Her bebek çok kıymetlidir...

Cumartesi, 21 Mart 2015 - 05:00

Başka ülkelerden üzücü haberleri hep okurduk; Hindistan’da, Çin’de kız bebeklerin muteber bulunmadığı, ailelerin hep erkek bebek istediği, doğan kızları yetimhanelere terk ettikleri ve bazen öldürdükleri haberlerini. Bizim toplumumuzda da illâ erkek bebek isteyen aileler var elbette ama bu nedenle kız bebekleri öldürmek yoktur. Allahtan korkarız her şeyden önce. Günahların en büyüğüdür verilen evlâdı beğenmemek. Bu işin manevi kısmı. Biyolojik kısmı ise; bebeklerin cinsiyetinin babadan gelen kromozom ile oluştuğu. Biyoloji derslerinde anlatılır bu konu...

Anne yumurtasından hep X kromozomu gelir, babanın sperminden de X kromozomu gelirse iki X kromozomu ile kız bebek oluşur. Y kromozumu gelirse bir X bir Y kromozomu ile erkek bebek oluşur. Yani ‘karısı erkek bebek doğuramadığı için kızdı; üstüne kuma getirdi; boşadı’ gibi haberler var ya; o haberlerin konusu olan kadınlar ‘masum’. Çünkü cinsiyeti belirleye kromozom, babadan geliyor.

Bu hafta duyduğumuz bir haberde; bir ‘baba’nın 6 aylık kız bebeğini duvara vurarak öldürdüğü yazıyordu. Suçu ‘kız’ olmaktı bebeğin. Haberin daha da vahim bir boyutu ise; daha önceki ‘kız’ bebeğini de öldürdüğü iddiası idi. Bu bebeciklere bir ‘ölüm raporu’ veriliyor. Doktor değilim ama, düşme sonucu ölen bebek ile dövülerek ölenin vücudundaki morluklar, kafa travması farklıdır zannımca. Sadece ailenin beyanına dayalı verilen bir rapor olmamalı.

Bu trajik haber beni pek çok açıdan derinden sarstı. Adli Tıp raporunun eksikliği, ailenin bu vahşeti saklama gayreti, babanın ‘kız’ diye minnacık bebeği öldürebilmesi ve bizim toplumumuzda da kız bebeklerin katledilmesi gibi korkunç bir suçun filizlenmesi ihtimali...

İstediği halde çocuk sahibi olamayan pek çok aile var. Kız diye bebeğini istemeyen varsa; evlât edindirme kurumlarına başvurabilir. Bir ailenin istenmeyen bebeği, bir başka ailenin göz bebeği, yaşama sevinci olabilir. Üstelik, her bebek gibi kız bebekler de çok değerlidir. Büyüyüp, can olur, nefes olur, yoldaş olur. Evlât gibi büyük zenginlik var mı?

SINAVLAR MAHKEMELİK OLMALI

ÖSYM, bizim gençliğimizin en güvenilir kurumlarındandı. 1987 yılında üniversite sınavına girdiğim zaman, devlet lisesinden mezun olmuş bir öğrenci olarak, hem eğitimime, hem de sınavı yapan kuruma güven duyarak girmiştim sınava.

Yazacağımız bölümlere göre soruları yanıtlamış, ertesi sabah gazetelerde açıklanan sorulara bakmış, verilen hesaplamalara, önceki yılın taban puanlarına ve puan hesaplama yöntemlerine göre aşağı yukarı başarımızı tahmin etmiş ve seçimlerimizi yapmıştık.

Günümüzde ise; durum oldukça farklı. Artık soruların hepsi sınav sonrasında açıklanmıyor. Öğrenciler, sınav performanslarını sakin kafa ile değerlendiremiyor. Bu da güvensizlik yaratıyor, soruların ‘farklı yöntemlerle’ sızdırılmasına yol açıyor.

ÖSYM, soru havuzunda yeterli soru birikmesi, farklı zamanlarda yapılan sınavlarda eşit nitelikli soruların kullanılabilmesi amacı ile ‘derhâl’ açıklamadığı sorular üzerinden eleştiriye maruz kalıyor. Kopya iddiaları ortaya çıkıyor ki; bu iddia OSYM tarafından kesin bir dille yalanlandı.

Kamuoyunun endişelerini azaltmak, öğrencileri aydınlatmak açısından soruların açıklanması, sınava yeniden güven tazeleyecektir. Kamuoyunun tercihi ve beklentisi bu yöndedir.

Bale de neymiş?!

‘Üvey sanatları’ var artık bu ülkenin. Bale, bunlardan biri. Oysa ki, çok uzun saatler boyu çalışma ve en üst düzeyde kişisel disiplin ile yapılan, dünyada itibarı yüksek, estetik sanat dallarının en güzellerindendir.

Ülkemizde hâlâ konservatuarlarda bale eğitimi alan öğrenciler var ama düzenli olarak yapılan bale gösterileri, bu sanatın izlenebilirliği yok denecek kadar azaldı. Tüm bu olumsuzluklar içinde, iki genç balet, Deniz Ararslan ve Berkay Günay’ın; ABD’de yapılan Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birinci ve ikinci oldukları haberi geldi.

Bu, şimdiye kadar genç Türk baletlerinin aldığı en önemli dereceler. 600 yarışmacının katıldığı uluslararası bir yarışmada, bir de değil, iki baletimizin önemli başarı elde etmiş olması, göğsümüzü kabartmalı.

Ne yazık ki, bu gençlerin, kendi ülkelerinde baleyi devam ettirebilme şansları çok az. Bu nedenle, yarışmanın New York’ta yapılacak finalinde, yine iyi dereceler elde edip dünyanın ünlü okullarından burs kazanmaları gerekiyor. Ama ilk etapta yarışmaya katılabilmek için para bulmalılar. Aileleri kredi başvurusunda bulunmuş!

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, kendi imkânsızlıklarına rağmen iki pırıl pırıl balet yetiştirmiş. Okulun diğer branşlarında okuyan öğrencileri de son derece zor şartlar altında eğitimlerine devam ediyor.

Çalışacak yer bulamayan öğrencilerin; tuvaletlerde çalıştığı haberleri geliyor. AKM atıl duruyor, lüks AVM’ler açılıyor, İstanbul kocaman bir inşaat sahası ama konservatuar öğrencilerimize çalışacak oda bulamıyoruz! Bu ne yaman çelişkidir? Yazık. Çok yazık.