Ergun Hiçyılmaz

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Herkesin hayran olduğu mimar

Pazartesi, 23 Ağustos 2010 - 05:00

Kanuni Sultan Süleyman, Ayasofya’dan daha büyük ve güzel bir eseri İslam alemine hediye etmek istemişti. Bu öyle bir eser olmalıydı ki, kendisinden sonra bir benzeri yapılmasın ve ‘Süleyman’ adı ebediyen hatırlansın. Yer olarak eski sarayın, şimdiki üniversite binasının bulunduğu alan tespit edilmiş, yapımı ile Mimar Sinan’ı görevlendirmişti.

Sinan, planını biri cami diğeri avlu olmak üzere iki kare üzerine yapmıştı. Avlunun dört köşesindeki minarelerin şerefeleri, Kanuni’nin padişahlık sırasını göstermek üzere 10 tane olacaktı. İnşaatta kullanılacak mermerler Marmara Adası’dan, yeşil mermerler Arabistan’dan, profil sütunlar da Bizans koşu yerinden alınmıştı. İnşaat tam 8 yıl sürmüştü. Temelin oturması için ara verilen bir yıl İran Şahı Tahmasb’a yanlış aksettirilmiş, para bulunamaması yüzünden inşaata ara verildiği fikrine kapılmıştı.

Görünüşte yardım amacı taşıyan, aslında bir kuvvet gösterisi olarak bir çekmece dolusu mücevheri Kanuni’ye göndermişti. Bu duruma çok kızan Kanuni, İran elçilerinin gözü önünde mücevherleri Mimar Sinan’a vermiş ve “Bu değerli taşlar benim camimin taşları arasında kıymetsizdir. Hemen bunları da harca karıştır ve inşaatta kullan” demişti. Sinan taşları minarelerin yapılmasında kullanmıştı. Güneş ışığında parlayan elmaslar yüzünden minarelerden biri ‘Cevahir Minare’ olarak anılır.

138 pencere ile aydınlatılan camiinin akustiğini çok iyi düzenlemişti. Kubbenin ortasına asılan bir saatin tıkırtıları, en uzak köşelerden dahi duyuluyordu. İnşaat sırasında padişaha Mimar Sinan da şikayet edilmişti. “Kubbenin durması şüphelidir. Mimar bunu saklamak için başka işlerle uğraşıyor” gibi sözlere padişah itimat etmemiş, 2 ay sonra anahtarı teslim edeceğim” diyen Mimar Sinan da sözünü tutmuştu.

Bundan memnun kalan padişah da camiyi açma şerefini Sinan’a vermişti. Kubbesinde büyük hattat Ahmet Karahisari’nin “Allah gökleri aydınlatmıştır” yazısının etrafa nur saçtığı Süleymaniye Camii için Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi büyük şairlerimiz de en güzel şiirlerini yazmıştı.

CAMİYE HERKES HAYRAN OLMUŞTU

Süleymaniye Camii asırlar boyu birçok merasimin yapıldığı bir cami olacaktı. Padişahların cuma namazlarını kılmaları, büyük vaizlerin konuşmaları Süleymaniye’ye renk katan olaylardı. İstanbul’a gelen sefirler, seyyahlar ve hükümdarlar camiyi gezmişler ve hayranlıklarını belirtmişlerdi. İran Elçisi Şahkulu Han, Süleymaniye’yi gezdiğinde hayranlığını şükran secdesine kapanarak göstermişti. Kimi zaman da üs olarak kullanılmıştı. III. Mehmet dönemindeki büyük sipahi isyanında Sadrazam Yemişçizade Hasan Paşa, erken saatlerde caminin avlusuna bakan taraftaki merdivenlere çıkıyor, padişah fermanını okuyarak At Meydanı’nda toplanan sipahilere karşı harekete geçiyordu.

ASIRLARA HÜKMEDEN BÜYÜK TÜRK MİMARI

Sinan, Kayserili bir Türk ailesinin, Yeniçeri Ocağı için devşirme olarak alınan oğludur. At Meydanı’ndaki Acemi Oğlanlar Okulu’nda yapıcılık ve dülgercilik eğitimi almıştı. İlk yaptığı eser Estergon’daki Kızıl Elma Camii minberi, İstanbul’da ise Şehzade Camii’dir. Bunları birbiri ardına köprüler, camiler, türbeler, kervansaraylar izlemiş, 100 yaşına kadar birçok esere imzasını atmıştı. Süleymaniye Camii’nin ardından Edirne’de yaptığı Selimiye Camii, usta mimarın 84 yaşında olmasına rağmen dehasının gücünü gösteren bir eserdi. Son eseri Çekmece Köprüsü’ydü ve ancak II. Selim devrinde bitirebilmişti. 1588 yılında Süleymaniye’deki evinde vefat etmiştir.