Holigan çocuğun moda dünyasına kattıkları...

Cumartesi, 20 Şubat 2010 - 05:00

Geçtiğimiz hafta Londra’daki evinde intihar eden Alexander McQueen, ölüm şekli ve zamanı ile de farkını gösteren bir tasarımcı, moda dünyasının alışık olmadığı bir karakterdi. Bu yüzden kendisine ‘modanın holigan çocuğu’ diyorlardı. 90’lı yıllarda Givenchy’nin başındayken saldırgan tarzıyla moda dünyasını sarsmış ve sektöre yenilikler katmıştı. John Galliano’dan baş tasarımcılığını devraldığı Givenchy’de bir Fransız moda evinde çalışan ikinci İngiliz tasarımcı olmuştu.

Defileleri sunumdan öte adeta teatral bir gösteri şeklinde geçiyordu. Kate Moss’un uyuşturucu skandallarından sonra bütün markalar anlaşmalarını iptal ettiğinde, Alexander McQueen 2006 kış defilesinde sahneye Kate Moss’un 3 boyutlu holografik bir görüntüsünü yansıttı. Herkes büyülenmiş bir şekilde Kate Moss’u ve tasarımcıyı alkışlarken McQueen konukları “Seni Seviyoruz Kate” yazan bir tişört ile selamlıyordu.

Paris’te tanıttığı 2009 yaz koleksiyonunda hayvan temasını işleyen modacı, defilenin sonunda konukları selamlamak için sahneye tavşan kostümüyle geldiğinde salondaki gülme sesleri alkış seslerini bastırmıştı.

McQueen defileleri hep en yoğun ilgi gören defilelerdendi çünkü asla sürprizsiz geçmezdi. Kuş kafesleri, kelebekler, kanatlar, upuzun topuklar, suyla dolu bir podyum...

1996 yılından önce hep yüksek olan pantolonların beli Alexander McQueen sayesinde düştü. Beli açıkta bırakan pantolonların ilgi görmeyeceğini zanneden moda dünyası, sokaktaki insanların bu yeni akımı ne kadar çabuk benimsediğine şaşırıyordu. Alexander McQueen o yıllarda Givenchy markası için çalışıyordu ve bütün markalar pantolon belleriyle oynamaya başlamıştı.

Alexander McQueen insanlara duyarlı ve ayrımcılığa karşı bir tasarımcıydı. Hintli mankenleri podyumuna çıkaracak kadar cesur birisiydi. 1999 yılında Givenchy için çalışırken iki bacağını da kaybetmiş ABD’li atlet Aimee Mullins’i podyuma çıkarmıştı. Aimee Mullins için tasarladığı protez bacaklar, el oyması harika birer çizme görünümündeydi.

McQueen çıraklığını İngiliz erkeğinin ısmarlama kıyafet mabedi Savile Row’da yapmıştı. Ünü mükemmel ısmarlama kıyafet yaptığı yönündeydi. Öyle ki; kendisine İngilizce’de ‘Büyük İskender’ anlamına gelen “Alexander The Great” diyenler bile vardı. Anderson & Sheppard ve Gieves & Hawkes’dayken geleneksel terziliğin şekil ve oran kurallarını öğrenmişti. Sadece kumaş ve makas kullanarak bile harikalar yarattığı söyleniyordu. Alexander McQueen şaşırtıcı, yaratıcılıkta sınır tanımayacak kadar uçuk ama aynı zamanda mükemmel bir işçilikle, giyilebilir elbiseler yaratan bir tasarımcıydı.

McQueen modanın bir sanat olduğunu savunuyordu. Tasarımın sadece kıyafetlerle sınırlı kalmasını istemiyor, desenlerin bir hikayesi olmasını istiyordu. 1999 yılında tanıttığı yaz sezonu koleksiyonunda beyaz bir elbiseyle sahnede duran mankeni uzaktan kumandalı iki robot aracılığıyla sprey boyalarla boyamış ve elbiseyi desenli yapmıştı.

 

Kurukafa desenleri Alexander McQueen’in koleksiyonlarıyla hayatımıza girdi. Kıyafetlerinde kullandığı kurukafa baskıları, çanta ve yüzüklerinde de sıkça görülen bir motifti. Alexander McQueen’in kurukafalı eşarpları geçtiğimiz yılın en çok satılan ürünlerinden olduğunda herkes modası geçecek sanıyordu. Ölümünün ardından tüm stokları tükenen eşarplar sadece Johnny Depp, Lindsay Lohan, Nicole Ritchie ve Cameron Diaz gibi ünlülerin değil tasarımcıya vefa göstermek isteyen tüm sevenlerinin boynundaydı artık...

 

HUBAN AYŞEM-POSTA

huban.aysem@posta.com.tr

3