“Her kalp hastası bir hikaye bir romandır...”

Her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Ama içlerinden biri var ki hepsini geride bırakıyor. Allah'ın şifacı elleri diyorum ben doktorlara. Prof. Dr. Ahmet Akgül; Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nin kurucusu. Kendisiyle cerrahların hayatlarını konuştuk. Hastaları ile konuşurken gülümseyen gözleri ameliyata girerken ışıldıyor. Ekibinin bir sanat eseri işler gibi hazırlıkları ise muhteşem. İşte aşkla hayatlarını, hastalarına adayan kahramanlardan birinin hikayesi!

“Her kalp hastası bir hikaye bir romandır...”

RÖPORTAJ: MELİKE ESRA KARAYEL

 Ameliyat öncesi hastanızla konuştuk. Korkusu yok. ‘Önce Allah sonra doktorumuz’ dedi. Ne hissediyorsunuz?

Hastalarımız hep bunu söyler. Konuştuğunuz kişi Bitlis’ten bizi duymuş gelmiş. Ben de ameliyatlardan önce “Allah yardımcımız olsun“ derim.

 Kendinizi Allah gibi görme hissi ya da havası geliyor mu?

Öyle bir his olmaz. Ne zaman öyle bir his olursa, tüm cerrahlar için söylüyorum, o havaya giren cerrahların ameliyatı başarısız geçer. Hastaların bize söylediği o cümle sorumluluk cümlesi, hava atma, kendini bir şey zannetme cümlesi değil. Biz de “Allah’ım bana yardım et” deyip ameliyata giriyoruz.

“Dünyaya tekrar gelsem yine bu işi yapardım”

 Neden doktor oldunuz?

Genetik miras diyelim. Babam da cerrah. Karar verecek yaşa gelene kadar başka bir meslek görmedim zaten. Çalışmaya, yoğunluğa hep alıştım. Başka bir hayatım olmadı. Babam da kanser cerrahı. Başka bir meslek bilmiyorum. Kalp cerrahisini seçmemin nedeni ise sonuçlarını ve heyecanını sevmem. Sevmeden yapılacak bir iş değil bu. Aşık oluyorsun. Hastalıkları tedavi etmek, bir şeyi kesip biçmek değil. Cerrahi elle yapılan bir işlem değil kafayla yapılan bir iş. Ameliyatı nasıl yapacağını ameliyattan önce kafanda kurgularsın. Elin titrememesi, terlememesi önemlidir tabii ama iyi bir cerrah, kafası iyi olan cerrahtır.

“Ameliyathane ibadethanedir, kutsaldır”

 Geçim derdi ya da özel hayatta sorun var. Ameliyata girerken etkiliyor mu?

Ameliyathaneye bütün dünyevi düşüncelerden arınarak girersin. Orası, bizler için ibadethanedir. Hangi dinden olursan ol, ibadethaneye dünyevi düşüncelerden arınmış girersin ki sağlıklı bir ibadet yapasın. Biraz önce trafik kazası yapsan, evine haciz gelse de fark etmez. Hani hasta ‘Önce Allah sonra doktor’ diyor ya. Zaten oranın kutsal olduğu belli.

  Ameliyat kötü geçmişse?

Ameliyatın kötü geçmesi demek, hiç beklenmedik bir durumun olması demektir. Tecrübeli bir cerrah beklenen sonuçlar kötü bile olsa, kötü geçti demez. Kalp ameliyatlarında hastanın masada kalma riski vardır. Bizim ameliyatlar ölüm riskiyle çok yakın seyreder. Bir cerrah ve ameliyat ekibi, hastayı masada bırakmamak için yüzlerce yol dener. Beklenmedik durumlarda, bir olayı hasta ve cerrah tolere edemez ise işte bu kötü durumdur. Hasta zarar görürse, cerrah için kötü saatler başlar. Kendine çok fazla soru sorar. Uykuları kaçar. Hep kendine şunu sorar ‘Acaba şunu böyle mi yapsaydık şöyle mi yapsaydık’.

  Rüyalarınızda ameliyat yaptığınız oluyor mu?

Ben ameliyatları önceden çalışırım. Damarları, kalbi çizerim. Videolarına bakarım, yurtiçi yurtdışı hocalarla konuşurum. Tabii sonra gece rüyalarıma girer. Çok iyi geçen ameliyatların zevkini yaşayamıyorum. Hep bir sonraki ameliyatı düşünüyorum. Hayatın o an’ını hep kaçırıyor, yaşayamıyorum. Güzel yaptığımız şeyler rutin gelmeye başlıyor.

 İlk ameliyatınız nasıldı?

İlk ameliyatlar çok önemlidir. İlk ameliyatımda hastanın yanındaki hasta yatağında yatmıştım. Eğer kötü giderse olay çok kötü. İyi giderse beklenendir. Zaten iyi yapmanız beklenir. Monitör gözümün önünde, hasta yanımda. Hastanın kalbinin ritminde en ufak bir değişiklik benim ritmimi de bozuyordu. Omuzlarınıza çok yük binmiş hissediyor musunuz? Her zaman. Bu yükü hafifletmek için gündem değiştiriyorum. Mesela bugün çok zor bir ameliyat yaptık. Yarın da zor bir ameliyat var. O akşam yayınla uğraşıyorum. Ya da fakültedeki işlerle uğraşıyorum. Öğrencilerin işleri var, onlara bakıyorum.

“Damı akan bir evde kalsam da hastaları düşünüyordum”

İstanbul’a ilk geldiğimde kalacak yerim yoktu. Çatısı akan bir yerde kalmıştım ve hastalar beni bekliyordu. Fakat o çatının akıp akmaması, gece üzerime yağmurun yağıp yağmaması beni hiç etkilemedi. Kafam hep hastalardaydı. O dönemlerde dışarıdan bakanlar hep “hastalar için kendine yazık ediyorsun” derlerdi. Ama cerrah hastalanır onu belli etmez, cerrahın özel hayatında, aile hayatında sıkıntılar olur onu belli etmez. Edemez. An gelir kendine bile açıklamaz. Kendini hastalarına ve ameliyatlara adamıştır.

 Unutmadığınız hikayeleriniz var mı?

Her hastanın hikayesi bir destan. Burada hastalar size sadece kalp ameliyatı olmak için gelmiyor. Kalp damarlarının niye tıkandığını anlatmaya başlıyorlar. Öyle çileli hayatlar var ki. Kalp damarının tıkanması için bir stres, bir travma olması lazım. Ve hepsinde de bu travma var. Hikayelerini anlatıyorlar. Siz de yaşıyorsunuz. Her hastam bir hikaye, her hastam bir roman.

 Hastaların dertleri sizi etkiliyor mu?

Etkiliyor tabii. Önce insanız biz. Bu işlerde iki kavram var: empati ve sempati. Empati, hastanın durumu ile kendini özdeşleştirmek. Ama eğer onun duygularını da yaşamaya başlarsan ona sempati deniyor. Sempati tavsiye etmediğimiz bir şey. O zaman doktor çok hızlı yıpranır. Tabii ki empati yapacaksın ama bunu kişiselleştirmeyeceksin. Yoksa bir sonraki hastaya yardımcı olamazsın.

“Acile kaldırılan anneme gidemedim”

 Kendi yakınlarınız rahatsızlanırsa?

Bir gün ameliyat öncesi telefonum çaldı. Annemi yoğun bakıma kaldırmışlar. Kalp ritmi bozulmuş. Benim de o sırada iki tane ameliyatım var, hastaların ameliyatı başlamış. Hastalarım da 80-85 yaşlarında. Anneye böyle bir şey olduğunda işi bırakıp gitmen lazım. Ben bırakıp gidemedim. Ameliyata girdik. O esnada tekrar bana telefonla bağlandılar. Doktor, ‘Annenizin kalbine şok vereceğiz. Başka türlü düzelmiyor, onay veriyor musunuz’ diyor. Ameliyat yapıyorum ve elimin altında da bir kalp var. Onay verdim ama ilk defa hayatımda elim titredi. Orada bir saniyede cevap gelecek. Ama o bir saniye bir saat gibi geçiyor. Bir saniye içinde şunu düşünüyorum. Anneme bir şey olsa ne yapabilirim. Burayı bırakıp gideceğim. Karşımda uzmanım var. O bu ameliyatı bitirebilir mi? Orada bile hastayı düşünüyorsun. Ameliyatları bitirdikten sonra gidebildim.

 Asistanlarınızı kontrol ediyor musunuz?

Hiçbir meslekte bu kadar geometrik büyüyen bir sorumluluk yok. Yani bir şef oluyor altında iki üç tane şef yardımcısı, altında baş asistanlar, asistanlar bir piramit gibi düşünün. Piramitin üst noktasında cerrah var. Her birimin yaptığından sorumlusunuz. Bunun da yükü biniyor. Mesela siz ameliyat yapmadınız. Ama sizin asistanınız yaptı. Acaba nasıl geçti ne yaptı? Onda da ameliyatta yaşadığınız hisleri çok daha fazla yaşarsınız.

  İhtisasınızın bir bölümünü Amerika’da yapmışsınız. Farklar var mı?

Amerika’da cerrah yalnızca o ameliyatı yapıyor. Bizde cerrah, hastanın ameliyata hazırlanması, ameliyata karar verilmesi ameliyat sırasında elektrik kesintisi hastanedeki kalabalık, randevu alınamama gibi bütün her şeyi ile ilgilenmek durumunda. Sorumlusu sizsiniz. Hasta da aksaklıklardan sizi sorumlu tutuyor. O yüzden çok yıpranıyoruz.

“Cerrahın boş zamanı olduğunda hayat zaten kaçmıştır”

  Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?

İlk başta asistanlık, çömezlik sürecinde hayatınızın tamamı mesleğiniz olur. Normal özel yaşantıyı bırak, asgari yaşamı sağlayacak zaman bile olmaz. Ama güvendiğiniz bir ekibi kurduktan sonra artık hayatı yaşamak için zamanınız olur. Ama hayat için geç kalınmıştır. Toplum da bazen vakit vermiyor. Bir kafeye bile gitsen ya da yolculuklarda doktor olduğunu öğrendiklerinde hemen sorular başlar.

 Dışarıdan duygusuz, soğuk gözüküyorsunuz?

Çünkü cerrah hep sınırlarda, uçlarda yaşar. Yani yaptığı işten dolayı değişik bir kişiliğe bürünür. Mesela hasta öldü. Bir cerrah bunu atlatmak zorunda. Yoksa bir sonraki hastaya bakamaz. Hangi meslek dalında bu kadar travmayla karşılaşıyorsun? He bile yanındaki hastanın durumunu düşünürsün

 Aile, özel hayat nasıl?

İyi bir cerrah olup da aile ve özel hayatı düzgün giden nadirdir. Cerrah, şımaracağı arkadaşlar, aile hayatı arar. Dostlarına bile çok iyi davranamaz. Çünkü ‘ailem, dostlarım beni anlar’ diye düşünür. Ama hasta yakını anlamayabilir. Sürekli karşı tarafı iyileştirme psikolojisi ile yaşıyorsun. İş hayatında ayrı özel hayatında ayrı kişiliğe bürünüyorsun. Bunun negatif etkileri çocuklarına, ailene yakın dostlarına oluyor. Hep iyiyi oynamak durumundayız. Bunu bilinçli yapmıyoruz. Kişiliğimizin bir parçası oluyor.

“Cerrahın mesaisi hiçbir zaman bitmez”

Birçok meslekte mesai bittiğinde meslek unutulur. Cerrahlıkta 7/24 mesleğin vardır. Böyle bir meslekte duygu durumunu tahmin edin. Ben kalp ameliyatı yapıyorum. Hem hastanın her şeyi bize emanet hem de benim yetiştireceğim kişiye emanet.

 Hasta veya hasta yakınlarının öfkesine maruz kalabiliyorsunuz. Bu konuda neler diyeceksiniz?

Bir hasta veya hasta yakını sizin onunla gerçekten ilgilendiğinizi hissetmeli. Tıbbın gerektirdiği her şeyi yaptığınızı bilmeli. İnsanlığın gerektirdiği her şeyi yaptırdığınızı anlamalı. Bunları yaparsanız, sonuç ne olursa olsun Allah’tandır der. Suçlamaz. Ölüm de bir gerçek. Hasta ve hasta yakınından hiçbir şey saklamayacaksın. En önemli şey hastaya gösterdiğiniz ilgi. Tıbbın limitlerini zorlayan olumsuz durumlar bile olsa bu şekilde davranılırsa işin yüzde 90’ı çözülür.

“Şikayet hiç almadım”

 Hasta kaybınız oldu mu?

Hasta kaybım bir ya da ikidir binlerce hasta içinde. İlk kaybımda çok üzülmüştüm. Hakkarili bir anne. Ameliyatını yaptık 80 yaşlarında. Her şey çok iyi. Fakat böbrek hastalığı vardı. Bu rahatsızlığından dolayı kalp bir türlü toparlayamıyor. Saatler geçti. Artık yapacak bir şey kalmadı. Benim dünyam yıkıldı. Hastanın oğluna durumu ben söylemek istedim. ‘Annem nasıl dedi’? ‘Başın sağ olsun’ dedim. ‘Teşekkür ederim’ dedi. Dedim ki; ‘sen ne dediğimi anladın mı?’ ‘Evet, annem öldü.’ dedi. ‘O zaman niye böyle söyledin?’ diye sorunca ‘Hocam’ dedi ‘şimdiye kadar bir doktor annemle bu kadar ilgilenmemişti ki!’...

 Sizi ne mutlu ediyor?

Ameliyattan çıkıyorsunuz bir yerde dolaşırken biri size bağırıyor ‘doktor bey’ diye. Eski bir hastanız. Siz ismen hatırlayamıyorsunuz. Sima aklınızda. Bakıyorsunuz gayet neşeli, mutlu. Onu öyle görünce ben de çok mutlu oluyorum.

 Hedefleriniz nedir?

Kalp Damar Cerrahisi’nde kliniğimizi dünyada 1 numara (ki zaten öyle) yapmak, birçok yayın ve proje çıkarmak. Yayınlar, projeler, fikirler, televizyon programları beni mutlu ediyor. Halka, hasta okulu gibi bir program yapmak isterim.

“Kalbim, hastanın kalbiyle birlikte atar”

 Cerrahlar niye çok ameliyat yapmayı severler?

Dünyevi her şeyden arınırlar. Eşiyle kavga etmiş, kirayı ödeyememiş... Bunlar hep konuşulur. ‘Ben böyle dertlerle ameliyata giriyorum’ denilse de aslında onların hepsi bir kenara bırakılır ameliyata girerken. Başarılı geçen bir ameliyatın tadı hiçbir şeye değişilmez.

 Orada neler yaşanıyor?

Öyle bir odaklanıyorsun ki. Ameliyatta da enteresan bir güç ve karar verme yeteneği gelir. O işi en iyi şekilde yapmaya çalışırsınız. Ameliyat biter, hasta sağ salim yatağına ulaşır. O zaman tatlı bir yorgunluk gelir. Keyfimiz yerindedir. Ancak ondan birkaç saat sonra dünyevi işler aklına gelmeye başlar.

Prof. Dr. Ahmet Akgül kimdir?

Prof. Dr. Ahmet Akgül, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1997’de mezun olmuştur. Türkiye’de Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi & ABD’de The Methodist Hospital-Baylor College of Medicine, Houston, Texas- Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniklerinde uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. 2009’da İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’ni kurmuş ve Kurucu Klinik Şefi ünvanıyla çalışmalara devam etmiştir. Kendi ismi ile anılan (Akgül tekniği), yöntemle tedavi şansı olmayan varis yarası, iç varis ve kapakçık yetmezliği olan yüzlerce hasta tedavi edilmiştir. Prof. Dr. Ahmet Akgül halen İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Dekan Yardımcısı, Gerontoloji Bölüm Başkanı ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde Eğitim Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.

Yandex.Metrica