'Herkes bizi sevmek zorunda değil'

TOBB'da bir konuşma yapan Erdoğan, '76 milyonun hükümeti olduklarını' söyledi ve ekledi: "Herkes bizi sevmek zorunda değil."

'Herkes bizi sevmek zorunda değil'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) yarın yapılacak 69. Genel Kurulu öncesinde delegelere hitap etti.

Erdoğan, 'demokrasi'nin önemine dikkat çektiği konuşmasında Gezi Parkı eylemlerini eleştirdi.

Herkesi memnun etmenin mümkün olmadığını söyleyen Erdoğan, "Herkes bizi sevmek zorunda değil. Böyle bir mecburiyet yok" dedi.

Erdoğan kendisine yöneltilen 'diktatör' eleştirilerine de yanıt verdi, "Seçimin olduğu sandığın olduğu ortamda diktatörlük olmaz, sandık demokrasinin namusudur" ifadelerini kullandı.

Başbakan Erdoğan şöyle konuştu...

Kazanımlarımızı artırmak istiyorsak, demokrasiye sahip çıkmalıyız. TOBB, demokrasi için 10.5 yıl boyunca üzerine düşeni yerine getirdi. Bundan sonrada duyarlı olacaklarına kazanımlarımıza sahip çıkacaklarına yürekten inanıyorum.

Herkes bizi sevmek zorunda değil. Bunu samimi söylüyorum. Böyle bir mecburiyet yok. Herkes partimizi, politikalarımızı, icraatlarımızı, duruşumuzu, tavrımızı sevmek, beğenmek, onaylamak zorunda değil. Böyle birşey yok, olamaz.

'76 MİLYONUN HÜKÜMETİYİZ'

Biz, 76 milyonun tamamımın hükümetiyiz. Seven sevmeyen fark etmez. Her zaman söylüyorum: Biz, bu millete efendi olmaya değil, bu millete hizmetkar olmaya geldik.  Bizler 76 milyonun tamamının memnun olacağı politikalar üretmekle kendimizi mesul görüyoruz. Ama yüzde 100 herkesi memnun etmek mümkün mü O da mümkün değil ama biz bu niyetle adımlarımızı atacağız. Temennimiz odur ki niyet hayır olduktan sonra, akibet de hayır olur. 76 milyonun fertleri arasında hiçbir ayrım yapmak, asla. Batı ne hizmet alıyorsa doğu da o hizmeti alacak. Kuzey ne hizmet alıyorsa güney de o hizmeti alacak. 10 yıl önce denilseydi ki Bingöl'e, Kastamonu'ya, Şırnak'a havalimanı yapılacak, samimi olarak kim inanırdı buna?

'SEÇİM VARSA DİKTATÖRLÜK OLMAZ'

Bizi sevmeyen, onaylamayan, beğenmeyenler olabilir. Bunun bilincindeyiz. Demokrasilerde seçim ve sandık zaten bunun için var. Sevenler, sevmeyenler orada ortaya çıkacak. Anayasamıza göre merkezi yönetim için 4 yılda bir, yerel yöneticiler için 5 yılda bir seçim sandığı milletin önüne gelir, millet o engin ferasetiyle o engin basiretiyle iktidardaki partiye hesabını sorar. Ona ya devam der ya tamam der. Seçimin olduğu, sandığın olduğu, milletin tercihini özgürce kullandığı bir ortamda diktatörlük olmaz, oradan zulüm sadır olmaz.

Sandık demokrasinin namusudur, sandık demokrasilerde hesap sorma makamıdır, sandık demokrasilerde çıkış yoludur, emniyet supabıdır, demokrasinin bizatihi teminatıdır.

'SANDIK KAYBEDENİ BELİRLER'

Ancak ben şunu da kabul ediyorum: Sandık kazananı belirlemekten çok, kimin kaybettiğini belirleyen bir demokratik araçtır. Kazanan zaten ülkenin tamamıdır, orada hiçbir şüphe olmaz. Sandıktan çıkan hükümet zaten ülkenin tamamının hükümetidir. Sandık sonucundan asıl ders çıkarması gereken kazanan değil, kaybeden olmalıdır. Kaybeden nerede hata yaptığını, nasıl hata yaptığını, milletin teveccühünü neden göremediğini enine boyuna ölçüp biçmeli, bir sonraki seçime de ona göre hazırlık yapmalıdır.

'KAZANDIM HER ŞEYİ YAPARIM'A KARŞIYIZ'

Ben sandıkta kazandım her şeyi yaparım, biz buna da karşıyız. Asla buna prim vermedik, asla prim vermeyiz. Ne aldık Yüzde 50. Acaba diğer yüzde 50'nin içinden daha ne kadar alabiliriz, biz bunun hesabını yapmaya başlarız. Çünkü sandıkta kazanan milletin tamamıdır. Biz de 76 milyonun partisiyiz, 76 milyonun hükümetiyiz. Ancak ben sandıktan çıkamadım, çıkamıyorum diyerek başka yollara tevessül etmek gayrimeşrudur, demokrasi dışıdır, milli iradeye, milletin tercihine de tamamen aykırıdır. Yani çoğunluğun azınlığa hükmetmesine hep birlikte karşı çıkacağız, karşı duracağız. Ancak Türkiye'de 10 yıllar boyunca yaşandığı gibi azınlığın çoğunluğa hükmetmesine, baskı kurmasına, dayatmalar yapmasına demokrasi adına hep birlikte karşı duracağız."