart 2010 - 05:00

Ahmet Altan’ın cumartesi günkü Taraf gazetesinde yazdığı yazıyı okumadıysanız, büyük kayba uğramışsınız demektir. Lütfen buldurun ve okuyun.
Başbakan’ın aynı gün yaptığı ünlü konuşmanın ardından yazılmış. Hatırlayın, kaçak çalışan 100 bin Ermeni’yi sınır dışı etmekle tehdit ettiği konuşmasına karşı çıkan köşe yazılarını topa tutmuş ve “Sen kimsin ya, bana nasıl özür dile, dersin?.. Aynaya bak... Ülkenin avukatlığını yap...” diye, ben dahil bazı meslektaşlarımı yerden yere vurmuştu. İşte Ahmet Altan, Başbakan’ın o hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, tepeden bakan ve bir başbakana hiç yakışmayan konuşmasını değerlendirdiği yazısına “Peki, sen kimsin?” başlığı koymuş ve Erdoğan’ın iniş çıkışlarla dolu politikalarına, konuşmalarındaki genel yaklaşıma dikkat çekmişti.
İlk defa, bir edebiyatçının gazeteci kimliğiyle makale yazınca ortaya nasıl müthiş bir karmanın çıktığını gördüğüm o yazıyı okuduğum saatlerde aynı Erdoğan sinema sanatçılarına belki de hayatının en güzel konuşmalarından birini yapıyordu.
Hayretler içinde kaldım. Hangi Erdoğan’dan söz ediyoruz, hangisi gerçek Erdoğan, hâlâ merak içindeyim. Türkiye’nin temel yanlışlarına bundan daha güzel değinilemezdi.
Ülkesi adına adeta geçmişten özür dileyen, doğruları gören ve aynı görüşte olmasalar dahi, karşısındakilerden destek isteyen, yumuşak bir Erdoğan ile karşılaştık. Ben Başbakan’ın birçok konuşmasını izledim, bunun kadar etkilisini göremedim, diyebilirim.
Peki, hangisi gerçek Erdoğan? Hangi Erdoğan bu ülkeyi yönetiyor?
Cuma günü, Ermeni konusunda hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, bizleri topluma adeta ihbar edercesine döven Erdoğan mı bizim Başbakanımız, yoksa sinemacıların karşısında konuşan Erdoğan mı?
Eleştirenlere ateş püskürürken yüzü moraran hatta zaman zaman vücut dili bozulan Erdoğan mı, yoksa sinemacılarla sohbeti sırasındaki yumuşacık, içtenlikle konuşan, kendinden emin Erdoğan mı?
Dikkat ettim, bu iki farklı Erdoğan konusunda birçok meslektaşım yazı yazıp, Ahmet Altan’ın başlattığı bu tartışmaya girmiş. Benim de son günlerde bu konu dikkatimi çekiyor.
Benim istediğim ve bu ülkeye layık gördüğüm Başbakan, sinemacılara konuşan Erdoğan’dır. Kaçak Ermenileri sınır dışı etmekten söz eden, eleştirileri kaldıramayan, sert şekilde insanları paylayan Erdoğan değil.
Çocukları seven, muhaliflerine hoşgörüyle bakan, cesur adımlar atmayı bilen, azınlıklarını kucaklayan, bir Erdoğan bizim Başbakanımız olmalı. Yoksa, sinirli, ne zaman parlayacağını bilemediğiniz, zamanında azınlıkları da gözden çıkarabilecek bir Erdoğan değil.

Tosuncuğa yanıtımdır...
Tosuncuk, bitmiştin. Yaptığın programlar arka arkaya ‘rating getirmediği’ gerekçesiyle bitirilmişti. Kimse senin yüzüne bakmıyordu. İşte böylesi bir dönemde hakkımda yazdığın onca hakarete, iftiraya karşın seni ‘işe almaya’ karar verdim. Herkesin son bir şansa hakkı vardı. Onu kullandın.
Geçen yıl haber kanalındaki programı sana verdim. Yeniden adından söz ettirdin ve sonra o program bittiğinde, bir sabun köpüğü gibi yine yok olup gittin.
Şimdi köşenden kinini kusuyorsun. Biten programın nedeniyle intikamı soğuk yenen bir yemek zannediyorsun.
Yine yanılıyorsun.
İştahlı evladım! Bu defaki hakaret ve iftiraların kaynağı olan, o terliklerini giyip köşesine çekilmenin sinirini yaşayan emekli paşanın kulağına fısıldadıklarını gerçek sanarak yazdığına göre “son kullanım tarihin” en azından journal olmasa da “jurnal” sektöründe henüz geçmemiş.
Ben gazetecilik sektöründe vefanın bir semt olduğunu öğreneli çok oldu. Onun için senin yazdıkların benim için bir tosuncuğun hezeyanlarıdır.
Ama bir şey var ki evladım biri gerçekten seninle dalga geçmiş. Haklısın geçmişte bana en büyük kötülüğü yapan birinin akrabasının haber kanalında çalışmasına itiraz etmedim. Üstelik bu bir sır da değil.
Yani yine çuvalladın!
Haber Toplantısı programında canlı yayında “işini iyi yapanlara kapımızın açık olduğunu ve bu nedenle de salt bir akraba olduğu için genç ve başarılı bir insanın mesleki gelişimine hiçbir biçimde engel olmayacağımı” açıkça söyledim.
İnsanlık lisanında buna adalet ve vicdan deniyor. Yani senin bilmediğin bir dilden konuşuyorum. Senin gibi biriyle bile çalışabilmişsem tabii ki genç bir yeteneği, sırf akrabası bana kötülük etti diye işten atmayı kendime yediremezdim.
Şimdi tosuncuk, o Çin atasözündeki gibi yeniden beklemeye başladım. Zira biliyorum ki, nehrin kenarında yeterince sabredersem sen de önümden geçeceksin.