Hem damağa hem göze hitap eden kent; MERSİN

Mersin... Akdeniz'in en güzel kentlerinden biri. Toroslar'ın eteğine kurulan, mavi ve yeşili bir arada bulunduran Mersin, muhteşem güzellikteki sahilleri, tarihi yapısı, portakal ve limon bahçeleriyle adeta yeşil bir cennet. Farklı medeniyetlerin bir arada yaşadığı bu tarihi kentte gezmeye de farklı lezzetleri tatmaya da doyamayacaksınız...

Hem damağa hem göze hitap eden kent; MERSİN

Türkiye’nin en güney ucundaki ili Mersin tipik bir Akdeniz şehri. Büyükşehirlere uzaklığı nedeniyle bakir doğasını ve sakinliğini hala koruyor. Şehrin tarih sahnesine çıkışı 19. yüzyılın ortalarına rastlıyor. Bu dönemde henüz bir köy olan bölge, göçmen bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapıyor ve adını da bu aşiretten alıyor. Özellikle Amerika iç savaşı sırasında dünyadaki pamuk kıtlığını gidermek amacıyla Çukurova’da gelişen pamuk üretimi ve bölgenin 1866’da demiryolu ağına bağlanması, Mersin’in kaderini değiştiriyor... Bu dönemde Mersin hızla, Çukurova’nın tarım ürünlerinin ihraç edildiği bir liman ve ticaret merkezi haline geliyor.... 1 milyon 650 bin kişilik nüfusa ulaşan ve son dönemde göç alan Mersin’de bol güneşli günler nisan ayında başlar, ekim-kasım ayı sonuna kadar devam eder. Bu yüzden şehirde yaz sezonu diğer illerden çok daha önce başlar. Mersin Akdeniz boyunca uzanan 312 kilometrelik sahil şeridiyle de tam bir turistik kent. Temiz havası da cabası. Tarih ve doğanın iç içe yaşandığı Mersin’in neredeyse yarısı hala orman. Mersinliler yeşil doğalarından besleniyor, oksijen soluyor ve mavi denizlere yelken açıyor. Bu anlamda aslında tam bir cennette yaşıyorlar. Mersin sadece doğası ile değil tarihi ve kültürel yapısıyla da Türkiye’deki diğer illerden çok farklı. Yıllar boyu farklı medeniyetlerin yaşadığı kent pek çok tarihi kalıntıya da sahip. Dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu başka bir şehir yok. Bu mezarlıkta her yıl özel bir tören düzenleniyor. Üç dinin mensubu din adamları başta kendi din mensupları olmak üzere tüm ölmüşler için kendi inandıkları biçimde dualar ediyor. Mersin başka bir özelliğiyle de Türkiye’nin sayılı kentleri arasında. Türkiye’nin 5 opera ve bale topluluğundan biri de Mersin’de yer alıyor. Tarihi kent sanata ve sanatçıya değer veriyor.

Eğlence sabaha kadar sürüyor

Mersin’de ne gezilecek yerler ne de yapılacak şeyler saymakla bitmiyor. Kent merkezine en uzak ilçe olan Anamur, tarihi ve turistik yerlerinin yanı sıra Türkiye’nin sayılı uzun sahil şeritlerine sahip. Her köşesinde denize girmek mümkün. Hatta yeni koylar keşfetmek de. Anamur’da denizin keyfini dilediğiniz gibi çıkarabilir, masmavi sularda balıklarla birlikte yüzebilirsiniz. Eğlencenin merkezi ise Kızkalesi.

Sabahın ilk ışıklarına kadar eğlencenin devam ettiği Kızkalesi, masmavi denizi, tertemiz kumsalı ile Doğu Akdeniz’in turizm cennetlerinden biri olarak anılıyor. Kızkalesi’nde tekne turlarıyla eşsiz koyları keşfe çıkabilir, sualtına dalarak denizaltındaki cenneti de görebilirsiniz. Tercihiniz sakin ve huzurlu bir yerden yanaysa Bozyazı tam size göre. Bozyazı’nın hemen bitişiğindeki Aydıncık hem tarihi ve kültürel bir zenginliğe hem de eşsiz bir kumsala sahip. KKTC-Türkiye ulaşımları da bu noktadan sağlanıyor.

Buram buram tarih kokuyor

Mersin’in hatta Türkiye’nin en büyük ilçesi Tarsus çok zengin bir tarihe sahip. İlahi dinler açısından da önemli bir ilçe. Kuran-ı Kerim’in Kehf Suresinde geçen Eshabı Kehf’in (Yedi Uyurlar) kaldığı mağaranın Tarsus’ta olduğu söyleniyor. İncil’in yazarlarından biri olan Pavlus da Tarsus doğumlu. Bu merkez Hıristiyanlarca hac yeri olarak kabul ediliyor. Kudüs’teki Kıyamet Kilisesinden sonraki en kutsal kilise olan St. Paul kilisesi ve St. Paul kuyusu da yine Tarsus’ta. Oraya gitmişken dünyanın ilk kanalizasyonlu Tarihi Roma Yolu’nu, Roma hamamını, şelalesini, Tarsus Barajı’nı da görmeden dönmeyin. Kleopatra Kapısı da şehrin en eski kalıntıları arasında yer alıyor.

Yapmadan dönmeyin

? Silifke’de Cennet-Cehennem Mağaralarını görün.
? Tarsus’ta St. Paul Kilisesini ve diğer tarihi eserleri gezin.
? Göksu’da rafting, Bolkar’da trekking yapın.
? Koyları keşfe çıkın.
? Bol bol yüzün.
? Cezerye ve tantuni yiyin.

Eşsiz güzellikteki koyları keşfe çıkın

Mersin’in Narlıkuyu ilçesi ise özellikle balıkseverlerin akınına uğruyor. Narlıkuyu, Mersin’e 45 dakika, Silifke’ye ise 20 dakika uzaklıkta bulunuyor. İlçe pek çok balık restoranına ev sahipliği yapıyor. Deniz ürünleri, jumbo karidesler, lagos, çipura, kalamar, akya, eşkina, ahtapot, kalamar diye sıralanıyor. Birbirinden güzel restoranlarda dilediğiniz balığı yiyebilir, eşsiz koylarda denize girebilirsiniz. Pansiyonlar hem ucuz hem de güzel, bizden söylemesi. Narlıkuyu’nun bir diğer önemli özelliği ise tarihi yapısı.

Üç güzeller mozaiği, ünlü Cennet-Cehennem çukurları ve Dilek mağarası bu küçük ve şirin ilçede bulunuyor. Köyün meydanındaki Üçgüzeller mozaiği; Türkiye’nin en küçük müzesi. IV. yüzyılda Roma döneminden kaldığı sanılıyor. İmparatorluk yönetiminde etkin biri olan Poimenios tarafından yaptırılmış. Yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak hamam yaptırılmış, yıkanma bölümünün tabanında yarı Tanrıça üç kız kardeş tasvir edilmiş. Mozaikte Zeus’un kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında, ellerinde nar çiçekleriyle dans ederken görülüyor.

Cennete yolculuk...

Cennet çukuru 70 metre derinlikte bulunuyor. 80 metre genişliğindeki çukur, 250 metre uzunluğunda. Cennet’e, Roma döneminden kalma 460 basamaklı merdivenle iniliyor. Merdiveni inip ardından gelen patikayı takip ederseniz duvarlarla çevrili küçük bir Bizans şapeline gidersiniz. Nefesinize ve gücünüze güveniyorsanız merdivenlerini mutlaka inmeli, Cennet’i görmelisiniz. Cehennem çukuru Tanrı Zeus’un, ağzından alev fışkıran yüz başlı canavar Typhon’la girdiği savaşı kazanıp Etna Yanardağı’nda sonsuza dek gömmeden önce sakladığı çukur. Cennet’in 75 metre doğusunda bulunuyor. Ancak duvarları çok dik olduğu için teçhizatlı mağaracılar inebiliyor. Dilek-Astım Mağarası ise geniş ve eşsiz bir manzaraya sahip. Bu yüzden görülmesi gereken yerler arasında. Mağaraya 20-30 basamaklı merdivenle iniliyor. Mağaranın havasının astım hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Tantuni ve cezerye yemeden dönmeyin

Mersin tarih boyunca insanların sürekli hareket ettiği, farklı bölgelere gidip geldiği bir kent. Kültürel çeşitliliğe de sahip. Bu yüzden çok zengin bir mutfağı var. Kebap çeşitleri Mersin mutfağının en önemli lezzetleri. Özellikle de tantunisi. Mersin tantunisinin namı çoktan Türkiye’yi aşmış durumda.

1800’lü yıllarda Mısır ve Suriye’den gelerek kente yerleşen Araplar’ın Mersin’le tanıştırdığı tantuninin lezzetine doyum olmuyor. Lavaş ekmeği arasında sunulan tantuni, dananın but bölümünden ya da etin en yoğun olduğu ve ‘et evi’ olarak tabir edilen yerinden yapılıyor. İşleme etin sinirlerinin alınmasıyla başlanıyor. Ardından da küçük parçalar halinde doğranıyor, hiç yağ koymadan pişiriliyor. Sonra da ortası çukur bir tepsi içinde yağda kavuruluyor. Maydanoz, nane, domates ve soğanlı salatayla birlikte lavaş arasına konup servis yapılıyor. İşte tantuni ismi de buradan geliyor. Yağda kızartıldığı sırada, ustanın tepside karıştırdığı sırada çıkardığı tan-tun sesleri bu nefis dürüme ismini veriyor: Tantuni.

İçli köfte şeklinde tatlı: Kerebiç

Mersin’e özgü bir diğer lezzet de cezerye. Mersin’e Suriye’den gelen Araplar’ın getirdiği yöresel bir tat. Kökleri Suriye’ye dayanan Kürek Ailesi Mersin’de cezerye ve dondurma satarak ismini duyurmaya başlıyor. Cezerye aslında havuç, toz şeker, ceviz ve hindistan cevizinden yapılan bir tatlı. Önce havuçlar rendeleniyor, haşlandıktan sonra da şekerle kavruluyor. İçine hindistan cevizi, yer fıstığı ya da ceviz konularak servis yapılıyor. Mersin’e gelen yerli yabancı turistler cezerye almadan şehirden ayrılmıyor. Mersin’in bir diğer damak tadı ise kerebiç. Mersin’in meşhur tatlısı olan kerebiç, Ramazan ayıyla özdeşleşmiş bir tatlı. Bu yüzden ramazan ayında yoğun olarak yapılıyor ve tüketiliyor. Beyaz bir köpüğün içinde irmikle, fıstık, cevizle yapılıyor. İçli köfte şeklindeki tatlının beyaz köpüğü hem görenleri hem de tadanları şaşırtıyor. Beyaz köpük krema sanılsa da aslında çöven kökünün suyu. Kerebiçi yiyenler bu lezzetten vazgeçemiyor. Mersin binlerce yıldan bu yana verimli toprakları, şifalı sularıyla yalnızca Mersin halkına değil neredeyse tüm Türkiye’ye lezzet ulaştırıyor. Bir portakal ve limon cenneti olan Mersin’de meyvenin gerçek tadını yakalayabiliyorsunuz

Mersin’in ekonomisi

Mersin 1 milyon 650 bin kişilik nüfusa sahip. Çalışan il nüfusunun yüzde 58’i tarım sektöründe istihdam ediliyor. Bunu sırasıyla hizmet, ticaret ve sanayi sektörü takip ediyor. Kentin ticari açıdan önemi göz önüne alınarak, Türkiye’nin dört serbest bölgesinden birisi burada kurulmuş. 785.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulan Mersin Serbest Bölgesi, başta tekstil firmaları olmak üzere yaklaşık 250 şirkete ev sahipliği yapıyor. Serbest bölge aynı zamanda kendi sınırları içerisinde özel rıhtımı bulunması nedeniyle yatırımcılar için özel tercih sebebi. Ayrıca, Mersin - Adana karayolu üzerinde cam, soda, gübre, tekstil, meyve suyu gibi sektörlerde faaliyet gösteren birçok önemli fabrika bulunuyor. Hızla hayata geçirilen GAP Projesi, Ataş Rafinerisi ve sahip olduğu geniş hinterland sayesinde Mersin Limanı, Türkiye’nin Akdeniz’deki en büyük limanı olma özelliği taşıyor. Limanda bulunan 27 iskelenin 8 tanesi birbirlerine raylı bir sistemle bağlanmış. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana yaklaşık 85 milyon dolar harcanarak yenilenen Mersin Limanı’nın kapasitesi, son üç yıldır her sene yüzde 10 oranında artmış.