Hayırcıysanız darbecisiniz tarafsızsanız konsomatris

a
a
Cuma, 10 Eylül 2010 - 05:00

Başbakan’ın, önceki gün NTV’de katıldığı programda “Sizce hayır diyenler darbeci mi olacak?” sorusuna “Bana göre darbe anayasasını savunduklarına göre darbecidir” cevabını vermesi beni korkuttu. Daha önce katıldığı bir programda “Hayır diyenin de oyuna saygı duyarım” demişti. Sadece bir hafta içinde düşüncesindeki bu değişim referandumda ‘hayır’ oyu vereceklerin oylarının rengini saklama nedenini de ortaya koyuyor. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) referanduma sunulan anayasa değişikliği hakkında “tarafsız” duruşu büyük tepki çekmişti. Hak-İş Başkanı bile devreye girip TÜSİAD için “Sivil toplum konsomatrisi” demişti. TÜSİAD muhtemelen ‘hayır’ diyecek ama belki de Başbakan’ın şiddetinden korkuyor. Başbakan’ın son çıkışı korkanların korkularında haklı olduğu sonucunu çıkarıyor. Hayırcılar ya da oyunu açıklamayanlar açısından asıl sorun, 13 Eylül’de başlıyor. ‘Evet’ de çıksa ‘Hayır’ da çıksa hükümet aynı. ‘Hayır’ oyu vereceklere “darbeci” diye mi bakılacak? Şirketseniz Maliye Bakanlığı müfettişleri, gelir kontrolörleri devreye girebilir. Kişiler açısından da tehlike büyük. Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2007 yılında adli dinleme kapsamında 63 bin 576 kişi, 2008 yılında 90 bin 163 kişi, 2009 yılında da 142 bin 135 kişinin telefonu dinlemeye alındı. İstihbari amaçlı olarak dinlenen telefon sayısı ise bilinmiyor. Oyunuzun rengini belli etmezseniz konsomatris, hayırcıysanız darbeciniz. Yalnız ve yalnız ‘evet’ derseniz demokratsınız.
İşte budur ‘ileri demokrasi’.

Telekulak, milli güvenlik meselesi haline gelmiştir

Önümüzdeki hafta Avusturya’nın başkenti Viyana’da Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) toplantısı gerçekleşecek. Küresel ölçüde basın özgürlüğü sorunu masaya yatırılacak. Elbette Türkiye’de konuşulacak. Ancak Türkiye için basın özgürlüğü tartışması gitgide lüks haline geliyor. Ankara Cumhuriyet Savcılığı için hazırlanan son rapor, Türkiye’de iletişim/haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ortaya koydu. Telefonlarınızın hukukun gözetiminde yasal olarak dinlenmesinde bir sakınca yok ama bunların başka yerlerde depolandığını düşünsenize. Bırakın gazetecileri ya siyasetçileri, hükümet üyelerinin telefonlarının numara üzerinden değil de cihazın numarası olan IEMI üzerinden dinlendiğini düşünsenize.
Yani Türkiye’de herkes büyük tehlike altında. Mevcut sistemde Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay, Başbakanlık dahil devletin neredeyse tüm kurumları dinlenebiliyor. Yasal dayanağı olmadığı halde TİB tarafından tespit edilen tüm konuşmalar, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı (KOM) üzerinden gerçekleşiyor.
Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı kitabında ne yazmıştı; “Devleti örgüt gibi ele geçiren Fethullah Gülen cemaatinin Emniyet’te en etkili olduğu yerlerden biri de KOM’dur.
Kısa süre önce Taraf Gazetesi’nden Mehmet Baransu’nun eşinin cep telefonunun sanki PKK üyesinin telefonuymuş gibi dinlendiği ortaya çıktı. Bunu yaparken de IMEI numarası kullanıldı. Biz gazeteciler de telefonlarımızın aynı yöntemle istihbari amaçla dinlendiğini biliyoruz. Güvenlik kurumlarının hedef aldığı kişileri (gazeteciler dahil) istihbarat olarak dinlemesine artık alıştık.
Peki yürütmenin başı Başbakan Erdoğan’ın bu konuya el atması için ne olması gerekiyor? Devletin başı Cumhurbaşkanı, telekulak meselesinin milli güvenlik sorunu haline geldiğini görmüyor mu?
Aklıma şöyle bir soru geliyor; Bir süre Başbakan Erdoğan’ın bir iş adamıyla telefon konuşmaları bir dergide yayınlanmıştı. O konuşmalar ses kaydıyla basına sızdırıldı. Bu konuşmaları dinleyip kaydedenler ve o dergiye sızdıranlar kimdi acaba? Bunu yapanlar bulunabildi mi? Telekulak,