Ergun Hiçyılmaz

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

HELVA SOHBETLERi

Pazar, 22 Ağustos 2010 - 05:00

Eski Ramazan gecelerinde, geçmişi ve gelenekselliği bakımından helva sohbetleri de önemli bir yer tutar. Köy ve kasabalara kadar yaygın olan bu halk geleneğidir. Ev içi yaşamın bir unsuru olan helva sohbetleri, masallar, meddah öyküleri, kukla ve Karagöz etkinliklerinin de katılmasıyla daha da renklenirdi. Zengin kesim arasında “Ben ondan nasıl geri kalırım” anlayışıyla helva sohbetleri sazendeler, gazelhanlar, hokkabazlar, nüktedanların da katılmasıyla kimi zaman büyük şölene dönüşürdü. Helva sohbetleri konakların selamlık dairelerinde erkeklere özgü programlardı. Kimi zaman harem bölümünde kadın ve çocukların katıldığı ayrı helva sohbetleri düzenlenirdi. Helva sohbetlerinin halk katmanları arasında uygulanışı konusunda en ayrıntılı bilgiyi Mehmet Tevfik Çaylak verir. 19.yy ikinci yarısından sonra unutulan helva sohbetlerinin amacını şöyle anlatır:

“Tertipten maksat akran ve emsal bir yere toplanıp geceyi eğlence ile geçirmektir. O geceler gaziler helvası, irmik helvası ve yanında turşu çıkarıldığından bu cemiyetlere helva sohbeti denmiştir. Bazen öyle cemiyet olur ki, adeta düğünden farkı olmaz. Helva sohbetlerine mahsus eğlenceler yüzük, değirmen, tura oyunlarına mahallenin ihtiyarları da katılırdı. Anlatılan öyküler, yapılan taklitler, oynanan oyunlar gecenin sonuna kadar sürerdi.
Musahipzade Celal bey, kış geceleri ve Ramazan’da yapılan helva sohbetlerine şu paragrafı açar:

“Eski Ramazanlar’da kış mevsiminin başlıca eğlenceleri helva sohbetleriydi. Devlet erkanından hatta vezirlerden, zenginlerden ve orta halli olanlardan, sanat erbabından her sınıfı kendi muhitinde atalarından gördüğü adet üzerine helva sohbetlerini düzenlerdi. Vezirlerin helva sohbetleri pek tantanalı olurmuş. Her sınıf kendi zevkine göre toplantılar yaparak uzun Ramazan gecelerini dostça, zevk ve sefa içinde geçirirlerdi.

HELVA NASIL YAPILIRDI?

Yere geniş bir örtü üzerine geniş bir sini konurdu. Bunun çevresine de helva çekmeye hevesli sekiz on kişi otururdu. Önceden hazırlanan kavrulmuş un siniye serilir, üzerine de ağda ilave edilirdi. Daha sonra halkaya girenler ağda unlayıp sıvazlayarak dolandırmaya başlar, tepsiye sığmayacak kadar genişleyince halka bükülüp ikiye katlanır, bu zamanla sayısı artan tellerle demet halini alırdı. Bükenlerin ellerinin ısısından ve odanın sıcaklığından yumuşayıp eriyen helva sık sık dışarı çıkarılıp ayaza konurdu.



Bir süre sonra ince sayısız şeker tellerinden çıtır çıtır olan, hoş kokulu keten helva hazır olacak ve herkese tutam tutam dağıtılırdı. Hangi gece kimin evinde toplanılacağı belliydi. Mahalle halkı o akşam mahalle kahvesinde buluşur, ihtiyarlar ve gençler ayrı odalarda eğlenceye başlardı. Davet edilmeyenler de kabul edilir, özellikle çocuklar için böyle geceler ganimet sayılırdı.

LALE DEVRİ

Refik Ahmet Sevengil, Lale Devri dönemine rastlayan helva sohbetlerini şöyle anlatır: “III. Ahmet devrinin eğlencelerinden biri de helva sohbetleriydi. Damat İbrahim Paşa, diğer vezirler, eşraf, ayan, bütün aristokrasi sınıfını davet eder, muhteşem ziyafetler verirdi. Bu toplantılar esnasında musiki ile, şiir ile vakit geçirilerek, muhteşem sofralarda gümüş tepsiler içinde helva yenilirdi. Devrin ricali birbirlerine gösteriş müsabakasına kapılarak bu ziyafetleri sıklaştırdıkça sıklaştırırdı.”

Damat İbrahim Paşa’nın sarayında yapılan helva sohbetlerine padişahın da hazır bulunduğu görülür. Dönemin şairlerinden Nedim, Damat İbrahim Paşa ve çevresinin düzenlediği helva sohbetlerine mısralar yazmıştı. 19. yüzyılda Keçecizade İzzet Molla şu ilginç benzetmeyi yapmıştır:
“Bir şeker çiğnediler sohbet-i helvada bu şeb Yar lalin sunacakmış bana tenhada bu şab”
Şair Eşref de:
“Ray-ı türşün laf-ı telbin tavr-ı buşkun Hiç kabul eyler mi sufi sohbet-i helvasını”
Yani Şair Eşref diyor ki; günümüz Türkçesiyle:
“Ey Sofu! Ekşi suratın, acı sözün, soğuk davranışın olmasa seni helva sohbetine kabul ederler miydi?” Eşref Paşa, hem sofulara çatıyor, hem de helva sohbetlerinde tatlıların yanı sıra sofunun soğuk davranışını, acı sözünü andıran turşu ve soğanların da yendiğini ima ediyor.