Dr. Ceyda Şener

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Hayat kurtaran destekler...

Cumartesi, 31 Ekim 2009 - 05:00

Çok küçük yaşlardan itibaren sütümüzü içmemiz, dişlerimizi fırçalamamız ve vitaminlerimizi almamız söylenir. Yeni araştırmalar, yeni bulgular elde edilmesine olanak sağlarken bazen de yanlış bilgilendirmeler, raflarda pek çok ürünün boy göstermesine neden oluyor.

Yaşlanma sürecinin nedenlerinden bir tanesi, vücut hücrelerinin ‘serbest radikaller’ üretmesidir. Bunlara ‘prooksidanlar’da denmektedir ve aslında bunlar vücutta oluşabilecek damar sertliği (arteriyoskleroz) kalp krizi, kanser, görünüm bozukluğu ve romatizma/kireçlenme gibi rahatsızlıkların oluşumuna katkı sağlayan kimyasallara zarar verir. Biz kendi anti-oksidanlarımızı kendimiz üretiyoruz, fakat her türlü düşmanla baş edebilmek için sayıları yetersiz kalıyor. Belli bazı vitaminleri, mineralleri, amino asitleri ve enzimleri içeren takviyeler teorik olarak bu düşmanların zararsız hale getirilmesine katkıda bulunuyor.

VİTAMİNLER

Vitamin A: Yağ içinde eriyebilme özelliğiyle bağışıklık sisteminin normal işleyişine katkıda bulunur; göz ve karaciğer sağlığı için önemlidir.

Vitamin C: Soğuk algınlığı ve kanser önleyicidir; çünkü içeriğinde antihistamin, anti-virüs ve anti-bakteriyel özellikler bulunmaktadır.

Vitamin E: Pozitif kardiyovasküler etkileri vardır; LDL (kötü kolesterol) oranını düşürür, cilt sağlığına katkıda bulunur, hücre zarlarını ve kan hücrelerini oluşabilecek hasarlardan korur.

Vitamin B6: B-12 emiliminde, bağışıklık sistemi işlevlerinde ve antikor üretiminde görevli enzimi aktifleştirici özelliği vardır.

Vitamin B12: Gıda metabolizmasına yardım eder, kırmızı kan hücrelerinin oluşması için gereklidir, katarakt oluşumunu önler, hücre yenilenmesinde ve büyümesinde rol alır.

AMİNO ASİTLER

l-cysteine, taurine ve l-methionine, hücre metabolizmasının; kas oluşumu, yağ metabolizması, karaciğer, göz ve beynin korunması gibi pek çok sürecinde önemli yere sahiptir.

ANTİ-OXİDAN MİNERALLER

Mineraller pek çok biyolojik reaksiyon için katalizör görevi görürler ve besinsiz kalınan bir durumda da koruma görevleri vardır. Hormonlar, enzimler ve hücre metabolizması bu elementlerle çok yakından ilişkilidir. Aynı durum, merkezi sinir sisteminin, kasların ve kalbin normal işleyişinin devam etmesi için de geçerlidir. Bu mineraller olmadan deri iyileşemez, kaslar kasılamaz.

Zinc (Çinko): 25 enzimden, sindirim ve metabolizmayla ilgili olanıdır, insülin tamamlayıcısıdır ve yaraların iyileşmesinde gereklidir.

Selenium: Serbest radikalleri yok eder ve doku elastikiyeti için gereklidir.

Manganese: Merkezi sinir sistemi için, yağ asidi ve kolesterolün sentezi için, kan şekeri ve merkezi kemik gelişimi için gereklidir.

Copper (Bakır): Kemiklerin düzgün şekilde kaynamasına yardım eder, hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinin aktiviteleri için gereklidir. Vitamin C ve çinko ile birlikte elastin oluşumuna katılır.İyileşmeyi arttırır, saçların ve derinin renklenmesinde ve tat alma hassasiyetinin korunmasında rol oynar.

 

 

ENZİMLER

Enzimler, enerji verilmiş protein molekülleridir, tüm canlı hücrelerde bulundukları için çok önemlidirler. İnsan vücudundaki tüm biyokimyasal tepkimeleri katalize ederler ve düzenlerler. Yediğimiz yiyecek, harcadığımız enerji vb. gibi tüm süreçlerde bu enzimlere ihtiyaç duyarız. 3 enzim tipi vardır: İki tanesi (sindirim ve metabolik) ihtiyaç halinde vücut tarafından üretilir. Besin enzimleri vücuda sindirdiğimiz çiğ besinler aracılığıyla alınır. Bu enzimlerden bazılarının antioksidan özellikleri vardır.

Catalase: Bağışıklık sisteminin oluşumunda rol alır.

Super Oxide Desmutase: En yaygın serbest radikallerin yok edilmesinde görev alır, bakır, çinko ve manganezin kullanılmasına yardım eder ve hücreleri canlandırır.

HOMEOPATİK YARDIMCILAR

DHEA (dehydroplandrosterone): Yaklaşık 20 sene önce bulundu ve popülerliği her geçen gün artmaktadır. Fibrinogen ve creactive protein seviyelerini düzenlemenin yanı sıra, andropoz ve menopoz semptomlarını iyileştirdiği gözlenmiştir. Bunun nedeni, hem testosteron hem de östrojen üretimini metabolize etmesidir. Bu özellik, pek çokları açısından bir bonus olurken, az sayıda kişi için de handikap oluşturmaktadır, örneğin prostat kanseri olan erkekler veya ciddi prostatik büyümesi olanlarda. Östrojene bağlı kanseri olan kadınlar da durumun farkında olmalı ve bir uzmanın gözetimi altında bulunmalıdır.

DHEA’nın obeziteyi, diabeti, kanser ve kalp hastalıklarını önlediği gözlenmiştir; bağışıklık sistemini uyarır ve hatta yaşam süresini uzatır. Bu gözlemler sonucunda bazı bilim adamları, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan dejenerasyonların DHEA sirkülasyonundaki bir bozulmadan kaynklanabileceğini iddia etmişlerdir. Böylece, DHEA sağlıklı yaşlanmanın biyolojik göstergesi olabilir.

Melatonin: Pineal Gland içinde yer alan zaman tutucu bir hormondur ve bazıları tarafından yaşlanmanın sırrı olarak kabul edilmektedir. Doku sağlığını korumada büyüme hormonlarıyla işbirliği içinde olduğu görülür ve uykuyu düzenler. İçeriğinin muhtemel bir antikanser terapisi olduğu keşfedilmiştir. Avrupa’da yakın zamanda yapılan bir araştırmada, ileri düzeyde yayılmacı kanser hastalarının bir yıllık yaşam sürelerinde istatistiksel iyileşme gelişme görülmüştür.

CoQ10 EN ÖNEMLİ VİTAMİN

Yaklaşık 20 yıl kadar önce eczanelerde yerini alan Koenzim CoQ10 güçlü bir antioksidan. Bu antioksidan mitokondria ve hücre zarlarının serbest radikaller tarafından zarar görmesini engellemede işlev görüyor. Hücresel solunum dolaşımının da önemli bir parçasıdır çünkü hücrelerin enerjisini sağlayan ATP’yi oluşturmaktadır. Buna ek olarak, yapılan son araştırmalar bu vitaminin; vitamin C’nin antioksidan özelliğini koruduğunu da göstermiştir. Ağız yoluyla alınan CoQ10, mitokondrianın (enerji deposu) yağlardan ve karbonhidratlardan enerji elde etmesini düzenlemesine yardımcı oluyor.

BALIK YAĞI KATKILARI

Bilim adamlarının 11 bin hasta üzerinde yaptıkları araştırmalara göre, balık yağı katkıları ani ölüm oranlarını büyük ölçüde düşürmektedir. Bu araştırmaya katılanlar önceki üç ay içinde kalp krizi geçirmiş hastalar arasından seçilmiş. Hastaların tamamının beslenme düzeninde değişiklikler yapılmış ve aldıkları gıdaların içerisine artan oranlarda meyve, sebze, balık ve balık yağı ilave edilmiştir. Bir grup günde ekstra 1000 mg’lık (bir gram) balık yağı ilavesi almıştır. Üç buçuk yıl sonra, bu grupta kalp hastalıklarından ölüm oranı yüzde 45 daha az çıkmış. Balık yağının, kalp kaslarının kontrol dışı atması sonucu etkili kan akışının durması anlamına gelen aritmileri engellemede yardımcı olduğu ileri sürülüyor. Bu nedenle balık yağınızı alın; kalp krizi riskinin yanısıra yaşlanmanın olumsuzluklarından, bunama, yetişkin diyabeti gibi hastalıklardan korunun. Hayat kurtaran destekler...