'Her telden çalmak tarz değil'

Ahmet Eraslan 33 yıllık modacı. Sonradan modacı olunamayacağını savunan Ahmet Eraslan “Çocuklukta bile çizim yapardım. Hiçbir şeyin hazırını giymedim. Her şeyimi diktirirdim” diyor

'Her telden çalmak tarz değil'

Röportaj: Eylem Keskin

[email protected]

Yaptıklarıyla isminin anılmasını isteyen Ahmet Eraslan şöyle konuşuyor: “Yaptığım bir kıyafetin konuşulması huzur verir. Onun dışında bana bir getirisi olduğunu sanmıyorum.

Çok medyatik olunca millet kapıda kuyruğa girmiyor ki. Maalesef herkes her şeyi giymeye çalışıyor. Piyasada çok şık denilen kadınlar benim için son derece rüküş. Kim onların şıklığına karar veriyor, onu da bilmiyorum tabii. Bizler için komik, hediye paketi, noel ağacı gibi... “

Modayla ne zaman tanıştınız?

Daha ortaokul sıralarında kitap defter aralarına çizim yapardım. Annemin ayda bir gelen terzisine modeller çizerdim. Başlarında durur, nasıl yapıldığını merak ederdim. “İlla böyle yapın” diye tuttururdum. Tabii o zaman çöp adamlar çizerdim.

 O yıllarda şimdiki kadar alternatif de yoktu...

Tabii, imkansızlık vardı, malzeme yoktu. Günlerce kumaş arayıp bulamazdık. Derken lise çağlarında çizimlerimi geliştirdim. Üniversitede işletme-iktisat okudum ama kararımı verdim, modaya yöneldim. 1978’de Bağdat Caddesi’nde hazır giyim mağazası açtım, kendi tasarımlarımı üretip sattım. Bu beni hiçbir zaman tatmin etmedi. İstediğim; bir hanım bana gelsin, ona göre bir şey tasarlayayımdı. Ama hazır giyim de benim için bir tecrübe oldu. Sonuçta ben modayla ilgili bir eğitim almadım. Ama bence bu eğitimle olacak bir şey değil. İçinden gelmiyorsa nafile.

Kendi kıyafetlerinizi de çizermiydiniz?

Tabii. Çok iyi bir terzim vardı. Bana hep “Nereden buluyorsun bu modelleri, ben nasıl dikeceğim, çok uğraşacağım şimdi” derdi. Adam, erkek için normal takım elbise dikiyor. Ben incecik ipeklerden takım elbise diktirirdim. Şaşırırdı ama çok da güzel yapardı. Benim üstümde görenler “Bunu nereden aldın?” diye sorardı.

Elinize iğne ipliği ilk ne zaman aldınız?

Ünversitede. Ona da dikiş olarak değil işleme olarak başladım. Taş çok sevdiğim işleme yapmak için taşlarla buluştum.

Haute couture’e zaman başladınız?

1984’te Caddebostan’da atölyemi açtım. İki yıldır da Bağdat Caddesi’nde yeni yerimdeyim. Hazır giyimi de sayarsak 33 yıldır bu işi yapıyorum.

Moda dünyası, şov dünyası. Büyük bir yarış var. Durum böyleyken, siz çalışmalarınızı niye sessiz sedasız sürdürüyorsunuz?

Belli bir tarzım ve müşteri portföyüm var. Sokaktan geçen bir insan pat diye kapıyı çalıp girmez. Dışarıda ne ismim yazar ne de levham vardır. 30 yıldır  medyatik olmamak için çaba gösterdim, onu da başardım sanıyorum.

İnsanlar daha çok tanınmak için özel hayatlarını bile ortaya seriyor...

Yaptığınız iş önemli, yaşantınız değil. Türk insanı o kadar kültürsüz değil. Herkes her şeyi biliyor. İnsanlar iyiyi, kimden ne isteyeceğini biliyor. Eskiden insanlar ellerinde mecmuayla gelirdi, ben de onlara adres gösterirdim. Şurada çok iyi bir terzi var, ona diktirin derdim.

Şimdi?

Ben alternatifli tasarım sunuyorum, belki beğenir, belki beğenmez ama benim tarzım bu. ‘Tüm modacıları dolaştım, size de bir şey diktireyim’ gibi bir şey yok. O zaman sizin bir tarzınız yoktur. Türkler’de zaten çok şık giyinen tarzı çok net olarak belli bir kadın yok. Olanı da dergilerde görmüyoruz.

Size gelen bir kadına ne tür alternatifler sunuyorsunuz?

Ona ne tür bir model gideceğini görür görmez anlıyorum. Her kadın her role giremez. Sade, yalın bir kadını isteseniz de seks kadını imajına sokamazsınız. Önce biraz konuşur, ona gidecek rengi seçerim. Bir huyum vardır. Çizdiğim bir modelde her renge girmem.

Şık kadın kimdir sizce?

Vural Gökçaylı eski şık kadınların kalmadığını söylüyor. Şıklığın geri gelmesi için o kadınların mezardan çıkması gerekiyormuş! Şıklık sadece bir yere giderken hazırlanıp giyinmek değil. Bir kadının yürüyüşte giydiği eşofmanı da, sabah giydiği geceliği de, sabahlığı da, terliği de şık olmalı. Sadece bir davete giderken giyin, saçını yaptır, sonra şık ol, bu değil. Uyumlu giyinmek, yakışanı bulmak önemli. Son moda olacağım diye komik olmak hoş değil. Bugün piyasada gördüklerimizin çoğu böyle. Ama hakikaten işi bilen, şık giyinenler de var.

 Kimler mesela?

Sema Basa her zaman çok şıktır. Davete giderken, yürüyüşe giderken, denizde yüzerken şıktır. Jülide Konukoğlu’nu ne zaman görsem şıktır. Tarzı olan kadınlar bunlar. Mesela Ferhunde Verdi’nin belli bir tarzı vardır. O tarz dışında komik bir kıyafetle göremezsiniz. Marka giyinmek, ben bu işi biliyorum, şık giyiniyorum anlamına gelmiyor.

Şimdi ne kadar sıradışı giyinilirse o kadar ‘tarz’ olunuyor. Mesela yırtık çoraplar, hem çiçekli hem çizgili hem puantiyenin bir arada kullanıldığı karışık kıyafetler. Ne diyorsunuz bu görüntüler için?

Onlar çok gençler. Ama bilmeliler ki; her telden çalmak tarz değil, komik! Gülüyor geçiyorum. Vücut güzel ama taşıyor diye de ne giyse yakışıyor anlamına gelmiyor. Hiç mi giyindikten sonra kalkıp aynaya bakmıyorsun! Dikkat çekersin ama kimse şık diye bakmaz. Ne biçim şey bu diye bakılır. Herkes onlara baktığında kendilerini şık sanıyorlar. Bilinçsizce, kültürsüzce dikkat çekmek için yapılan giyimler. Bilmediklerinin farkında da değiller. Utanırlar, bir başkasına da soramazlar. Yanlarındaki kendileri gibi iki arkadaşları “Ne kadar şık oldun” dediği an bitmiştir.

Üzücü olan yanı bu kadınlar şık da bulunuyorlar...

Maalesef herkes her şeyi giymeye çalışıyor. Piyasada çok şık denilen kadınlar benim için son derece rüküş. Kim onların şıklığına karar veriyor, onu da bilmiyorum tabii. Bizler için komik, hediye paketi, noel ağacı gibi.

Cengiz Abazoğlu giysinin kuplarıyla her kadının vücudunu bir Hollywood yıldıza dönüştürebildiğini söylüyor. Sizin hileleriniz var mı?

Ne güzel, yapabiliyorsa bravo. Cengiz de iyi bir modacı. Hepimizin tarzı var. Herkes kendi tarzında bir yol tutturmuş gidiyor. Ama benim böyle bir iddiam yok. Ben yaptıktan sonra konuşurum. Yapmadan konuşmam. Ben o işi oluşturduktan sonra, görenler konuşur. Benim de prensibim bu.

Sizin moda ikonunuz kim?

Valentino. Couture’de Emanuel Ungaro’yu çok beğenirim. Her modacı güzel, herkes kendi tarzını yaratıyor, insanlar da seçiyor. Sen Yves Saint Laurent’i seçersin. Bu Dior’un kötü olduğu anlamına gelmez.

En eski müşteriniz kaç yıllık?

26 yıldır çalıştığım aileler var. Onlarla müşteri değil, aile gibiyiz. İlk başladığım günden beri bırakmayan müşterilerim var. Tabii yeni yeni insanlar da geliyor. Eskiler hep sadık. İstanbul’da haute couture tercih eden kişiler az çok belli. Ama bilmediğimiz gruplar da var.

Gelinliğin modası yok

Sizin işinizin önemli bir bölümü gelinlik. Şu an da düğün mevsimindeyiz. Yılda kaç gelin evlendiriyorsunuz?

Ben gelinlikte özel model yapıyorum. Bu sene için şimdiye kadar 4-5 tane gelinlik oldu. Bazen çok yukarılara çıkıyor, bazen aşağı da iniyor.

 Gelinlikler genel modadan çok etkileniyor mu? Mesela iki yıldır tek askı modası var, bu hemen gelinliğe yansıyor mu? Ya da fır fır modası?

Gelinlikte aslında moda yok. Gelinin hayal ettiği bir şey oluyor, onun üzerinden yola çıkıyoruz. Bana her gelen gelin adayına nasıl bir şey istediğini soruyorum. Sonuçta bir kere giyecekler. Ben onlara fikir vermekle hükümlüyüm ama karşılıklı memnun olalım istiyorum. Hayalinde kabarık gelinlik olmayan birine zorla kabarık gelinlik giydiremem ki. Onların ne istedikleri önemli ama benim gelinliklerim işleme ağırlıklıdır. Aynı gelinliği 2-3 kere yapmayı sevmem. Benim için gelinlikte moda önemli değil. Asimetrik yakalar sevmem, tek omuz sevmem. Gelinlik giyen prenses gibi olmalı. Sırf dantelden olan gelinlikleri çok severim.

 Yakında gelin olacak adaylara ne önerirsiniz?

Sonuçta kızların tipleri önemli. Herkese her gelinlik yakışmıyor. Bir bakıyorsun, minicik bir kız, kafasına 2-3 metre duvak takmış. Olacak şey değil. Boyundan büyük duvak. Bunlara gelinliği yapanların müdahale etmesi lazım. Ben sadelikten yanayım. İşleme bile olsa dümdüz bir şeyin üstünde işlemeyi göstermeyi tercih ediyorum. Ne kadar sade olurlarsa o kadar zarif ve şık olurlar.

4