'Hedef' meselesi

Salı, 08 Haziran 2010 - 05:00

Saldırıya uğrayan karakollar, hedef tahtası gibi...

Gel beni vur dercesine davetiye çıkartıyor.

Terörist ise çalı çırpının arasına saklanmış, ağacın arkasına tünemiş, bazen yerin dibine iniyor... Yani o beni gözetliyor ama ben onu göremiyorum.

Demek ki şartlar eşit değil. Terörist, daima avantajlı... Öyleyse mücadele yöntemimi değiştirmeliyim

***

İskenderun’daki saldırı, kimbilir ne kadar kolay oldu.

Orayı biliyorum.

Terörist kaynayan bir yamacın tam karşısındaki (aşağısındaki) garnizon bu... Aradan yol geçiyor. İstediğin saatte, istediğini, istediğin gibi avlayabilirsin... Kocaman bir hedef.

Vurup kaçtılar...

“Karanlıktan faydalanarak...”

Ne lâf ama?

Yahu, bir kere de bizimkiler yararlansın şu karanlıktan.

Hayır. Yararlanamazlar.

Bizimkiler sabit hedeftir...

Öbürküler seyyar.

***

Biz bunları açık açık yazmazsak işte, Barzani Efendi gelir der ki:

- Siz 1 milyon askerinizle halledemediniz PKK’yı, ben nasıl halledeyim?

Bunun nizami bir savaş olmadığını bilmez mi Barzani? Bilmez olur mu? Bilir ama Türk Ordusu’nu zafiyet içerisinde göstermek için lâf sokuşturur.

Demek istediği şudur:

- Bir avuç eşkıyayla başa çıkamadınız.

Ardındaki mesaj:

- İsraille nasıl başa çıkacaksınız?

Buyurun bakalım.

 ***

Oysa bizim zafiyetimiz fiziksel değil, zihinsel.

Nizami bir savaşta karşımıza kimse çıkamaz... Ama terörle mücadeleyi, 70 model metodlarla yapıyoruz. Erler kadar onları sevkeden genç komutanlar da galiba antrenmansız. Kendi ayağımıza sıktığımız kurşunlar, kendi elimizde patlayan bombalar ve mayınlara basarak verdiğimiz kurbanlar, artık zihnimizi biraz harekete geçirmelidir.

Ama herşeyden önce şu hedef tahtası birimlere, çekidüzen verelim. Karakollar ben burdayım, gelin vurun diye kurulmaz. Buna âcil bir çare bulalım.