Hangisi öğrenci bunların?

Cuma, 13 Ağustos 2010 - 05:00

Ekranda giderek artan ergen dizilerine bakınca “acaba bunlardan hangisi daha liseli?” diye bir soru düşüyor aklıma... Ortalık, okul henüz açılmamasına rağmen dersten derse, sınavdan sınava, aşktan aşka koşan liselilerle doldu... Şimdi bir bakalım. Arka Sıradakiler’in (Fox TV) liselileri sulak arazide yetişmiş gibiydiler. Orman gibi sakalları, bildiğiniz dökülmüş saçları, torun çağına gelmiş kızları filan vardı. Bu sezon muhtemelen yine olacaklar... Küçük Sırlar’daki (Kanal D) veletler için de durum aynı. Liseden çok, üniversiteyi bitirip doktoraya hazırlanan tipleri andırıyorlar. Lise için fazla çift dikiş gitmiş gibiler. Etek boyları biraz daha kısa olsa filan Lady Gaga gibi duracaklar ekranda bir de... Geniş Aile’deki lise standardı ise tam olması gerektiği gibi. Bizim Abaküs Zekai olsa olsa lise son sınıf öğrencisi olabilir; öyle de zaten dizide. Bakınız Kunter fazla kıllandığı için üniversiteye yolcu edilmiş bile. Toplayalım meseleyi. Bana göre ufak tefek tipleriyle mevcut lise profilini daha iyi çiziyor Geniş Aile. Var mı itirazı olan?..

Kıyamet tüccarları korkutuyor!

Bu yazıyı okuyorsanız sorun yok. Hâlâ hayattasınız demektir bu. Durun, hiddetlenmeyin vallahi oruç başa filan vurmadı. Önceki akşam Kanaltürk’te (Çıkmaz Sokak) ekrana gelen bir iddia yüzünden böyle bir giriş yaptım... Sanırım adı Fuat Arman’dı, kıyamet araştırmacısının. Böyle bir meslek olduğunu bilmiyordum. Bilim dalını filan da hiç duymamıştım. Yokmuş da zaten... Ama arkadaş öyle iddialıydı ki, bildiklerimi tekrar gözden geçirme ihtiyacı duydum. Sanal ansiklopedilere baktım, orada da birkaç kehanet kişisinin çiziktirdiklerinden başka da bir şey yoktu. Neyse, uzatmayalım... Fuat Arman, 12 Ağustos’u 13’üne bağlayan gece dünya üzerinde büyük bir felaket yaşanacağını bu yüzden de Toroslara sığındığını filan iddia ediyordu. Yaşanacak şey hakkında tam fikir sahibi değildi ama sel baskını gibi bir şeyler çıktı ağzından... Stüdyodakilere şehirde durmamalarını, kendisi gibi dağlara filan çıkmalarını salık verdi. İtibar görmedi ama ben büyük kıllandım!.. Zaten haklıysa da bu yazı boşa gitmiş, biz de Arafta sırasını bekleyenlerin içinde yerimizi almış olacağımız için takmayın kafanıza...

Türk Malı hakkındaki düşüncelerim

Türk Malı (Show TV) dizisi için RTÜK tarafından istenen “Türk dilini bozması” hakkındaki savunmayı gereksiz bir hassasiyet olarak niteliyorum... Bu köşeden de çok eleştirdik ama gerçek şuydu ki; diziyi izleten kelime esprilerinin bizzat kendisi ve bu esprileri yapan oyuncuların etkinliğiydi... Şimdi iki güç bir araya gelip bir çekim alanı yaratıyorsa bunu bir suç olarak niteleyebilir miyiz? Türk insanının aklı mı yok? Bir dizi karakterinin esprilerini diline pelesenk yapacak ve bunun sonunda Türkçe’si bozulacak öyle mi?.. Yapan varsa (ki var bazıları) RTÜK bizzat onları eğitime tabi tutsun. Polat’la Polat, Abiye ile Abiye olan zayıf karakterlilerin vebalini niye Türk Malı’nın boynuna asıyorsunuz ki? Sezar’ın hakkı Sezar’a. Bakmayın bu köşeden veriştiririz ama iş ses kısmaya gelince, bizzat sesin kendisi oluruz. Biline!

Haremi konuşurken haremlik oturdular!

Önceki akşam çok ilginç bir tartışma vardı NTV’de. Aslında daha çok Habertürk’teki “Tarihin Arka Odası” formatında bir program vardı diyelim... Tarih Konuşmaları isimli programın moderatör masasında artık kanalın jokeri haline gelen bir isim, Oğuz Haksever oturuyordu ve “Fanteziden Gerçeğe Harem” konusu tartışılıyordu... Bilirsiniz, “harem” meselesi Osmanlı’da padişahın özel hayatına girdiği için sadece hayal gücüyle aktarılabiliyordu. O da yabancı yazarlar tarafından... Neyse, biz önceki akşam meselenin uzmanları tarafından çok aydınlandık. Bu iyiydi ama programdaki oturuş düzeni hakikaten komikti. Kadın uzmanlar bir tarafta, erkekler ise diğer tarafta... Tam bir haremlik/selamlık uygulamasıydı. Zaten Oğuz Haksever de durumun farkına varıp bu tuhaflığı dillendirdi. Neyse, esinlenme de olsa böyle “içerikli” programlara ihtiyacı var kanalın, arttırılsın isteriz!

Stüdyo 1 serinletiyor...

Birkaç sabahtır TRT Müzik’teki Stüdyo 1 isimli programa takılıyorum. Hava çok bunaltıcı. İnsan serinleyecek bir şeyler arıyor. İşte serinliğin adresi... Piyasaya girdiği ilk günden beri dikkatle izlediğim İsmail Özkan ve Seda Gülbeyaz isimli yorumcuların sunduğu programda etrafta çok görmediğimiz nadide sesler ağırlanıyor. Kulağımın pası da siliniyor bir yandan... Hani dizi tekrarlarından ve bir yere bağlanmayan kuşak programlarından filan yorulmuşsanız “bir de buradan bakın” derim. Serinlemezseniz de, söyleyin vantilatör yollarım ben!

Ramazan geldi böyle oldu!

Mübarek Ramazan için Türk Sanat Musikisi’nin mucize ayı diyebiliriz. Dizilerin fon müziğinden reklam müziklerine kadar her yerde tatlı bir ut, ney ya da kanun sesi duyar olduk. Fena mı; elbette değil. Ama sanırım kendi kök müziğimiz için oniki ayın sadece bir tanesini sultan yapmak haksızlık. İbadet müziğinden bahsetmiyoruz ki sonuçta... Ramazan gelmese unutup gideceğiz o mucize nağmeleri hani. Unutmayalım derim ben!