Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Hayat, beni neden yoruyosun?

Perşembe, 31 Aralık 2009 - 05:00

Tuhaf bir şey, iki gündür dilime dolandı, mırıldanıp duruyorum, Serdar Ortaç’ın şarkısından bir dize: Hayat, beni neden yoruyosun? Bir yaş daha aldığım şu günde kendimi yorgun hissettiğimden mi? Beni tanıyan bilir, hiç öyle pabuç bırakmam hayata, inadına inadına, yorulmam! Gece partide şişelerin dibini bulup fazla kaçırdığımdan mı? Hatırlıyorum biz bir de 12 Eylül’de böyle sapıtmıştık, boğucu siyasi atmosferin ağırlığından kurtulmak için kendimizi eğlenceye ve içkiye vurmuş, her gece orada burada dağıtır olmuştuk. Hiç unutmadığım, unutamadığım bir fotoğraftır: Ankara Gölbaşı’nda bir eğlence yeri. Müzik çalıyor ve biz Amerika’ya Cumhuriyet’in temsilcisi olarak gidecek Ufuk Güldemir’i uğurlama partisi yapıyoruz. Pistte dansediyoruz hepimiz, bir grup gazeteci. Eller havaya kalkmışken, belde de silahlar sırıtıyor! Silahlar sıkıştırılmış arka bele. Kimini de korumaları kolluyor. Biri sıkmasın diye. Hale bak, o halde biz de pistte göbek atıyoruz! O zaman da siyasi istikrarsızlık ama daha çok askerin gölgesi bunaltıyordu bizi. Şimdi de siyasi istikrarsızlık ve kurumlar arası çatışma, bu çatışmada askere haksızlık edilmesi bunaltıyor. Ne zaman çok bunalsak kendimizi, zalim hükümdarın koyduğu vergiden bunalmış halkı misali zil çalıp oynamaya vurduğumuz için, (ayrıca artan vergiler yüzünden öyle yapsak yeridir) yine oynuyoruz, bağıra çağıra: Haayaaaaat, beni neden yoruyosuuuuuuun? Yoruyo anasını satiiim! Bi sakin ya, bi sakin, bi huzur. Kriz olmadan bi gün geçirelim ya, keriz yerine konmadan, keriz olmadan! Bi sakin olalım da tüh be bugün ne yazıcaz diye bi düşünelim yaaa! İşte böyle. Bir yılı daha, bir yaşı daha bitirdik. Bütün iyi niyetimize ve bütün iyi dileklerimize rağmen yeni yılın eskisinden daha iyi olmayacağını için için biliyor, sahte gülücüklerle çaktırmamaya çalışıyoruz umutsuzluğumuzu! Haksız yere içeri tıkılmış insanların yeni yılı mapusanelerde kutlayacağını bilirken haksız yere dışarıda bırakılan insanlara duyduğumuz öfke büyüyor! İyi ile kötünün yer değiştirmesini içtenlikle diliyor, iyi giden havalardan bile nem kapıp, bunun sonu kötü biter paranoyasına kapıldığımız için kararıyoruz! İşte tüm bunlar yüzünden, hem için için önemsiyorum bir yılın bitip yeni bir yılın başlamasını, hem de anasını satiim diyorum, ne değişti bundan önce ki, ne değişecek şimdi ve mırıldanıyorum, hayaaaaaat beni neden yoruyosun?

BİR DEVİR BİTERKEN

Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’in yayın yönetmenliğini bırakması bir devrin bitip bir diğerinin başlamasıdır derken... Doğan Ailesi’nin bütün fertlerinin yerlerini profesyonel yöneticilere bırakacağı haberi borsaları dalgalandırırken, grubun küçülmesi için adımlar atılmışken... 30 küsur yıldır bu meslekte çalışan biri olarak tedirginlik duymamak mümkün müdür? Ertuğrul Özkök, pek çok gazetecinin “keşke böyle bir yayın yönetmenim olsa!” diyeceği bir yöneticiydi. Omuz verdi, parlattı, önünü açtı pek çok meslektaşımın. Bu meslekte en iyi motivasyon, hesap sormak ve eleştirmek değil, eline sağlık demektir ve duyduğum kadarıyla Ertuğrul bunu hep yaptı. Yağlı kazık dediğim yayın yönetmenliğinde 20 yıl tutunabilmek çok uzun bir süre, bunu da başardı. Neden o zaman veda ederken gözlerde yaş, ağzımızdaki buruk tat? Tüm yaşantımıza yayılan karamsarlığın nedeni aynı, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek, demokrasi için deyip sopayı göstermek. Basın özgürlüğü deyip kenara almak. Bu dünya Sultan Süleyman’a da kalmamıştı ama değil mi? Bu arada yorum ve bilgisinden yaranlandığım Enis Berberoğlu’nu yürekten kutluyor ve sıkı takipçisi olduğum Parametre’yi yeni görevi nedeniyle bırakmamasını diliyorum. Son sözüm ise Doğan Ailesi’ne: Bu sonuca, fikir özgürlüğümüzü korumak için gelindi ya, galiptir bu yolda mağlup...