“Hasta çocuklara hiç dayanamam ağlarım”

Son zamanların popüler sağlık programı 'Doktorum' programıyla tanınan Op. Dr. Aytuğ Kolankaya, Türkiye'nin sayılı tüp bebek uzmanlarından

a
a
Cumartesi, 18 Eylül 2010 - 05:00


“Hasta çocuklara hiç dayanamam ağlarım”

Röportaj: Esra Savaş

esra.savas@posta.com.tr

Sempatik ve doğal haliyle izleyenlerin, özellikle de hanımların büyük beğenisini kazanan Dr. Aytuğ’u daha yakından tanıyalım istedik ve buluştuk... Programdan, aşktan, hayatına dair daha pek çok şeyden konuştuk.

Robert Kolej’li yakışıklı doktorun, İstanbul Tıp Fakültesi’nin ardından ihtisasını Viyana Üniversitesi’nde kadın doğum alanında yaptığını öğrendik. Medical Park Göztepe Hastanesi’nde tüp bebek merkezinin başında olan Dr. Aytuğ’un çocuklarla ilgili hastalıklara hiç dayanamadığını ve hemen ağladığını da...

Türkiye sizi ‘Doktorum’ programıyla tanıdı. Programdan önce hayatınız nasıldı, programdan sonra ne değişiklik oldu?

Şimdi anlıyorum ki; ‘Doktorum’ programından önceki hayatım çok rahat ve sakinmiş. Programdan sonra birdenbire yoğunlaştı ama şikayetçi değilim çünkü çok da keyiflendi.

Proje nasıl doğdu?

Ben yaklaşık 12 -13 senedir televizyonda değişik programlara konuk olarak çıkıyordum zaten. Bir önceki sene basit bir program denemesi yaptım. Canlı yayındı ve çok da hoşuma gitti. Böyle olunca nasıl bir şey yapabilirim diye bir format aramaya başladım ve Kanal D ile bu programı yaptık.

Program çok iyi gidiyor. Bu başarı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Başarı için iki kriter var. Bir tanesi reyting ölçümleri, diğeri de halkın tepkisi. Reyting ölçümlerinde çok başarılıyız. İnsanların tepkisi ise olağanüstü. Beni yolda çevirenler, sarılanlar, öpenler, teşekkür edenler, kendim de yaşadıklarıma inanamıyorum...

Canlı yayında çok doğalsınız. Normal hayatınızda da doğal birisi misiniz?

Ben neysem oyum. Dışarıda da öyleyim. Doktor olarak insanlarla yakınımdır. Polikliniğimde de öyleyimdir. Herkesle konuşurum, şakalaşırım, dokunurum, sıcağımdır. Ama ne olursa olsun ben de sonuçta 25 yıllık doktorum. Zamanla bazı şeyler katılaşıyor. Diğer insanlara hiç de öyle gelmeyen şeyler bize artık çok doğal gelmeye başlıyor.

Programa günde ortalama ne kadar mail, telefon geliyor?

Günde ortalama 3 bin civarında telefon ve mail alıyoruz. Hastanede bir ekip kurduk, bunların hepsini cevaplamaya çalışıyoruz. Tedavi istekleri olanları buraya davet ediyoruz ve elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Unutamadığınız bir yayın anınız var mı?

Çocuklar konusunda çok hassasım. Çocuk konu olunca benim gözlerim dolmaya başlar. Bu konuda biraz fazla konuşunca ağlamaya başlarım. Bir yayınımızı lösemili çocuklarla yaptık. Çok zor bir yayındı benim için, kendimi tutamadım...

Kadınların ilgisi nasıl?

Şunu fark ettim. Sabah 09.00-17.00 çalışan insanlar beni tanımıyor. Ama havaalanına gittiğimde bütün özel güvenlik görevlileri tanıyor. Yani vardiya usulü çalışanlar çok iyi tanıyor. Bir de bizim esas kitlemiz 60-65 yaş üstü hanımlar, beyler.

Programla ilgili hedefleriniz ne?

Program başta sadece bir televizyon programı iken şimdi toplum sağlığını etkileyebilecek bir güç haline geldi. Planlarımızın başında önemli toplumsal sorunlara değinmek geliyor. Şişmanlıkobezite, kanser, şeker hastalığı-diyabet, hipertansiyon konuları. Bu genel konulara ağırlıklı olarak üstüne varıp bunları irdelemek ve insanların farkındalığını artırıp harekete geçirmek istiyoruz. Bundan sonra insan, yaşam öykülerine daha çok yer vereceğiz. Bu sene insanların evine gideceğiz. Bu insanları daha fazla etkiliyor. Ben Ayşe Hanım’ın evine gidip onun diyabet problemini konuştuğum zaman bu izleyenleri çok etkileyecek.

Antropoloji dalında doktora dersleri aldınız. Neden?

Antropoloji hayatıma çok şey kattı. Doktorluk bir süre sonra artık bazı şeyleri törpülüyor ve sertleştiriyor. Halbuki ben işimi insan olduğu için seviyorum. Karşına biri gelip oturuyor. Sen ona yumurtalığında kist olan bir varlık olarak bakmaya başlıyorsun. Halbuki o yumurtalığında kist olan varlık, akşam eve gidiyor, bir aile yaşamı var, çevresinde bir yaşamı var, belki maddi sorunu var, ya da ameliyat korkusu var. Bunların hepsi bizim tarafımızdan unutuluyor. İşte antropoloji gerçekten bu farkındalığımın artmasını sağladı. Yani insana baktığım zaman ben şimdi onu bütün bir insan olarak görüyorum.

Mehmet Öz’ün programıyla kendi programınızı karşılaştırır mısınız?

Mehmet Öz’ün programıyla bizim programın formatları da amaçları da farklı. Her şeyden önce bütçeler çok farklı. Çok büyük bir ekiple, bir program çekmek için günler, haftalar harcıyorlar. Biz hatasıyla sevabıyla canlı yayın yapıyoruz. Öz, programında tek doktor olarak çıkıyor. Nadiren konuk alıyor. Her şeyi kendi anlatıyor ve çok ağırlıklı şov şeklinde gidiyor. Biz eğleniyoruz ama hazırladığımız bir şov yok. Onun esprileri dahi önceden yazılmış. Bizde böyle bir şey yok. Tamamen doğallık var. Hep şunu iddia ediyorum. Bizim programımız tıp fakültesinde gösterilse talebeler gerçekten çok şey öğrenir. Çünkü konunun uzmanı olan kişi en son bilgileri anlatıyor. Bundan daha yeni bir şey yok zaten. Geçenlerde bir sergide 65-70 yaşlarında bir hanım ile karşılaştım. Hanımefendi kardiyoloji profesörüymüş. Türkiye’de ilk kalp nakli yapan ekiptenmiş. Dedi ki ben sizin programınızı çok keyifle seyrediyorum. Bu benim için o kadar önemli bir şey ki. Hakikaten ben de programda kendi branşım dışında çok şey öğreniyorum.

Mehmet Öz gibi beslenmenize dikkat ediyor musunuz?

Çok özenli beslenmiyorum. Abur cubur yemem. Sadece öğünlerde yerim. Ama yemeğim yağlıymış, karbonhidratı çokmuş hiç bakmam, çok da yemem.

En sevdiğiniz yemek nedir?

Yaprak sarması.

Spor yapıyor musunuz?

Evet. Haftada beş gün bir spor merkezine gidiyorum.

Bu kadar yoğunlukta nasıl dinlenebiliyorsunuz?

Benim için dinlenmenin birinci yolu kitap okumak. Her sabah 05.30’da kalkıyorum. İlk yaptığım şey, on dakika okumak. Veya gece yatmadan. Arabada, yolda iki kelime bile olsa okurum. İkincisi ise konserler. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın konserleri. Onların Siyah Lale üyesiyim. Klasik müzik veya diğer konserlere giderim. Bir de pazarları kızım var tabii...

Kızınızla neler yapıyorsunuz?

Sinema, konser, müze, biraz dolaşmak, kahvaltı etmek, bazen alışveriş. Önemli olan beraber olmak.

Eşinizden ayrıldığınızı biliyorum, şimdi evlilik hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bir çocuk yapmak ve yetiştirmek istiyorsan bence gerekli bir müessese. İnsanlar birbirlerine yeterli özel alanları ve vakitleri verdiği sürece son derece iyi yürütülebilecek bir müessese. Ama bu her zaman mümkün olmuyor.

Giyim tarzınız nasıl?

Sporu da severim takım elbiseyi de severim. Yerine göre ikisini de giyerim.

Alışveriş yapmaktan hoşlanıyor musunuz?

Alışverişe çok nadir çıkarım. Senede bir iki kez. Ama çıkınca da iyi alışveriş yaparım.

Modayı takip ediyor musunuz?

Hayır. Tarzımı kendim belirlerim. 

Saçlarınız çok havalı. Ne yapıyorsunuz?

Hiçbir şey yapmıyorum. Hatta geçen sene programda çok dağınık olduğunu söylediler. Ben de biraz kısalttım.

En sevdiğiniz tatil türü ve şehir nedir?

Kısa ve hızlı tatiller! Şehir olarak da New York. Gördüğüm ve tekrar tekrar görmek isteyeceğim şehir. Orada yapabileceğim çok şey var. Konserler, müzikaller, kitapçılar, tiyatrolar. Bunlar beni o kadar cezbediyor ki... New York’a gittiğimde bütün günümü bu söylediğim yerlerde geçiriyorum. Oradaki müzelere defalarca gidebilirsin. Metropolitan’a, Guggenheim’a, MoMa’ya (Modern Sanat Müzesi) git. Bitmeyen bir enerji var New York’ta. İstanbul’a çok benzetiyorum. Sosyal aktivite yönünden İstanbul’un biraz daha tabii büyük ölçekli hali.

4