'Hep burada oturmak istedim'

Mine Kalpakoğlu Elle Decor dergisi için evinin kapılarını araladı

30 Mart 2011, Çarşamba 14:22
A A

Ziyaret ettiğimiz ev, Time PR’ın ortağı, halkla ilişkiler uzmanı ve reklamcı Mine Kalpakçıoğlu’na ait. Sekiz yaşındaki oğlu Kaan, Smokey ve Çakmak isimli iki British short-hair kedisi ile birlikte yaşayan ev sahibesinin pozitif enerjisi daha ilk “merhaba” ile yansıyor bize.

Mine Kalpakçıoğlu ile evi hakkında keyifli bir sohbete başlıyoruz: “Ailem Kanlıcalı’dır ama ben çocukluğumdan beri bu Kandilli sokağını çok sevmişimdir. Hep burada bir ev sahibi olmak istedim. Bu evi üç yıl önce ilk gördüğüm zaman, Hansel ve Gretel evi gibi geldi gözüme ve satılık olduğunu duyunca hemen aldım. Burası eski bir Türk evi; 2. dereceden tarihi eser. Dört katlı ve 320 metrekare kullanım alanına sahip. Eve ilk girdiğimde, tahminimden daha bakımlı olduğunu söylemek zorundayım. Dolayısıyla içeride herhangi bir yıkım-döküm yapmama gerek kalmadı. Olduğu gibi kullanmaya başladım. Sadece banyoları renove ettim. Evin orjinalindeki restorasyon ve renovasyon işlerini mimar Nejat Yavaşoğulları yapmış. Bu civardaki çoğu eski eser yapıya o imza atmıştır. ıçinde de kendisi bana çok yardımcı oldu.”
  
ÖNEMLİ OLAN KONFOR    

Ev sahibesinin çocukluğu, babası hariciyeci ve gazeteci olduğu için hep yurtdışında geçmiş. Okul sonrası bir dönem de ıngiltere’de çalıştığı için, Türkiye’ye gelir gelmez iş hayatına atılmış.   

Hayata bakış açısı, evinde sadeliği seçmesine neden olmuş. Görsellikten çok konfora ve işlevselliğe önem veren Kalpakçıoğlu, evini son derece sade ve sportif bir tarzda, az ve öz mobilyayla düzenlemiş. Dekorasyon sırasında ilham kaynağı ise evin kendisi olmuş.

“Burayı olduğu gibi ele alıp, içine sadece rahat ettiğim eşyaları yerleştirdim. Açıkçası gerçek anlamda bir dekorasyon yapılmadı. Sadece kendi stilimi evime yansıttım. Ayrıca evin tarihi bir yapı olması da beni çok cezbetti. Kişisel olarak yalın, modern ve sıcakkanlı mekanları severim. Sportif bir yaşam tarzım vardır. Bir gün dekorasyonumu değiştirsem dahi, yine bu paralelde sade ve dingin olmasını isterim. Modernite ile gelenekseli birleştirip rahat ve keyifli bir atmosfer yaratmaya çalışırım” diyor.

TEKNOLOJİ BAĞIMLISI

Ev genelindeki renk seçimleri pastel, beyaz, krem ve bej tonlarında yapılmış. “Tavan ışığını pek sevmem. O yüzden sadece bazı lokal noktalarda spot ışıkları, lambaderler ve abajurlar kullandım. Perde olgusuna da sıcak bakmadığım için, sadece yatak odasında stor perdelere yer verdim” diyor Kalpakçıoğlu.
Evin zemininde balıksırtı tarzında döşenmiş meşe parke bulunuyor. Tiftik yünden şlokati halılar, Yunanistan’dan alınmış. Evde kütüphane yok ama salondaki büfe üzerine gelişigüzel yerleştirilmiş kitaplar, Kalpakçıoğlu’nun fotoğraftan seyahate, sağlıklı beslenmeden resime uzanan ilgi alanlarına dair önemli ipuçları veriyor.
“Kitapları milimetrik dizmeyi sevmiyorum. Genelde göz hizamda üst üste koymayı tercih ediyorum” diyor ve devam ediyor: “Elektronik eşyalar benim için önemlidir. ışte onlar gerçekten de bir arada durmalıdır. Altı i-Pod, iki i-Phone, Blackberry, bir i-Pad, iki laptop ve üç desktop kullanıyorum. Doğrusu bunlar oldukça yer kaplıyor. Dolayısıyla düzenli olmayı seviyorum.”

MOTOSİKLET AYRI ZEVK

Mine Kalpakçıoğlu, ardından günlük yaşamını özetliyor: “Spora çok düşkünüm. Koşuyorum, kick-box yapıyorum ve haftada dört gün yogadayım. Haftada üç gün de ağırlık çalışıyorum. Motosiklete binmek benim için ayrı bir zevk. Evde olduğum zamanlar sabah kalkar kalkmaz müzik açılır. Elektronik eşyalar devreye girer. Yazın ise özellikle bahçede çok zaman geçiriyorum. Tamamen bahçede yaşıyorum da diyebilirim. Arkadaşlarım çok sık uğrar. Yemek yapar, keyifli sohbetler ederiz. Bahçede küçük bir bostanım bile var. Organik tarıma düşkünüm. Buğday çimi, yeşil sebzeler yetiştiriyorum. Ayrıca süpermarket hastasıyım. Bir gün süpermarkete gitmeyince eksiklik hissederim. Bize yakın olan süpermarketler en sık uğradığım yerler diyebilirim.”

Mine Kalpakçıoğlu’nun evinden ayrılırken ona evinin kendisi için ne ifade ettiğini soruyoruz. Kısa ve net bir şekilde, “Çikolata” diyor ve gülümseyerek ekliyor: “Çikolata sevmem ama bu ev bana Hansel ve Gretel evi gibi geliyor, ben de bu evde kendimi bir masal kahramanı gibi hissediyorum.”

Pozitif düşünce benim vazgeçilmez kuralımdır. Her zaman, her koşulda olumlu yönde hareket etme taraftarıyım. Bu doğrultuda düşündüğünüz zaman, kendinizi daha güvende ve iyi hissedersiniz. Benim hayat manifestom budur.

İşimde, evimde, yani hayatımdaki her alanda, olaylara önce yapıcı olarak yaklaşırım. Bu düşünce ile kendimi iki saat spor yapmış gibi hissederim. Gülümsemek, bana çok iyi gelir.’

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;