Hedef göstermenin sonu!

Çarşamba, 31 Mart 2010 - 05:00

POSTA Gazetesi yazarı Dr. Haydar Dümen’in muayenehanesine silahlı baskın yapıldı önceki gün. Bildiğim kadarıyla saldırganın silahı tutukluk yapmasaydı Dümen’i kaybedecektik belki de. Önce bir geçmiş olsun diyelim...

Peki bunca yıldır gazetede köşe yazan, televizyon programlarının reyting malzemesi olan ve ismi geçtiğinde kalabalıkların gülümsediği bir doktoru kim neden susturmak istesin?..

Son birkaç haftadır “Haydar Dümen’i açık hedef haline getiren” Deşifre’nin (atv) hediyesi olmasın sakın bu gelişme?..

Bugüne kadar yaptığı her işin altına imzamı atabilecek kadar işine inandığım haberci dostum Mehmet Ali Önel, son zamanlarda kişiler üzerinden haber yapmaya başladı...

Ve bu deşifre çalışmalarında farkında olarak ya da olmayarak ciddi bir infazın kalemini tutuyor elinde. Televizyonun nasıl tehlikeli bir silaha dönüşeceğini de görmüş olmalı artık...

Sanırım vicdan azabı çekmektedir dünden beri. Hatırladığım kadarıyla vicdanlı bir adamdı Mehmet Ali...

Şafak Sezer kendini ateşe mi atıyor?

Türk Malı’nda (Show TV) belki dizinin gereksiz uzun çekilmesinden kaynaklanan bir dağınıklık var. Bu yüzden bütünden çok parçalardan zevk alıyor insan...

Şimdilik diyaloglarda yakalanan birkaç zeki espri var. Ama sanıyorum süre için bu kadar kasmasalar, biraz da o gülme efektlerinden tasarruf etseler yeni bir Avrupa Yakası doğacak ekranlarda...

Şafak Sezer’e ilk bölümden yaptığımız Recep İvedik’i andırıyor eleştirisinde frene basmak lazım. Çünkü bu toplu eleştiriler karşısında hiç boyun eğmedi kendisi. İlk bölümde neyse, hâlâ onu oynuyor. Bir oyuncu bilerek kendini ateşe atmaz... Bir de şu var sanırım kendimize sormamız gereken; Recep İvedik’tir, Erman Kuzu’dur, hızla çoğalmıyor mu etrafımızda? Hepimizin içinde yok mu bu yeni nesil mallık?..

Polis yüzde yüz başarılı mı?

Arka Sokaklar’da (Kanal D) faili meçhul vaka kalmıyor. Türk polisinin işini böyle yaptığını farz edince içi huzurla doluyor insanın. Hakikaten Emniyet Müdürlüğü reklama çıksa bu kadar etkin olmaz kitleler üstünde... Ama mesele o değil. Dizide her olay şıpın işi çözüme kavuşuyor. Baktılar ki sonuç alınamıyor o zaman devreye Mesut Komiser’in ünlü sorgu sahneleri giriyor. Sorgu odasından şakımadan çıkan yok... Akıldışı olsa da çoğu suçlar içinde bir zekayı barındırır. Zekanın olduğu yerde sezgiler ve tesadüflerle cezayı bulamazsınız... Suçun finaline cezayı koyacaksanız; biraz daha çalıştırın kelleleri derim ben sayın senaristlere. Her bölümde gösterdiğiniz yüzde yüz başarı biz yaratılanlara ender bahşedilmiştir çünkü!

Yok aslında farkları...

HaberTürk TV, Ahmet Mahmut Ünlü (Cüppeli Ahmet hoca) performanslarına devam ediyor. Pazartesi akşamı Ünlü bu kez Sansürsüz’de Yiğit Bulut’un konuğu oldu... Programın yarısını televizyondan, yarısını da zilliği kırmak için gittiğim kokoreç tezgahındaki radyodan dinledim (ben kimi zaman televizyon da dinlerim). Bizim Nuri ustanın yüzünde, kuzuları ekmek içine doldururken sürekli bir gülümseme hali vardı. “Çok güzel konuşuyor adam” dedi bir ara. “Çok da komik” diye ekledi... Sonra sordu bana; “Yaşar Nuri hoca değil mi bu?”. Ben de gülümsedim bu soru karşısında. “Cüppeli Ahmet hoca” diye düzelttim. Çıkaramadı, belli ki Yaşar Nuri hocanın ekranda göründüğü zamandan beri TV izlemiyordu. “En son o konuşurdu ekranda” dedi. Hülasa, diyeceğim şu ki; “TV hocaları” birbirlerinin boşluğunu dolduruyor galiba. Gelen gideni aratmıyor. Görüntüde değil ama kulakta öyle. Gözlerinizi kapatıp dinleyin; çok azının birbirinden farkı var. Ne dersiniz?..

Vicdanın tabağı yok!

Yemekteyiz’in (Show TV) yeni yarışmacıları daha ilk günden harikalar yarattı. Ancak içlerinden birisi, nasıl olduysa, “konuşulan şeyin Allah’ın bir nimeti olduğunu ve yemekleri kötülemenin rahmani olmadığını” savundu... En azından biri doğruyu telaffuz etti diye düşünürken, yarışmacılardan bir diğeri, “O hanımı yarın görün, bence o da tırnaklarını çıkaracaktır” buyurdu... O anda anladım ki vicdanın oturamadığı bir sofra orada kurulan. Ne diyelim herkes birbirine puanını versin; geri kalanını da Allah müstahak olarak dağıtsın!

Pozitif düşünelim!

Hakikaten çok güldüm. Yalçın Çakır (Flash TV) her gün yeni bir yol kazasına uğrayan programı Yüzleşme’nin adını değiştirmiş. Yeni ismi; Yalçın Çakır’la Pozitif Reality... Meseleye pozitif tarafından bakarsak, bir önceki programın olası RTÜK cezalarını hafifletebilir bu girişim... Hani reiki ustaları, evrene sürekli doğru mesaj yollarsak pozitif şeylerin bizi bulacağını söylerler ya, galiba Yalçın Çakır da bu ihtimalden yola çıkmış... Dilerim öyle olur!