Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Hem başarılıyız hem de şikâyet ediyoruz

Pazartesi, 31 Mayıs 2010 - 05:00

Geçen hafta iki olay yaşadık. İkisi de uluslararası yarışmalarla ilgiliydi.

Biri 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası organizasyonu, diğeri de Eurovision yarışması. Her ikisinde de birinciliği kaçırdık ve ikincilikle yetindik.

MANGA’nın ikinciliği, Almanya ile arasındaki önemli puan farkı nedeniyle, pek o kadar tepki yaratmadı da, Avrupa Şampiyonası’nın 1 oy farkla Fransa’ya kaptırılması sonucunda, neredeyse milli yas ilan edilecekti.

Aman efendim, bir hiddet bir şiddet...

Platini (UEFA Başkanı) yerden yere vuruldu.

Delegeler Türk düşmanlığı ve İslam aleyhtarlığıyla suçlandı.

Belki de, çok önem verdiğimiz bir yarışmada böylesine yakınlaşıp elimizden kaçırmanın büyük tepkisini yaşadık, ancak yine de olayın memnuniyet verici yönlerini hiç görmedik. Her yarışmayı kazanma garantisi diye bir şey olmadığını, bazen ikinciliğin de başarı sayılabileceğini unuttuk gittik. Gelişmelere, medyamızla resmi yetkililerimizle birlikte, son derece hissi ve yüzeysel baktık.

- İtalya gibi bizden hem daha hazırlıklı hem de deneyimli bir adayı geride bıraktığımızı unuttuk. Oysa, asıl başarı buydu. Cumhurbaşkanı Gül’ün, içi yanarak da olsa, olayın başarı yanına işaret etmesi bu açıdan çok doğruydu.

- Türkiye’nin sunumu çok başarılıydı. İzleyenlerin bana verdikleri bilgilere göre, hem içeriği hem de Defne Samyeli’nin müthiş performansı delegeleri açıkça etkilemiş. Türkiye’nin bundan böyle önümüzdeki dönemlerin en iddialı adayı konumuna oturduğunu da unutmuş olduk.

- Platini’nin rolünü abarttık. Şenez Erzik nasıl Türkiye’nin kazanması için çaba harcadıysa, Platini’nin de kendi ülkesi için çaba harcamasının doğal sayılması gerektiğini görmezden geldik. UEFA delegelerinin emir komuta düzeninde başkanlarının eğilimine göre oylarını değiştirmeyeceklerini bilemedik. Platini’nin gücünü gözümüzde büyüttük. Bu tip yarışmalarda oylamada siyasi gerekçelerin de rol oynadığını dikkate almadık.

Sonuçta, kendi kendimizi öylesine doldurduk ki, kazanamayınca, şampiyonluğu kendilerinin değil de Bursa’nın kazandığı haberini alınca deliye dönen FB’liler gibi, etrafı yakıp yıkmaya başladık.

Ben, başta Futbol Federasyonu olmak üzere, bu hazırlıkları yapanları kutluyorum.

Oylama için Cenevre’ye giderek doğru bir iş yapan Cumhurbaşkanını tebrik, elinden gelen her şeyi yapan Şenez Erzik’e teşekkür ediyorum.

Bırakalım homurdanmayı, 2020 için şimdiden kollarımızı sıvayalım.

Sakın küsüp, “Bizi istemiyorlarsa, biz de onları istemiyoruz” demeyelim.

Göreceksiniz, 2020 Kupası Türkiye’ de oynanacak.

DOĞRUSUNU YAPANLAR

Hafta sonu iki gelişme daha yaşandı ki, eminin birçok çevreden alkış almıştır.

Bunlardan biri, Başbakan’ın Arjantin tepkisidir.

Atatürk anıtının açılışı programa konmuş ve her şey buna göre hazırlanmıştı. Ancak son dakikada, Ermenilerin tepkileri üzerine bu açılıştan vazgeçilmesi üzerine, Erdoğan da ziyareti iptal etti.

Bence doğrusunu yaptı.

Bizden binlerce kilometre uzaklıktaki Arjantin’in belki umurunda değildir, ancak Türk kamuoyunun duyarlılıklarını dikkate almaları gerekirdi. Başından itibaren böyle bir açılışı programa koymasalar, belki olay daha hafif geçiştirilebilirdi. Ancak her şey hazırlandıktan sonra, Türk Başbakanına “Kusura bakmayın, bizim Ermeni vatandaşlarımız tepkililer, Atatürk anıtını açmaktan vazgeçtik” derseniz, böyle bir yanıt alırsınız.

Dikkatleri çeken diğer bir gelişme de, Kılıçdaroğlu’nun arka arkaya yaptığı açıklamalarla, TSK’nın siyasete yaklaşımı ve ülke yönetimindeki rolüyle ilgili görüşlerine açıklık getirmesiydi. CHP’nin bu konudaki eski görüşlerinin değiştiği anlaşılıyor. 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıralarını, “reddedilmesi gereken yaklaşımlar” olarak niteleyen Kılıçdaroğlu, partisinin konumunu doğru bir çizgiye oturtmaya başladı.