Haute-Couture'ün altın çağı ve Dior efsanesi

Haute- couture, sadece Fransızca'da değil, tüm dillerde giysideki mükemmel sanatçılığı ifade eder.

Pazar, 13 Eylül 2009 - 16:22

Haute-Couture'ün altın çağı ve Dior efsanesi

Haute- couture, modanın en üst düzeyi anlamında kullanılan Fransızca bir terim. Couture (elbise dikmek), haute (yüce, muhteşem) kelimeleri biraraya gelerek, sadece Fransızca’da değil, tüm dillerde giysideki mükemmel sanatçılığı ifade eder. 19. yüzyılda 3. Napolyon için çalışmak üzere Londra’dan Paris’e gelen Charles Frederic Worth, dünyada haute-couture mantığını ilk oluşturan kişi oldu. 

Paris’e gelişinden 5 yıl sonra başka müşterilerini atölyesine davet ederek koleksiyonlarını canlı modeller üzerinde sergiledi. Daha önce müşteriler terzileri evlerine çağırır ve ne istediklerini söylerlerdi. Worth’un moda evi 1956 yılında kapandıktan sonra haute-couture sistemini Jacques Doucet (1853-1929) devam ettirdi. 1920’lerde Paul Poiret’nin Paris’teki stüdyosu dönemin en şık hanımlarının uğrak yeriydi. 

NAZİ İŞGALİ VE HAUTE-COUTURE 

Bu gösterişli endüstri Fransa’nın savaşa katılması ve Paris’in Almanlar tarafından işgal edilmesiyle sarsıldı. Dönemin ünlü terzileri, moda evleri işgalci Almanlar’ın eşlerini giydirmek zorunda kaldılar. Coco Chanel II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine modaevini kapattı ve başka bir şehre taşındı. Ama bir süre sonra Paris’e geri döndü. İşgalci Almanlar’la iyi geçinmesi sonucu parfüm alanında çalışmaya başladı. Coco Chanel 1941-1944 yılları arasında Nazi subayı Hans Gunther Von Dincklage ile bir aşk yaşadı.



II. Dünya Savaşı tüm hızıyla sürerken Christian Dior daha bir moda devi değildi. İşgal altındaki Paris’te Naziler’in ve işbirlikçi Fransız Hükümeti’nin üyelerinin eşlerini o da giydirmişti. 1930’da aile şirketi olarak moda endüstrisine atılan Hugo Boss, Nazilerin açtığı ihaleyi kazandı ve onlara savaş boyunca üniforma üretti. Yıllar sonra Hugo Boss’un oğlu Siegfried Boss, “Tabii ki babam Nazi partisi üyesiydi. O zamanlar kim değildi ki; bütün endüstri onlara çalışıyordu” diyecekti. 

O zamanlar, işgalci Almanlar, Paris’teki hautecouture üretimleri Berlin’e taşımak istedi ama Paris Couture Sendikası Başkanı Lucien Lelong, “Couture ya Paris’tedir, ya da hiçbir yerde” diyerek karşı koydu. Savaş yılları moda üzerinde öyle bir etki yarattı ki; hatta 1918’de İngiltere’de, aynı anda sokak, ev, dinlenme, çay, yemek, akşam, gece ve yatak giysisi olarak tasarlanacak bir ‘ulusal standart giysi’ yaratılması bile gündeme geldi. O hayata geçemedi ama, yoklukla birlikte Avrupalı kadınlar evlerinden çıkarak fabrikalarda ve hastanelerde çalışmaya başlayınca korselerden kurtulundu, saçlar ve etek boyları kısaldı, giysilerdeki tüm romantik kesimler ve kadınsı kıvrımlar yok oldu. 

Artık kadın giyiminde erkeğe özgü bir görüntü hâkim olmuştu. Savaş sonrasında ise Parizyen haute-couture bütün dünyayı etkisi altına aldı. 1940’ların sonunda Paris’teki Jean Patou, Balenciaga, Balmain, Givency ve Lanvin moda evleri tasarımlarıyla tüm dünyanın dikkatini çekiyordu. Savaş sonrası Paris’inde Chanel’in de bulunduğu 70 adet kayıtlı moda evi mevcuttu. 



YENİ BİR GİYİM ANLAYIŞI 
Christian Dior kendi adını taşıyan moda evini, savaştan iki yıl sonra 1946’da Paris’te Montaigne Caddesi’nde açtı. Kısa bir süre sonra 20’nci yüzyılın giyimine damgasını vuracağını elbette bilmiyordu. 1947’nin ocak ayında bir koleksiyon yarattı. Christian Dior’un bu koleksiyonu tüm dünyada moda trendi kavramının ve yeni bir giyim anlayışının doğmasına neden oldu. Çünkü bu seksi koleksiyon, savaş zamanının maskülen moda tarzına tümüyle zıt yeni bir görüntüyü sergiliyordu. 

Düşük omuzları, büstiyerleri, kemerlerle sarılmış incecik belleri, uzun etekleri ile yeni bir kadın giyimi oluşturmuştu Dior. Yeni koleksiyonu sergilediği Montaigne Caddesi’ndeki defileye katılan Vogue dergisi yayın yönetmeni, Christian Dior’a “Your dress have such a new-look” (Adeta yeni bir tarz yaratmışsınız anlamına geliyor) deyip bunu derginin kapağına taşıdı. Amerikan Harper’s Bazaar dergisi de o ayki sayısında ‘New Look’ başlığı atınca, ‘New Look’ akımı artık moda literatürüne girmiş oldu. Dönemin Londralı ünlü modacısı John Cavanagh, bu yeni stili “kadın bedeninin yüceltilmesi” olarak tanımladı. 

Christian Dior’un II. Dünya Savaşı yıllarının maskülen ve sade durgunluğunun ardından onunla taban tabana zıt bir stilde yarattığı feminen çizgideki ‘New Look’ koleksiyonu tüm moda dünyasını peşinden sürükledi. Yeni giyim tarzı hatları, özellikle de belin inceliğini vurguluyordu. Belin inceliğini vurgulayan ceketler, kabarık etekler bu akımın en belirgin çizgisiydi. 



VE ALTIN ÇAĞ 

Moda tarihinin ‘Altın Çağ’ olarak tanımlanan en ihtişamlı dönemi böylece Dior tarafından başlatılmış oldu. II. Dünya Savaşı sonrasında Christian Dior, kadınların özledikleri modayı tekrar getirmeye çalıştı ve yoksunluk içinde geçen savaş yıllarından çıkan kadına, kadınsı bir moda yaratmaya çalıştı... ‘New Look’ koleksiyonlardaki gece elbiselerinde 100 metreye kadar, günlük elbiselerde ise 25 metreye kadar kumaş kullanılıyordu. Sadece bu durum bile fiyatları yukarı çekiyordu. Bu elbiselerin belden yukarısı bedene yapışık, belden aşağısı ise ayak bileğine doğru bollaşıyordu. Giysileri şapkalar ve eldivenler tamamlıyordu. Kadınlar birer prensese benziyordu. 

Gece kıyafetlerinin sunulduğu defileler gece elbiseleriyle başlıyor, dans elbiseleri, uzun gece elbiseleri, ihtişamlı gece elbiseleri ve özel gala elbiseleri olarak çeşitlenerek sıralanıyor, ve en son gelinlikle tamamlanıyordu. Gündüzler içinse kadını ince belli kalem eteklerle şıklaştırdı Dior. Altı ayda bir yeni koleksiyon sunan ilk modacı oldu aynı zamanda. O artık tartışmasız ‘Modanın Kralı’ idi. 

ALTIN ÇAĞ'IN HAZİN SONU 
Kadınlara ve modaya katkısı tartışılmaz bir sanatçıydı Christian Dior. Ama bu ihtişam ve lüks içinde bütün hayatı hastalıklarla geçti. 1930’da tüberküloza yakalandı. 1957’de sunduğu sonbahar koleksiyonu, son koleksiyonu ve defilesi oldu. Bu koleksiyonu sunduktan sonra kalp ve mide rahatsızlığı geçiren Dior tedavi için İtalya’ya Montecatini’ye gitti. Burada felç geçirdi ve hayatını kaybetti. ‘Altın Çağ’, Christian Dior’un 1957’de ölümüyle son buldu. Onun ölümünden sonra yerine, moda evini ve haute- couture sektörünü zirveye taşıyacak olan moda dahisi Yves Saint Laurent geçti... 

Yves Saint Laurent, 4 yıl Dior’la çalışmıştı. 58’de Dior bünyesinde yarattığı ‘trapes elbise’yi moda dünyasına kazandırdı. Daha sonra da kendi moda evini kurdu. Bugün Dior tasarımları ilginç bir tasarımcıya, John Galliano’ya emanet. Dior’un yeni görünümlere ve yeni stillere doğru açtığı yoldan ilerleyen, kadınları bir masal kahramanı olarak hayal eden, kendisi de masal diyarında dolaşan John Galliano’ya...

4