Hiç lüzum yok

a
a
Çarşamba, 22 Eylül 2010 - 05:00

Başkanlık Sistemi nedir ki? Kişiliğin yoksa, elinde bulundurduğun yetkiler on para etmez. Ama kişiliğinde ağırlık varsa, Başkan olmadan da Başkansın.

Demirel, Ford Tesisleri için onlara Çankaya’nın bahçesini açarım derken, gücünü anayasadan değil, kendi kişiliğinden alıyordu.

Bahçeyi sahiden bahşedecek miydi? Hayır. Ama bu üslup ona yakışıyordu. Tıpkı verdimse ben verdim gibi.

[[HAFTAYA]]

***

Özal da öyleydi.

Hanedan yakıştırması cuk oturmuştu. Anayasayı bir kere delmekle birşey olmaz derken ne kadar da muzipti.

Askeri Kıt’ayı şortla teftiş mi etmiş ne... Etmedim diye çok yırtındı. Ama biz ettin diye tutturduk...

Yahu tesadüfmüş.

Hayır, değil, resmen teftiş diyerek Tonton Amca’yı müstesna bir koltuğa oturttuk.

Yakışınca yakışıyor birader.

Buna mukabil Ankaragücü’nü 1. Lig’e terfi ettirmek, Evren Paşa’nın üstünde sırıtan bir smokin gibiydi. Olmadı işte... Oldu ama millet gülmekten kırıldı.

***

Bunları niye yazıyorum?

Dersimiz yine Başkanlık/Yarı Başkanlık Sistemi.

Bence lüzum yok.

Muktedir olmayı bilenler, sistem falan dinlemezler. Bütün mesele, yakışıyor mu, yakışmıyor mu?

Çünkü “ben yaptım oldu” var ya, yasal dayanağa rağmen bazen sırıtabilir. Eh, sırıtacaksa, yasal dayanağa ne gerek zaten? Yürü, geç, git.

Muktedir bir Başbakan’ı, muktedir olmayan rutin bir Devlet Başkanı’na bin kere tercih ederim.