Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Havanda su dövmenin sırası değil

Perşembe, 01 Temmuz 2010 - 05:00

Kendi mi gitmeli, davet mi etmeli, ayakta mı durmalı, çömelmeli mi? Gelmem, beklerim, gitmem çağırırım gibi kamuoyunu oyalamaktan başka bir işe yaramayan bir tür çiklet çiğneme eylemi. Hükümet ve muhalefet, yangına delik kovayla su taşımaya çalışırken bölgede öyle gelişmeler oluyor ki artık Kürt sorununu çözmek için kendi dilini konuşma ya da köy isimlerini değiştirme gibi konular çok light kaldı! Yol haritası şöyle: PKK, şiddeti tırmandırdı. Şehit cenazeleri toplumu sarstı. Büyükşehirlerde sivillere yönelik suikastler moral bozdu. Şiddetin sağladığı çözümsüzlük ve korku ortamında BDP, dayatma olarak, siyasal eylem planını yürürlüğe koydu. 24 Haziran’da Diyarbakır’da belediye başkanları ve İl Genel Meclis üyeleri ile yaptığı toplantıdan “bölgesel özerklik” kararı çıktı. PKK liderlerinden Cemil Bayık, “Kürt sorununu demokratik özerklik temelinde yine çözeriz. Yakında bunun resmî ilanını da yapacağız...” dedi. Nedir demokratik ya da bölgesel özerklik? Bir süredir “demokratik özerklik” olarak telaffuz edilen ve sonunda “bölgesel özerklik” olarak netleşen bir tür defakto federasyon ilanı. BDP’li belediyelerin merkezi otoriteyi yok sayarak her tür kararı kendilerinin vereceği, yerinden yönetimin bayındırlık, sağlık, eğitim gibi konulardan giderek adalet, güvenlik gibi konulara uzayacağı bir özerk bölge. Uygulama için pilot bölgeler bile hazır: “Van ve Tunceli merkez, Urfa, Viranşehir ilçesi, Diyarbakır Bağlar ilçesi, Mardin Nusaybin ilçesi, Muş Varto ilçesi, Kars Digor ilçesi, Bitlis Hizar ilçesine bağlı Kolludere beldesi ve Muş’a bağlı Erentepe beldelerinde demokratik özerklik projesinin ilk uygulamaları yaşama geçirilecek.” Hatırlatalım, BDP’nin bölgede 1 büyükşehir, 7 il, 51 ilçe, 40 belde, toplam 99 belediye başkanı var, pilot bölgelerden sonra uygulama buralara da yansıyabilir!

Yerel yönetimin güçlendirilmesi

Aslına bakarsanız merkeze karşı yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerkleşmesi Avrupa Birliği’nin programı ve Türkiye de bazı maddelerine katılmamakla birlikte 1991’de imza atmış. Dolayısıyla BDP-PKK imzalı bu planın hayata geçirilmesine Avrupa’dan da destek gelecektir. Ne var ki bu projeyle asıl yapılmak istenen yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden çok, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi durumudur ki bunun sonunda federasyon talebinin gelmesi hiç şaşırtıcı olmayacaktır, her ne kadar bu yoruma niyet okuma dense de! Bütün mesele bu oldu bittiye Türkler’in hazır olup olmadığı.

Rizeli kadınlar, neredesiniz?

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, “Zenginler metres tutmak yerine Kürt kızlarını kuma alsınlar” dedi, yangına benzin döktü! Bir söylemde bu kadar mı çok yanlış olur? Kadını aşağılıyor, cinsiyetçilik yapıyor. Kürtleri aşağılıyor, ırkçılık yapıyor. Çok eşliliği savunuyor, cumhuriyet ilkelerine karşı çıkıp, mürtecilik yapıyor! AKP, böyle adamları bulup da seçtirmek için herhalde çok uğraşıyor! Ya da ‘odunu koysam seçerler’ anlayışı! Tabii ki BDP’den tehdit de içeren zehir zemberek bir açıklama gelmekte gecikmedi. Grup Başkanvekili Gülten Kışanak, “AKP gereğini yapsın, biz yaparsak altından kalkamazlar” derken bu kadar kızmakta hiç de haksız değiller! Ben asıl tepkiyi, AKP’den değil, Rizelilerden, özellikle Rizeli kadınlardan bekliyorum. Oy verip seçtikleri bir belediye başkanı, sadece kadınları ve Kürtleri aşağılamakla kalmıyor, Rizeli kadınları da, kuma tehdidiyle zor durumda bırakıyor. Hem de bizim burada adettir diyerek. Hatta Halil Bakırcı’nın eşi ne diyor, onu da merak ediyorum!