Haremde aşk mektupları

Padişah hareminin cariyeleri her zaman merak uyandırmıştır... Zaten harem deyince dikkatler toplanır! Harem padişahın evidir; padişah devlet işleri dışındaki zamanının çoğunu orada geçirir, orada eğlenir, orada dinlenir, orada uyur. Harem onun yanaşılmaz, dokunulmaz hayat sahasıdır

18 Kasım 2012, Pazar 05:00
A A

PROF. DR. GÜL İREPOĞLU

gul.irepoglu@posta.com.tr

Merhaba! Her pazar bu köşede tarih var! Sanatla renklenince, edebiyatla tatlanınca, hikayelerle izlenince daha bir yakınlaşacak bize tarih. Burada bazen birlikte hatırlayacağız bildiğimiz olayları. Bazen meraklanıp, bazen şaşıracağız ya da duygulanacağız belki. Sohbet edeceğiz, içtenlikle, yalınlıkla. İlk sohbetimizin konusu aşk olmalı diye düşündüm...

Osmanlı İmparatorluğu geliştikçe saraydaki harem de büyür, kalabalıklaşır. Cariyeler hizmet eder haremde, haremağaları ise onlara göz kulak olur. Cariyelerin hepsi küçük yaştan itibaren yetiştirilmiş, saray terbiyesi görmüş, yeteneklerine göre iyi bir eğitim almıştır: Okuma-yazma, müzik, dans, nakış... Eski geleneklere göre padişaha hizmet etmek her kula nasip olmayacak bir saadettir!

Aralarından bazıları zarafetle, zekayla, güzellikle kalabalığın arasından sıyrılarak padişahın kadını olmaya layık görülür, sonra da hünkara bir çocuk verirse, kadınefendilerden biri olmak işten değildir. Hele hanedanı devam ettirecek bir şehzade doğurursa... Haremdeki üstün yerini sağlamlaştırır, ona haremin en yüksek yeri olan valide sultanlık yolu açılır, en gıpta edilen kadınlardan oluverir.

Bazıları gerçek aşkı bulur padişahlarda, çok sevilir, çok sever. Bazılarıysa hüzünlere boğularak tamamlar kısa yaşamını, ya da hırsların kurbanı olur. Gücün, kudretin ne kadar süreceği hiç belli olmaz haremde. Hepsinin ortak özelliği güzellik. Talih mi bu, talihsizlik mi bilinmez...

Aşkına yalvaran padişah

Masalsı birçok şey anlatılır harem kadınları hakkında, ama aslında onlar hakkında bilgi edinmek zordur, tarihler pek az bilgi verir onlara dair; padişahın kadınlarını anlatmaya cesaret etmek kolay değildir! Arşiv bilgileri devreye girer burada. Alışılmış bilgilerin yanı sıra çok ilginç, heyecan veren belgeler de çıkar, şaşırtan, düşündüren, hayal kurduran belgeler...

Kimi zaman da sarsıcı belgelerdir bunlar, ya da gülümseten... “Ruhşahım! Hamid’in sana kurban ola. Bir kusur ile ceza verilmez efendim. Sana kul olmuş bir kulunum, ister bana vur, ister öldür, sana teslimim. Bu gece gel, yalvarıyorum. Gelmezsen billahi hastalık sebebim ve belki ölüm sebebim olursun. Ayağının altına yüzüm gözüm sürerek rica ederim. Kendimi zaptediyorum, yemin ederim.”

“Abdülhamid’in Ruhşah’ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma! Benim vücudum toprak olunca bile senden vazgeçersem, Allah layıkımı versin! Efendim! Sen benim, ben senin! İnşallah ömrüm oldukça beraber oluruz. Nazik ayağına yüzümü sürerek rica ederim.” İşte 1774-1789 yıllarında saltanat süren Sultan I. Abdülhamid’in Ruhşah adlı kadınına yazdığı mektuplardan satırlar! Kendi haremindeki, o zamanın yasasına, geleneğine göre kendine ait olan, ona hizmetle yükümlü olan bir kadına... Ve içtenlikle yalvaran, aşk dolu, arzu dolu mektuplar bunlar. Gönülden kopup gelen, kalemin ucundan kağıda dökülen, bugün bile okunduğunda iç titreten.

Padişah ne kusur etmişti de Ruhşah onu böylesine cezalandırmayı göze almıştı? Kıskançlıktan başka bir şey sebep olabilir miydi buna? “Fesupanallah ben kulun siz efendimi bu kadar arzularken, benim bu hüzünlü, kederli ve perişan halime derman ve yarama merhem olursun diye sizden şefkat umarken, geceler boyu yatağımıza gelmemeye sebep ne ola? Benim ateşimi söndürür ise ancak senin merhametin söndürür. Vallahi her gece sabahı çıkarırım! Bu gece de gelmezseniz bildim ki, bana muhabbetin yoktur. Benim bu halime düşmanım bile merhamet eder, akşam sabah gelip bir lahza oturmak iş değildir. Kulun ayağına gider yüzünü sürer idi sabaha dek.

Beni istemez isen Hak Teala bilir benim sana halimi... Dünyada eğer benim de ömrüm tamam olur ise hep seni düşünürüm. Sen böyle ettikçe, billahi ölüm bana hayırlı gelir.” “Abdülhamid’in canı Ruhşah! Kuşca canım, sen efendimin yoluna feda olsun. Hak Teala’nın birliği hakkı için bil ki ayağının altına yüzümü sürerim.” “Efendim! Hamid sana kurban ola! Bu gece gelişinle beni ihya edesin. Billahi sabra kuvvetim kalmadı! Hem ayın ilk gecesidir. Kerem senindir. Bu gece kendimi güç zaptettim. Ayağını öpeyim beni bu gece Allah aşkına mahzun eyleme efendim.”

Nasıl bir kadın olmalı bu?

Bunları yazdıran, yaşlı başlı padişahı böylesine yalvartan, bugünün tabiriyle yerlerde süründüren kadın nasıl bir kadın olmalıydı? Bunu düşünmeden edemiyor insan, değil mi? Çok güçlü bir karakteri olan, cesur, doğru bildiği yolda her şeyi göze alabilen ve elbette çok etkileyici bir kadın. Akıllı bir kadın mutlaka! Ve çok çekici biri olmalı, illa çok güzel olmasa da. Keşke hakkında daha çok şey bilebilseydik, ama ancak hayal edebiliriz şimdi... Hayallere sınır yok...

(18.11.2012 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;