Herkes gibi olmadan herkes için şarkılar yaptı

Herkesin acısına ortak olan bir Sezen Aksu şarkısı mutlaka vardır. Ya 'Gitme kal ne olur' diyemediği için pişmanlık duyduğu, ya da dediği halde kalmayan bir sevgili. Veya 'İstanbul İstanbul olalı böyle keder görmedi' dediği dert ortağı. Sezen Aksu herkes gibi olmadan herkes için şarkılar yaptı. Bu şarkılar küçük bedenine sığmayan duygularının, yaşadıklarının, yaşamının ifadesi... Sezen Aksu kendini anlatmayı sevmez biz onu anlatalım istedik...

Herkes gibi olmadan herkes için şarkılar yaptı

Sezen Aksu’nun yaşam macerası 1954’ün 13 Temmuz’unda Denizli Sarayköy’de başlar. Fen öğretmeni Şehriban Yıldırım ile matematik öğretmeni Sami Yıldırım kızlarına Fatma Sezen adını koyar. Fatma Sezen 3 yaşındayken İzmir’e taşınırlar. Biraz büyüdüğünde küçük bedenine sığmayan asi ruhu nedeniyle mahallede ‘Cüce bela’ diye anılır. 8 yaşındayken babası ‘Bu çocukta bir tuhaflık var’ diye psikoloğa götürür. Psikolog, “Dokunmayın buna. Canı büyük, bedeni küçük. Sığmıyor” der. Aynı psikolog yıllar sonra sahnede bunu Sezen Aksu’yu arar. “Biliyor musun Sezen ben senin deli olduğunu o gün ailenden sakladım!” der.

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

Öyle kabına sığmıyordu ki evden kaçıyordu

Sezen Aksu bir röportajında o günleri şöyle anlatır: “Bir yaşıma kadar saçım yok, kabak kafalı bir Sezen’dim... Bir tek dudaklar gene böyle, iri etli dudaklar. Biraz büyüyünce adım ‘Cüce Bela’ ya çıkmıştı. İlle de dikkat çekeceğim. Hiçbir şey yapamasam, durduk yerde düşüp bayılırdım. İnsanlar benimle ilgilensinler diye neler yapmazdım ki. Habire evden kaçardım mesela. 10 yaşımda makyaj yapardım. Bir gün kafamda senaryo yazıp bavulumla birlikte evden kaçtım. Kimsenin dikkatini çekmediğimi anlayınca, bir merdiven köşesinde ağlayarak dikkat çekmeye çalıştım. Nihayet biri benimle ilgilendi ve polise teslim etti. Anne-babam, bana çok iyi davrandı. 15 gün sonra tekrar kaçtım. Bu kez annem çok kötü dövdü.” Sezen Aksu’nun dikkat çekme merakı hiç bitmez, saçını haftada bir başka renge boyar, yalancıktan intihar eder. Şarkı söyleme merakı da çocukken başlar: “Bizimkiler evden gidince, ışıkları kapatıp şarkı söylerdim. Çaktırmadan aşağıda kaç kişinin beni dinlediğine bakardım. Bir gün ‘Her yer karanlık’ diye şarkı söylerken, babam saçımdan tutup ‘Işıkları açtım kızım’ demişti.” Konak-Köprü troleybüsünde bile şarkı söylüyordu Sezen. O yıllarda “Allah babama acıdı da şarkıcı oldum.” dediği bir de takıntısı vardır Sezen Aksu’nun: Dansöz olmak. Lisedeyken ekonomik bağımsızlık için yakın arkadaşıyla bir güzellik salonu açar ama sonuç hüsrandır..

Ses yarışması için 5 kuruşsuz İstanbul’a kaçar

16 yaşında bir ses yarışmasına katılmak için son parasıyla İstanbul’a kaçar Sezen. Birinci olamaz ama hemen büyük bir yapımcıya gider. “Senden ne köy olur ne kasaba” cevabını alır: “Cebimde para yoktu, kalacak yerim de yoktu. Unkapanı Çarşısı’nda geziyor, şarkılarımı dinletmeye çalışıyorum. Tabii annemin babamın haberi yoktu! Allahtan yolun başındayken Şanar Yurdatapan, Melike Demirağ ve Atilla Özdemiroğlu gibi iyi insanlara rastladım. Gazetelerde resimlerim çıkmaya başladı. Eve gelen gazeteyi babam okumadan kalemle eteğimin boyunu uzatırdım.”Sezen ilk zamanlar Ajda Pekkan’ın etkisinde olduğunu söyler. ”1975’te Sezen Seley adıyla piyasaya çıkan ilk 45’liği ‘Haydi Şansım’ hiç satmaz ama o yılmaz, 1976’ya gelindiğinde şarkıları yıllarca dillerden düşmeyecek bir Sezen Aksu vardır. ‘Cüce Bela’ Sezen Fatma Yıldırım, Türkiye’nin tanıdığı ‘Minik Serçe’ Sezen Aksu olmuştur. Pop müziğin kraliçesidir artık o.

Özgür ruhu aşkları da özgür yaşadı

Sezen Aksu’nun özgür ruhu, aşkları da dilediği gibi yaşar. 20 yaşında bir müzisyenle, Hasan Yüksektepe ile evlenir. Bu evlilik kısa sürer. Sonra üç yıl okuduğu Ziraat Fakültesi’nde tanıştığı deniz jeoloğu Engin Aksu ile evlendiğinde Sezen 21 yaşındadır. Sezen Aksu, soyadını hâlâ taşıdığı ikinci eşi Engin Aksu ile tanışmalarını, “Onunla fakültenin bahçesinde karşılaştım... Çok kendini beğenmiş, gururlu bir hali vardı. Üstelik davranışları hayli sinir bozucuydu. Bir an göz göze geldik. Ve...” diye anlatmıştı o günlerde. Engin Aksu nikahtan 7 ay sonra Kanada’ya doktora yapmaya gidince araya mesafeler girer. Bu evlilik de sürmez. Sezen, 10 Temmuz 1981’de Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde Sinan Özer ile üçüncü evliliğini yaparken, 4,5 aylık hamile olduğu haberi de yayılır. 11 Kasım 1981’de ileride kendisi gibi müziği seçen oğlu Mithat Can Özer dünyaya gelir. Sezen artık annedir. Sezen Aksu o günlerde bir dergiye yaptığı açıklamada, “Beni Ocak’a kadar rahatsız etmeyin” der. Ama kendi rahat durmaz, Aralık’ta ‘Sezen Aksu Aile Gazinosu’ müzikali için çalışmaya başlar. Bu evlilik de sürmez, 1983’te oğlunun babasıyla yollarını ayırır. Sezen Aksu dördüncü evliliğini de gazeteci-belgeselci Ahmet Utlu ile yapar. Bu evlilik de yürümez.

Onno ile silahla kovalamaya varan şiddette aşk yaşadı

Sezen, ‘En büyük aşkım’, ‘Evrenin, Tanrı’nın bir hediyesiydi’ dediği Onno Tunç’la evlenmez ama 12 yıl süren, büyük ve fırtınalı bir aşk yaşar. Sezen, “Aşkın aşk halini yaşadım ben onunla” diye tanımlar Onno ile yaşadığı aşkı. Onno Tunç ile yaşadığı aşk şiddetlidir, kavgalı, gürültülüdür. Onno Tunç’u bir kavga sonrası silahla sokakta kovalamaya varan şiddetli bir aşktır bu. Sezen bir röportajında bu olayı şöyle anlatır: “Sabah saatlerinde başladık tartışmaya Onno’yla. Akşam oldu, hala tartışıyoruz. Ağlamaktan gözlerim şişti. Evlerimiz de karşılıklı. Döne döne tartışma, kavga. Sonunda bu geldi, kapımı tekmelemeye başladı. Birden yukarı fırladım ve Smith Wesson marka silahımı kaptım. ‘Ne diyorsun sen Onno!’ diye namluyu doğrultup kapıya fırlayınca, bu adeta ışınlandı. Yok oldu birden. Zigzaklar çizerek kaçtı. Ben onu duvar dibine sindi sandım. Meğer karayoluna fırlamış, koşuyor. O halini görünce, ben de asfalta çıktım, gülmekten sırtüstü uzanıp debeleniyorum asfaltta. Nasılsa o korkuyla uzun süre geri dönmez dedim, içeri girdim. Meğer o akşam Levent civarında beş ev soyulmuş. Polis gece karanlığında panik halinde koşan Onno’yu görünce ‘Hırsız budur mutlaka’ diyerek enselemiş. ‘Ben Onno Tunç’um’ demiş ama karakoldaki hiçbir polis tanımamış bunu. Kavga ettiğimiz için benim adımı da verememiş. Sabahı karakolda etmiş. Derken, onu tanıyan bir polis gelmiş sabah. Sevincinden polisin boynuna sarılmış. Ancak o zaman salıvermişler. Bir daha kapımı hiç tekmelemedi!” Onno Tunç 1996’da kendi kullandığı uçağın düşmesi sonucu hayata veda eder. Ve Sezen’in dilinde hasret olur, ayrılık olur. Onno Tunç’a ithafen ‘Düş Bahçeleri’ isimli albümü çıkartır.