Hüzün dolu bir mektup

Cumartesi, 30 Ağustos 2014 - 05:00

Bu hafta Uluslararası Af Örgütü’nden, şimdiye dek aldığım en önemli basın bültenlerinden biri geldi. Uluslararası Af Örgütü İsrail Direktörü Yonatan Gher kendi hikâyesini anlatmış. Görev, aile, toplumlar ve insanlık adına yazmış. İsrailli olmasına rağmen Gazzeli çocukları düşünerek, onların Çelik Kubbesi olmadığını ve bombalar altında öldüklerini anlatmış. Dünyanın böyle insanlara daha çok ihtiyacı var! Kısaltarak sizlerle paylaşıyorum: “Ben ve erkek kardeşim, mevcut İsrail-Gazze çatışmasını oldukça farklı bir şekilde tecrübe ediyoruz.

Kardeşim 20 yaşında, askerlik yapıyor ve Gazze’de çatışıyor. Diğer yandan ben, çatışmanın iki tarafının da işlediği bariz suçları belgelemek ve bu konuda kampanya yapmakla ciddi biçimde ilgilenen Uluslararası Af Örgütü’nün İsrail Şubesi Direktörü’yüm. Ben aynı zamanda bir vicdani retçiyim. Pozisyonum, günlerimi kardeşim ya da benzer durumda olan diğer akrabalarım için de endişelenerek geçirdiğim gerçeğini değiştirmiyor. Bu çatışmanın başlangıcından beri 1.800’den fazla Filistinli, 64 İsrail askeri ve üç sivil İsrailli öldü.

Kaybedilen bütün bu hayatlar iki ülke tarihi için trajik. Bu konuda ‘taraf’ olmayı reddederken ve her hayatın kutsal olduğunu düşünürken görecelilik, bağlam ve mazur gösterme olmaksızın insan hakları söylemini iyi bir sığınak olarak görüyorum. İnsan haklarının hukuki bir çerçevesi var: Dünya ülkelerinin en iyi ahlaki kurallarının daha da üstünde bir noktaya inşa edilmiş bir çerçeve... İsrail’de insan haklarına yönelik özel bir ilgi olmalı, çünkü İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya “bir daha asla” demişti! Fakat sayısız kez, İsrail’in dünyanın geri kalanı için başka, kendisi için başka standardı olduğuna tanıklık ettik. Başka ülke yaptığında insan hakları ihlali sayılan eylemler burada olduğunda ‘siyasi’ addediliyor.

Şu an saat 02.30 ve füze sirenleri çalmaya başladığı için beş yaşındaki oğlumu az önce yatağından kaldırdım. Onu ‘güvenli bölge’ ilan ettiğimiz merdiven boşluğunda, kucağımda tutuyorum. Bir dakika içinde birkaç gürültülü patlama duyacağız, Çelik Kubbe’nin bizi öldürmek için gönderilen roketleri durduracağını umacağız. Oğlum, Gazze’de de sirenlerin olup olmadığını merak ediyor. Ona Gazze’de siren ve Çelik Kubbe olmadığını açıklıyorum. “Oradaki çocukları ne koruyor?” diye soruyor. Gazze’deki çocuklar, benim çocuğum ve bu çatışmanın iki tarafındaki bütün siviller için son sınır; insan haklarının her ülke için aynı şekilde uygulanması ve muhafaza edilmesidir!

 

KORELİ DEMİR ÇOCUKLAR

Tam da çeşitli ülkelerdeki eğitim sistemlerini anlatan uluslararası PISA sınavı sonuçlarını (biz 81. sıradayız!) değerlendiren ‘The Smartest Kids in the World’ (Amanda Ripley) kitabını okurken geldi haber; “TEOG sınavında 40.000 öğrenci ‘tercih yapmadan’ imam hatip liselerine yerleştirildi.” Bu şekilde, uluslararası eğitim arenasında adı anılır ülkelerin yaptığının tam tersini yapmaya devam ediyoruz. Adeta memnunuz ‘dünya seksen birincisi olmaktan!

Bakalım dünya ikincisi Güney Kore ne yapıyormuş? Güney Kore çok zengin bir ülke değil. Ama çok çalışkan bir ülke. 1950 yılına dek ülkede okuma yazma oranı çok düşük olmasına, Kore dilinde matematik terimlerinin karşılıkları bile bulunmamasına rağmen, şu andaki eğitim ve ekonomi başarıları, çocuklarını neredeyse ‘acımasızca’ eğitmelerinden, çok üst düzeyde öğrenimden geçirmelerinden kaynaklanıyor. 1960 yılında 51 öğrenciye 1 öğretmen düşüyormuş (yaklaşık bizim sınıf mevcutları). Bugün ise ilk ve orta öğretimde sınıflar 20 kişilik.

En başarılı öğretmenleri, en yüksek maaşlar ile çalıştırma politikalarına ulaşmaları sonucu; ülkenin sıradan bir öğrencisi bile pek çok ülke öğrencisinden kat ve kat bilgili şekilde mezun oluyor. Eğitim olmadan Güney Kore’nin bugünkü refah seviyesine ulaşması mümkün değildi. 1960 yılından beri kişi başı gelirini yüzde 40.000 (kırk bin) arttıran Güney Kore’de eğitim adeta yoksulluğa karşı bir aşı olarak kullanıldı! Güney Kore çocukları dünyanın en iyi matematik ve fen bilimleri eğitimi alan, ülke içi ve dışında yüksek teknolojili işlerde çalışan çok değerli insan kaynağı olarak yetişiyorlar.

Kolay yolu seçmeden, kestirme çözümler aramadan, zorlu bir eğitimden geçerek bu başarıya ulaşan Güney Kore’de yapılan zeka ve matematik yetenek testlerinde, diğer ülke çocuklarına göre herhangi bir üstünlük bulunamamış! Yani bunun sırrı çalışmak, çok çalışmak ve daha çok çalışmak! Hiçbir yeraltı kaynağı ve doğal zenginliği olmayan bu ülkenin, dünyanın en başarılı ekonomilerinden biri haline gelmesinde eğitimin önemini anlayarak; aynı yolda bizim de ilerlememiz dileği ile...

2