'Hayal ettim gerçek oldu'

Zihni Göktay, Türk Tiyatrosu'nun en büyük oyuncularından. 28 yıl 'Lüküs Hayat' operetinde oynayan 68 yaşındaki Zihni Göktay, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na Muammer Karaca'nın efsane oyunu 'Cibali Karakolu' ile muhteşem bir dönüş yapıyor...

'Hayal ettim gerçek oldu'

* Hem meslekte 50 yıl, hem de Şehir Tiyatroları’na yeniden dönüş; üstelik efsane bir oyunla, Cibali Karakolu’yla... Ben Lüküs Hayat’ı Hazım Körmükçü’den izleyemedim, doğumumdan bir yıl önce ölmüştü. 1962-63 tiyatro sezonunda Muammer Karaca’dan izledim. Pertevniyal Lisesi’nde okuyan ve Eminönü Halkevi’nde amatör tiyatro yapan bir gençtim. Balkonun 11’inci sırasında oyunu seyrederken, kendi kendime “Acaba ‘Lüküs Hayat’taki Rıza rolününde ben de bir gün oynayabilir miyim?” dedim. Benim için bir ütopyaydı ama 22 sene sonra 1984’ün Kasım ayında Sevgili Genel Sanat Yönetmenim Gencay Gürün bana bu rolü emanet etti. Tam 28 sene oynadım. ‘Cibali Karakolu’nda da aynı durum oldu. 1957-58 sezonunda ‘Cibali Karakolu’nu Muammer Karaca’dan izlediğimde 12-13 yaşındaydım. Daha okul sahnesine çıkıyordum; oradaki Komiser Cafer Sabbah rolünü de ‘Acaba bir gün oynayabilir miyim?” diye yüreğimden geçirmiştim. Secret kitabındaki gibi; içten istedim oldu!

* Hayal ettiğiniz ‘Cibali Karakolu’nda, hayal ettiğiniz rolü oynayacağınızı öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal ve Kültürel İşler Daire Başkanı Abdurrahman Şen ve Şehir Tiyatroları Müdürü Salih Efiloğlu, emeklileri bir yemeğe davet etti. Yemekte, “Seni aramızda görmek istiyoruz Zihni Abi, tiyatrona dön” dediler. Ben de “Müsait bir ortamda dönmek istiyorum” dedim. O sırada Genel Sanat Yönetmeni değişti, göreve bu tiyatroda birlikte kadroya geçtiğimiz Erhan Yazıcıoğlu geldi ve de haftasına Ayvalık’a, tatilde olduğum Ada Kamp’a telefon etti. “Hani bir türlü hayata geçmeyen ‘Cibali Karakolu’ vardır ya hayata geçiyor, gelir misin?” dedi. “Amuda kalkarak gelirim” dedim ben de.

* Muammer Karaca’dan sonra Nejat Uygur ‘Cibali Karakolu’nu farklı bir yorumla oynadı. Sizinki nasıl olacak? Üstattan (Muammer Karaca) 10-12 kere izledim. Onu yattığı yerde mahcup etmek istemiyorum. Onu seyredenleri de. 1984’te ‘Lüküs Hayat’a başladığımızda Hazım Bey’i seyredenler, onu mahcup etmediğimi, mezarında rahat uyuduğunu söylemişti. Muammer Abi’yi seyreden kuşaklardan da aynı sözleri duymak istiyorum. Muammer Abi ‘Cibali Karakolu’nu yaratan kişi. ‘Düğün Gecesi’ adlı bir Fransız vodvilinden uyarlamış. Kendisi her gün yeni bir şey eklemiş, günceller ve doğaçlamalar girmiş araya; ‘Cibali Karakolu’ böyle ortaya çıkmış. Muammer Abi oyunu daha ziyade politik esprilerle süslemişti. Nejat Abi ise ‘Cibali Karakolu’nun başka bir versiyonunu oynadı. Onunki daha duygusal ağırlıklıydı. 50-51 yılındaki polisle bu zamanki polis arasındaki farkları vurguluyordu. Benim versiyonumda daha çok toplumsal taşlama var. Oyun 50-55 yıllarında geçiyor. Günümüze taşımıyoruz. Benim çocukluğumda ‘Çiçekleri kopartmayın’, ‘Çimenlere basmayın’ yazıları vardı, 68 yaşına geldim hala var. Halı silkeleme kavgası hala var. Doğu ve batı arasında kalmışlığımız ve batı özentiliğimiz hep var. Demek ki o konularda arpa boyu bir ilerleme yok. Böyle espriler...

* 68 yaşındasınız; Komiser Cafer Sabbah 50 yaşlarında; nasıl gençleşeceksiniz! Evet, sahnenin büyüsü, oyuncunun kabiliyetiyle seyirci seyrederken bu ara kapanıyor. Halit Akçatepe benden büyüktür, Bizimkiler dizisinde babasını oynamıştım!

* 50. yılınızda tiyatro için beklentileriniz neler? Tiyatro insana insanı insanla anlatan en eski mesleklerden biri. Antik Yunan ve Antik Roma’daki koltuk sayısı maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nde yok. Daha da azalıyor. Benim delikanlılığımdaki tiyatrolar pasaj oldu, daha çok kira almak için. Hepsinde fitness center, oyun, çocuk alanları olan siteler yapılıyor ya ben her sitede 350 kişilik tiyatro yapılmasının devlet tarafından şart koşulmasını istiyorum...

“Tiyatro ekmek diziler köfte parasını veriyor”

* Dizilerde de oynuyorsunuz... Şu sıralarda ‘Ulan İstanbul’da Servet karakterinde izliyoruz sizi... Eskiden beri böyledir; tiyatro ekmek parasını diziler de köfte parasını verir. Tiyatrodan para kazanamayız. Bu mesleğe 50 sene önce bunu bilerek girdik. Zaten sınıf atlamak, villalar, yatlar almak için girmedik. Küçükken kağıttan kayıklar yüzdürdük, şimdi de başkalarının teknelerine öykünmeden bakarak tatilimizi geçiriyoruz. Fazla fırapan bir yaşantı içinde değiliz. Lüks bir hayat değil ama sanatçıya yakışır vaziyette kendi yağımızla kavrulmak istiyoruz. Tiyatro ekmek parasını vermiştir, köfte parası için de hep yan işlerde çalışmışızdır, dublaj gibi, film ya da dizi gibi. Hala da çalışmaya devam ediyoruz

HiKAYESi ÇAPKIN KOMiK HiKAYESi

Cibali Karakolu kırık dökük bir karakoldur. Başkomiseri olan Cafer Sabbah sert görünümlü ama çok çapkın biridir. Çapkınlık yaparken kendini tüccar Necip Zoka diye tanıtmaktadır. Komiser bir yandan karakolun işleri ile uğraşırken bir yandan da çapkınlıklarının düğümünü uyanıklığı sayesinde çözmeye çalışır.

Baba sahnede oğlu orkestrada

* Siz sahnede, oğlunuz Ömer Göktay orkestrada... Ömer sahnenin önündeki orkestra çukurunda büyüdü. ‘Lüküs Hayat’ başladığında orkestra bölümünde oyunu seyrederken piyanonun üstünde uyurdu. Sonra Devlet Konservatuvarı Klasik Batı Müziği Klarnet Bölümü’nden mezun oldu. 1999’da ‘Pembe Konağın Gelinleri’ oyunu için bir piyanist gerekiyordu; Bora Ayanoğlu “Neden Ömer olmasın?” dedi. Okuldan mezun olmak üzereydi Ömer ve bu oyunla Şehir Tiyatroları’na girdi. Sonra ‘Lüküs Hayat’ta klarnetiyle bana eşlik etti. Şimdi ‘Cibali Karakolu’nda orkestra şefi.

* Nasıl bir duygu; baba-oğul?

Allah herkese böyle bir gurur yaşatsın. Baba-oğul sanatçılığın yanısıra aynı çatı altında çalışmanın lezzeti de bambaşka. Aynı şemsiye altında değişik kulvarlarda çalışan baba-oğulların bunu tatmasını isterim.

* Sahnedeyken birbirinizle göz teması kurar mısınız?

Kendi aramızdaki esprilerimiz vardır, mesela evde eleştirdiğimiz bir konudur, sahnede gündeme gelince hemen birbirimize bakıp güleriz. Kimse anlamaz ama biz çok eğleniriz.

* Kızınız sizin gibi oyuncu; birlikte oynadınız mı?

Kızım Zeynep, ‘Lüküs Hayat’ın prömiyerinde doğdu, aynı yaştalar. O da konservatuvarın tiyatro bölümünü bitirdi, Müşfik Abi’den (Kenter) diplomasını aldı, 8 sene önce bu tiyatroya girdi. Kızımla oynayamadık ama ileride inşallah oğlumla olduğu gibi kızımla da çalışmak istiyorum. Damadım Uğur Dilbaz da bu tiyatroda. Oğlum, kızım, damadım aynı tiyatrodayız...

* Nasıl bir babasınız?

Arkadaş gibiyiz. Herşeyimizi konuşuruz. Kaç göç yoktur, saygı anlaşıyı farklıdır bizde. Fikir ayrılıklarımız olsa da uygarca tartışırız.

* Eşiniz Sevinç Hanım, sizin için “Sahnede çok komik ama evde sinirli” diyor... Sevinç Hanım böyle diyor... Agresif bir yapım vardır ama saman alevi gibidir benim sinirim.

* Nelere sinirleniyorsunuz?

Kapıya parkettiği arabası üç dakikada bir alarm çalıyorsa ve arabanın sahibi ilgilenmiyorsa çok sinirlenirim. Ya da megafonla traktöründe satış yapan satıcıya. Evet o ekmek parasında ama ben de ekmek parasındayım, tekst çalışıyorum. Ben bunlara sinirlenirken Sevinç Hanım’da benim sinirlenmeme sinirleniyor.

* Ne yapıyorsunuz sinirlenince?

Adama seslendim, “Kardeşim Atatürk traktörü tarla için getirdi, sokak aralarında dolaş diye getirmedi!”